Gülbank Nedir, Ne Demek, Duası, Sözleri, Örnekleri, Hakkında Bilgi

252

Tarikat toplantılarında, bazı dinî ve resmî törenlerde belli bir edâ ile veya makamla okunan dua.

Farsça’da “gül sesi” mânasına gelen kelimeye sözlüklerde birbirine yakın an­lamlar verilmiştir. Dihhudâ, gülbâm ile gülbangin Farsça’da aynı mânaya geldi­ğine işaret ettikten sonra “coşkulu bir şekilde yüksek sesle bağırma, savaş es­nasında askerlerin attığı nâra. bülbül sesi, müjde, bir makam adı” olarak kul­lanılışlarına dair birçok örnek vermek­tedir. Mütercim Âsim gülbangi, “Mehterler nevbete baş­larken ve selâtîn ü vüzerâ süvâr olurken çavuşlar yek-dehen demsâz olurlar” şek­linde “alkış”a yakın olarak tarif eder. Türkçe söz­lüklerde kelimeye, “bir cemaat tarafın­dan bir ağızdan makamla çağrılan dua ve sürûd ve ahenk veya tekbir ve tehlîl; vaktiyle mektebe yeni başlayan çocu­ğun hanesi kapısının önünde mektep çocuklarının ettikleri dua”; “âyinlerde ve bazı merasim­de müteaddit adamlar tarafından dua ve alkış tarzında hep bir ağızdan bağrış­ma” gibi karşılıklar verilmiştir. Gülbank okunması için daha çok “gülbank çekme” deyimi yaygındır.

Gülbank kelimesi Türk edebiyatında bu anlamların yanında başka mânalar­da da kullanılmıştır. Nef î’nin, “Tuta dün­yâyı hep gülbang-i kûs-ı nusret âvâzf mısraında gülbank “zafer havaları vu­ran kös sesi, zafer narası” anlamında­dır. “Hükm-i âsafla arşı aldı erbâb-ı salâh / İşitip gülbang-i İslâm’ı adû etti enîn” (Sürûrî) beytinde şair gülbank ke­limesini tekbir ve tehiîl yerine kullan­mıştır. Yahya Kemal’in bir mehter mar­şı olarak bestelenen “Yeniçeriye Gazel” adlı şiirinde yer alan, “Vur pençe-i Alî’­deki şemşîr aşkına / Gülbangi asumanı tutan pîr aşkına” beytinde ise “dua ve zikir anlamındadır. Şeyh Gaüb’in bir na’-tındaki, “Gülbang-i kudümün çekilir arş-ı Huda’da / Esmâ-i şerifin anılır arz u se­mâda” beytinde Hz. Peygamber’in adı­nın arş ve semada yankılanması gülbank kelimesiyle ifade edilmiştir. Fars ve Türk edebiyatlarında ezan İçin ayrıca “gül­bang-i Muhammedi” ve “gülbang-i müselmânî” tamlamaları kullanılmaktadır.

Gülbankler yapılacak İşin hayırlı, uğur­lu olması veya sağlık, esenlik, basan di­leğiyle ve kalıplaşmış bir ifade tarzıyla Allah’a yalvarıp yakarmayı dile getiren dua metinleridir. Osmanlı cemiyet ha­yatında çeşitli toplantılar yanında dinî törenlerde, özellikle tarikat âyinlerinde okunan birbirinden farklı gülbank me­tinlerinin en belirgin vasıflan, dualar gi­bi seci ve iç kafiyelerin de yardımıyla ve belli bir eda ile yüksek sesle okunmaya elverişli melodik bir yapıya sahip bulun­malarıdır. Gülbankler, genellikle bitiri­len işin ardından gülbank çekmekle gö­revli kişi tarafından okunur.

“Terceman” kelimesi de zaman za­man gülbank ile eş anlamlı olarak kul­lanılır. Ancak terceman ile gülbank arasındaki en önemli fark tercemanın ya­tağa girildiğinde, uykudan kalkıldığın­da, tıraş olurken, yeni ay görüldüğünde, bir kabir veya türbe ziyareti esnasında bir kişi tarafından okunabilmesidir. Gül­bank ise topluca yapılan bir merasim sırasında belirli bir âdâb içinde şeyh, de­de, baba veya bu işle görevli kişilerce çekilir. Genellikle Türkçe olan ve daha çok Bektaşîler’le fütüvvet ehli arasında yaygın olan tercemanlann bilhassa man­zum olanlarının bir kısmının müellifi bel­li olduğu halde gülbankler anonimdir. İsmail Erünsal’ın özel kütüphanesinde bulunan yazma bir cönkte “dâr, tâc, vu-dû, gusül, ikrar, veda, eşik, çamaşır, post, meydan, teslim, niyaz, tîğ-bend, ziyâret-i türbe, tevbe, su, lokma, yatak, çırağ, hak, hayırlı” başlıkları altında yir­mi bir terceman metniyle bir sabah gül­bangi yer almaktadır.

Osmanlı hayatında gülbank okuma geleneğinin gelişip yayılmasında tekkelerin ve tasavvuf erbabının önemli tesiri olmuştur. Doğum, ad koyma, sünnet ol­ma, mektebe başlama, tarikata giren yeni dervişe arakıyye giydirme, evlenme gibi törenlerde ve cenazelerde bir şeyh veya hoca efendi tarafından gülbank okunurdu.

Mevleviyye, Bektaşiyye ve Halvetiyye’-nin bazı kollarının yanı sıra Yeniçeri Oca-ğı’nda da gülbank okunması yaygın bir âdetti. Fütüvvet ehli esnaf arasında ya­pılan yaran toplantılarıyla çıraklık, kal­falık, ustalık gibi esnaf teşkilâtı mera­simlerinde de gülbangin önemli bir yeri vardı. Yeniçeri gülbanklerinin bir Örne­ği mehter törenleriyle günümüze ulaş­mıştır.

Gülbank metinleri genellikle Türkçe’­dir. Mevlevî gülbanklerinin baş tarafın­da bazan Meşnevfden seçilmiş beyit­ler yanında nâdir olarak da Arapça iba­reler yer alır. Çok uzun gülbank metinleri bulun­duğu gibi birkaç cümleden ibaret olan­lar da vardır. Gülbankler daima “Allah Allah illallah, Allah Allah eyvallah, bism-i şâh Allah Allah” gibi kalıplaşmış bir İfa­de içinde tekrar edilen “Allah” lafzı ile başlamaktadır. Gülbank, hangi işin ar­dından çekilecekse ona işaret eden bir veya birkaç cümle ile devam eder, ar­kasından klasik dua cümleleri yer alır ki bu kısım gülbangin en uzun bölümü­nü teşkil eder. Nihayet Hz. Peygamber ve Hz. Ali’nin adlanyla, gülbank çekenin bağlı olduğu tarikat silsilesinin önde ge­len bazı şeyhleri, özellikle de son şeyhin İsmi anılır. Bu kişilerden medet ve him­met talep edilmesinin ardından gülbank, “Demine devranına hû diyelim” sözüyle sona erer. Dinleyenlerin bir ağızdan yük­sek sesle “hû” diyerek karşılık verme­siyle gülbank çekme işi tamamlanır. Bu son “hû” nefes yettiğince uzatılır. Mev-levîler’de gülbank çekilirken hazır bulu­nanlar sonuna kadar sessizce dinler ve sadece son “hû”ya iştirak ederler. Bek­taşî ve Alevîler’de ise gülbank çekme sı­rasında muhib ve dervişler niyaz vaziye­ti alırlar, yani ayakta bulunanlar ayağı­nı “mühürler”, ellerini niyaz vaziyetinde tutarlar: oturanlar sağ ellerinin parmak uçlannı sol ellerinin parmak uçlan üstü­ne koyacak şekilde yere değdirip üzeri­ne secde eder ve gülbank sonuna ka­dar bu durumda kalırlar; gülbank bitin­ce “hü” diyerek niyazdan kalkarlar. Ayrıca bu esnada belli bir ahenk ile “Allah Allah” diye zikrederek gülbange iştirak ederler. Diğer tarikatlarda dervişler, sec­de durumunda “Allah Allah” diye zikre­dip gülbank çekmeye katılırlar.

Mevlevî tarikatında çok Önemli yeri olan gülbanklere dair çeşitli bilgiler bu konuda yazılmış âdâb ve erkân kitapla­rında mevcuttur. Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlevî Âdâb ve Erkânı adlı eserinde sımat/somat (sofra-yemek), aşure, seyahat şeb-i arûs, zifaf, hatim, eşik, seyahat ve cenazeye dair çeşitli gül­bank metinleri vermiştir. İsm-i celâl zik­rinden sonra çekilen şu gülbank Mev­levi gülbangine örnek olarak verilebilir: “Vakt-i şerîf hayrola, hayırlar fethola, serler defola. Allahu azîmüşşân ism-i zâtının nuru ile kalbimizi pür-nûr eyle-ye. Demler safâlar ziyâde ola. Dem-i Haz-ret-i Mevlânâ, sırr-ı 5ems-i Tebrîzî. ke-rem-i İmâm-ı Alî hü diyelim hû!” Mev-levîlik’te önemli yeri bulunan şeb-i arûs töreninin sonunda şeyh efendi önce, “Bîş-terâ bîşterâ cân-ı men / Peyk-i der-i hazret-i sultân-ı men” beytini, ardın­dan da şu gülbangi okur: “Vakt-i şerîf hayrola, hayırlar fethola, serler defola. Leyle-i arüs-i rabbânî, vuslat-ı halvet-serâ-yi sübhânî hakk-ı akdes-i hüdâ-vendigârîde ân-be-ân vesîle-i i”tilâ-yı makam ve füyûzât-ı rühâniyyet-i aliy-yeleri cümle peyrevânı hakkında şâmil ü âm ola. Dem-i Hazret-i Mevlânâ, sırr-ı Şems-i Tebrîzî, kerem-i İmâm-ı Alî, hû diyelim hû!”

Gülbank ve terceman bakımından en zengin malzemeye sahip olan Bektaşî­likte hemen her tören için ayn gülbank­ler tertip edilmiştir. İkrar, aşure, nevruz, çerağ, ad koyma, sünnet, lokma erkânı, sofra, gasil, cenaze, defin gülbankleri bunların belli başlılarıdır. Tarikata ait âdâb kitaplarıyla cönklerde pek çok ör­neği bulunan bu gülbanklerin bir kısmı, kısmen sadeleştirilip metin farklılıkları­na da işaret edilerek Bedri Noyan tara­fından Bektaşîlik Alevîlik Nedir adlı kitapta verilmiştir. Erkâ­nın tamamlanmasından sonra okunan “büyük gülbank” karakteris­tik bir Bektaşî gülbangidir. Bu gülban­gin hemen hemen aynı unsurları taşı­yan kısa bir örneği şöyledir:

“Bism-i şâh, Allah Allah! Akşamlar hay­rola, hayırlar fethola, serler defola, Mü­minler ber-murâd ola, münkirler mâto-la, münafıklar berbâd ola. Allah Allah! Demler dâim, cemler kâim, ibadetler sa­hih ve salim ola. Gönüller şâdola, mey­danlar âbâd ola, meclisler küşâd ola. Al­lah Allah! Er Hak Muhammed Ali cümlemize muîn ve zahîr ve dest-gîr ola. On iki imam ve on dört ma’sûm-ı pâkân efendilerimizin hayır himmetleri üzerle­rimizde hâzır ve nazır ola. Hemîşe ilti-fât-ı ulyâlan ve rûhâniyyet-i aliyyeleri yâr ve yaverimiz ola. Çağırdığımız dem­de feryâd-reslerimiz oia. Muhabbetleri dâim ve kâim ola. Allah Allah! Nazar-ı şerifleri zahirlerimizi mâmur, bâtınları­mızı pür-nûr eyleye. Hazret-i Hakk-ı ve-liyy-i mutlak rütbe-i a’lâlan der-İ sah-râ-yı mahşer bâ-şehîdân-ı Kerbelâ cüm­lemizi haşr ü cem’ eyleye. Allah Allah! Tâcü’l-ârifîn, gavsü’l-vâsılın, sultânü’l-âşıkin, pîrimiz, üstadımız, melce-i melâzı-mız tiz. Seyyid Muhammed Hünkâr Ha­cı Bektâş-i Veliyy-i Horasâniyyü’n-Nîşâbûrî -kaddese’llahü sırrahü’1-âlî ve’l-celî-efendimiz hazretlerinin himmet-i ulyâ-ları ve rûhâniyyet-i aliyyeleri üzerimiz­de sâyebân ola. Sülûkünde sabit-ka­dem edip kötü işlerde bulundurmaya. Nâmerde muhtaç ettirmeye. Zevk-i vic­dan, ilm ü irfan, kemâl-i hâl, fütûhât-ı kısmet kerem ve inayet eyleye. Allah Al­lah! Mefhar-i ehl-i îmân Hazret-i Balım Sultan, Sarı İsmail Sultan, Hacim Sultan, Seyyid Ali Sultan, Abdal Mûsâ Sultan, Kaygusuz Sultan, Şahkulu Sultan, Man-sûr Baba Sultan ve gelmiş geçmiş de-debaba sultanlar ve bilhassa mürşid-i muhteremimizin (burada zamanın dede-babasının adı söylenir) himmetleri hâzır, kerametleri bahir, velayetleri nazırımız ola. Her geldikçe hakkımızda hayırlısını ihsan eyleye. Güç işlerimizi asan, müşkil işlerimizi halleyleye. Allah Allah! Nefes­lerimizi keskin, tîğlerimizi bürran, dîde-lerimizi bînâ. kalplerimizi musaffa eyle­ye. Çerağ sahiplerinin çerağları rûşen ola. Hayır sahiplerinin hayrı kabul ola. Kurban sahiplerinin kurbanları makbul ola. Allah Allah! Deryada ve karada olan ehl-i îmân can kardeşlerimize sıhhat ve selâmet ihsan eyleye. Ve bu tarîk-ı aliy-yeden güzerân eden ehl-i îmân canların rûh-ı revânları şad ü handan ola. Allah Allah!  Huccâc-ı müslimîne ve guzât-ı müsâfirine hayırlı selâmet ihsan eyle­ye. Namazlarımız, niyazlarımız, erkânla­rımız pesendîde-i bârigâh-ı kibriyâ ola. Hastalarımıza şifâ, borçlularımıza edâ, bi-gayri hakkın esir ve mahbus olanları­mıza hayırlısıyla halâs nasîb eyleyip gâib hazînesinden  merzûk eyleye.   İnâyet-i seyyid-i kâinat, sırr-ı Murtazâ Alî, dem-i pîr hünkâr Hacı Bektâş-i Velî ve çerâğ-ı kânûn-ı evliya ebed ola. Gerçek erenle­rimizin demine, devrânına hû!”.

Alevîlik’te de Bektaşîlik tesiriyle ge­liştiği anlaşılan benzer bir gülbank ede­biyatından söz edilebilir. Ancak Alevî gülbankleri Bektaşîliğe göre kısa ve basit olup daha sade cümlelerden ibarettir.

Mehmet Yaman’ın Alevîlik hakkında yazdığı bir kitapta, bu zümre­nin törenlerinde çekilen gülbanklerden bir kısmını dua adıyla anması ve metin­leri sadeleştirip bazı ilâvelerde bulun­ması, geleneksel gülbank yapısına mü­dahale olarak dikkat çekicidir. Aynı mü­dahale yer yer Bedri Noyan’da da görül­mektedir. Alevî gülbankleri, bazı terce-man ve şiirler ilâvesiyle yeni yayımlan­mış eserlerden derlenerek Ömer Uluçay tarafından Gülbang, Alevilikte Dua adıyla neşredilmiştir.

Cehri zikir yapan Halvetiyye. Kâdiriyye, Rifâiyye gibi tarikatlarda da hemen hemen aynı vesilelerle yapılan merasim­lerde benzer şekillerde kısa gülbankler çekilir. Gülbank çekmekte olduğu kadar zemin ve zamana metinler tanzim et­mekteki kudretiyle de tanınan son Cer­rahî şeyhlerinden Muzaffer Ozak’ın ver­diği sofra gülbangi şöyledir: “Elhamdü­lillah Allah. Elhamdülillah yâ Allah. El­hamdülillah lâ ilahe illallah hû lâ ilahe illallah Allah. Bu gitti ganîsi gele, Hak berekâtm vere. Yensin eksilmesin, taş­sın dökülmesin, kotaranlar, pişirenler, getirenler nur olsun; içleri, dışları sü­rür olsun; gönülleri aşk-ı ilâhî ve aşk-ı resul ile dolsun. Yediğimiz nimet iba­dete kuvvet olsun, gözümüz sırlar gör­sün. Üçler, yediler, kırklar, cümle veliyyullahın himmetleri üstümüzde olsun. Devletimiz adi ile tâ kıyamet payidar ol­sun. Ordularımız düşmana galip olsun. Düşmanlarımız kahr u tedmîr olsun. Ümmet-i Muhammed’in âsileri ıslah olsun. Hastalar şifâyâb, dertlere derman olsun. Âşıklar vuslat bulsun. Bi-hürmeti aşk-ı ilâhî, nûr-ı nebî, kerem-i Alî, gülbang-i Muhammedî, selâmet-i hâzırûn, selâmet-i gâibûn, üçler, yediler, kırklar, İs­lâm’a boyun eğsin cümle ırklar. Kalksın aradan dertler. Dem-i evliyâullah, sırr-ı enbiyâullah bi-şefâatihim ecmaîn. Vâ-ris-i Hayder-i kerrâr, sâki-i aşk-ı ilâhî pîrimiz Sultan Nûreddîn-i Cerrahî dem-i devrânına hû diyelim hû, tekabbel minnâ kerem-i mevlâ yâ Allah hü!”.

Bektaşîliğe bağlı olduğu için Ocağ-ı Bektâşiyân adıyla anılan Yeniçerilik teş­kilâtı merasimlerinde de çeşitli vesile­lerle gülbank okunurdu. Hatta 94 veya 99. cemaat ortasında Hacı Bektaş ba­balarından biri Hacı Bektaş vekili olarak bulunurdu. Bunun yanında, sabah ve akşam saatlerinde ordunun selâmet ve muvaffakiyetine dua etmek için dervişler görevlendirilirdi. Dervişlerin en kıdemlisi, yeniçeri ağası­nın atının önünde giderken yüksek ses­le “kerîm Allah” sözünü tekrar eder, di­ğerleri de buna “hû” diyerek mukabele ettiği için bunlara “cemâat-i hûkeşân” denilirdi. Ayrıca oca­ğın başçavuşları ve çavuşları da zaman zaman kendi ortalarında gülbank çek­me vazifesini görürlerdi. Nitekim yeni­çeri aşçıları olan seğirdim ustaları ara­sındaki en yaşlı üç başçavuştan biri, et­lerin kasaplardan teslim alınmasından önce Etmeydanı’nda yapılan törende meydan şeyhi olarak gülbank taşının üzerine çıkıp gülbank çekerdi. Uzunçarşılı, mevâcib defterle­rinin birinci sayfasında yazılı olan bir gülbank metnini kaydetmiştir. Bu gülbank bes­mele ile başlayıp Fatiha ile bitmesi ba­kımından diğerlerinden ayrılır.

Mehter icrasının sonunda mehterbaşı bir gülbank okuduğu gibi yağlı güreş­lerde ve pehlivanlar eşleştirilirken caz­gırlar tarafından da gülbank okunmak­tadır. Bu gelenek, başta tarihî Kırkpı-nar güreşleri olmak üzere bütün yağlı güreş karşılaşmalarında bugün de de­vam etmektedir.

M. Seyfettin Özege’nin Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataioğu’nûa yer alan Gülbank adlı tek kitapçık, Şem-sü’l-Mekâtib Farsça ve Osmanlıca mu­allimi Hafız ŞemTye aittir. Adından başka konuyla hiçbir ilgisi ol­mayan bu otuz sayfalık risalede müelli­fin tevhid, na’t, tebrik, duânâme ve ga­zellerinin ardından İmam Ali, İmam Şa­fiî, Mevlânâ, Cüneyd-i Bağdadî, Nizamî gibi tanınmış kişilerin çeşitli kitaplardan derlenmiş vecize ve beyitlerinin tercü­melerine yer verilmiştir. Aynı katalogda görülen Hüseyin Hâşim’in Gülbang-i Za-ier, Sâdık Vicdânî’nin Gül­bang-i Cihâd-ı Ekber, Nâ­mık Ekrem’in Güîbang-i Hürriyyet (İs­tanbul, ts.) ve müellifi belirtilmemiş ol­makla birlikte üzerindeki kayıttan Pos­ta Nezâreti ketebesinden Niyazi adlı bir kişi tarafından yazıldığı anlaşılan, Bal­kan Harbi’ndeki Yunan savaşında kaza­nılan zaferin terennüm edildiği man­zum   Gülbang-i Zafer adlı risaleler de konuyla ilgili olmamak­la birlikte kelimenin diğer alanlarda kul­lanılışına birer örnek kabul edilebilir.

TDV İslâm Ansiklopedisi