Gucerat Nerededir, Tarihi, Yerleri, Özellikleri, Hakkında Bilgi

47

Gucerât. Hindistan Cumhuriyeti’ni oluşturan yînni bir eyaletten biri.

Hindistan’ın kuzeybatısında yer alan Gucerât güneyde ve batıda Umman de­nizine açılmaktadır. Kuzeybatısında Pa­kistan İslâm Cumhuriyeti, kuzeyinde Ra-castan. doğusunda Medya Pradeş ve gü­neydoğusunda Maharaştra eyaletleri bu­lunmaktadır. Yüzölçümü 196.024 kmz ve nüfusu 1991 sayımına göre 41.174.060′-tır.

Gucerât çok eski bir geçmişe sahip­tir. İlk ismi Gurceretra, V. yüzyılın son­larında Hindistan’a gelen Gucer kabile­sine atfedilmektedir. Ancak bu kavmin adı Akhunlar’ın Hindistan’a yerleşmele­ri sırasında ortaya çıkmıştır.

Müslümanlar tarafından fethine kadar Gucerât, milâttan önce IV. yüzyıldan iti­baren sırasıyla Maurialar, Sakalar, Guptalar, Maitrakalar. Çâvedâlar ve Çavluk-yalar’ın (Solankîler) hâkimiyeti altında kal­mıştır. Gazneli Mahmud 416’da (1025) bölgeye geldiği zaman Gucerât Çavlukya-lar’ın elindeydi. 1178’de Gurlular’dan Mu-izzüddin (Şehâbeddin) Muhammed b. Sâm Gucerât’a bir sefer düzenlediyse de ba­şarılı olamadı. Fakat 1197’de Kutbüd-din Aybeg’in seferi zaferle neticelendi ve o sırada başta bulunan II. Bhima sür­güne gönderildi. Mes’ûdî, İstahrî, İbn Havkal, Bîrûnî, İdrîsî gibi İslâm tarih ve coğrafyacılarının Gucerât’a dair verdik­leri bilgiler kısa ve karışıktır. Bu kaynak­lar daha çok Gucerât limanlarından, al­tın ve gümüş madenlerinden ve mahallî adetlerden bahsederler.

Gucerât, kesin olarak Delhi Sultanı Alâ-eddin Halacî zamanında (1296-1316) fet­hedilmiştir. Alâeddin Halacî’nin kuman­danları eski Hindu başşehri Anahilvâ-da’yı ele geçirdikten sonra 1300 yılında Alâeddin Halacî’nin kayınbiraderi Melik Sencer, Alp Han unvanıyla bölgeye vali (nâzım) olarak tayin edildi ve on altı yıl bu görevde kaldı. Fakat Alp Han daha sonra Melik İzzüddevle Kâfur tarafın­dan aniden Delhi’ye geri çağrıldı ve ora­da öldürüldü. Onun ardından bölgeye gelen Kemâleddin Gurg duruma hâkim olamayınca aynı akıbete uğradı. Kutbüd-din Mübarek Şah Halacî isyanları bastır­mak için bu defa Aynülmülk Mültânî’yi görevlendirdi ve onun kayınpederi Me­lik Dinar’ı Zafer Han unvanıyla bölgeye vali tayin etti. Zafer Han durumu kontrol altına aldıysa da sarayın gözdelerinden Hindu mühtedi Hüsrev Han’ın isteğiyle geri çağrılarak idam edildi (719/1319). Alp Han ve Zafer Han gibi güçlü valile­rin önce işten el çektirilmesi, ardından da öldürülmesi Gucerât’ta istikrarın bozulmasına sebep oldu.

Halacîler’in 1320’de yıkılmasından son­ra Tuğluklular Delhi tahtının sahibi ol­dular. Melik Gazi ve halefleri zamanın­da Gucerât’ta kayda değer bir olay mey­dana gelmedi. Tuğluklular 1391’de Za­fer Han’ı vali tayin ettiler. Son sultanla­rın zayıf karakterli olması yine taht mü­cadelelerine sebebiyet verdi. Timur’un 1398’de bölgeyi istilâsı sultanlığı ciddi şekilde sarstı. Gucerât Valisi Zafer Han bu süre içinde Delhi ile bağlarını kopa­rarak bağımsızlığını ilân etti. 1407’de Muzaffer Şah unvanıyla Gucerât Sultanlığı’nın temellerini attı.

Muzaffer Şah’tan sonra tahta geçen Ahmed Şah Gucerât Devleti’nin gerçek kurucusu kabul edilmektedir. Ahmed Şah, Sûret’teki Girnâr reisi Çudasama-ya karşı mücadele etti. Ray Mandalik’i de mağlûp ettikten sonra Sindpûr Tapınağı’nı yıktırdı. Sultan Hûşeng Şah Gürî (Alp Han, 1405-1435), Guçerâtlılar kar­şısında tutunamayarak yapılan savaşta mağlûp oldu. Narbada nehrinin kuzeyin­de ve Dhâr civarındaki Mandü 1437’de kuşatıldı. 1442 yılında ölen Ahmed Şah ülkede istikran sağlamaya çalışmış, Hin-dûlar’ın müslüman olmasını sağlamak için büyük gayret sarfetmiştir. Eski Asa-val yakınında kurduğu Ahmedâbâd’ı Gu­cerât Sultanlığı’nın başşehri yapmış ve burayı birçok mimari eserle süslemiştir. Ahmed Şah’ın ölümünden sonra yerine oğlu Muhammed Şah geçti ve Gucerât’ta mücadelelerle dolu bir dönem başladı.

Muhammed Şah babasının başlattığı fetihlere devam ederek 1446’da İdâr, 1449’da Çâmpânîr seferlerine çıktı. An­cak ikinci sefer dönüşünde hastalana­rak 1451 “de vefat etti. Yerine geçen oğ­lu Kutbüddin 11. Ahmed Şah (Celâl Han) yedi yıl tahtta kaldı. Daha sonra sırasıy­la Dâvud Han ve Mahmud Şah hükümdar oldular (1458).

Ebü’l-Feth I. Mahmud Şah (1458-1511) Gucerât sultanlarının önde gelenlerin­den biridir. Sumra ve Kaç’ın Sodha reis­lerini tenkilinden sonra Bhima’nın reis-liğindeki Jagat (Dvarka) korsanlarını or­tadan kaldırdı. Portekiz tehlikesine kar­şı güçlü bir dost arama yoluna gitti. Bu dönemde gerek emniyet yönünden gerekse iktisadî bakımdan önemli geliş­meler oldu. İmar faaliyetleri başlatıla­rak yeni eserler inşa ettirildi. Birtakım ziraî tedbirler alındı, bu arada birçok ye­ni ağaç ve meyve türleri yetiştirildi. Mah­mud Şahın hükümdarlığının sonuna doğ­ru Portekizliler bölgede etkilerini hisset­tirmeye başladılar. Vasco de Gama’nın 1498’de Kalicut’ta (Horoz Kalesi] görün­mesinden sonra Portekizliler Hint Ok­yanusu ticaretine hâkim oldular. Bu yüz­den Mısır ve Gucerât tüccarları ikinci pla­na düştü. Mahmud Şah, Memlûk Sulta­nı Kansu Gavri ile ittifak yaparak Portekizliler’e karşı koymaya çalıştıysa da Portekizliler’in Goa’yı ele geçirmesi üze­rine onlarla anlaşmak zorunda kaldı. Mahmud Şah’tan sonra yerine geçen İl. Muzaffer Şah ise Portekizliler” le müca­deleye girişti ve onların Muzafferâbâd ile Diû’yu alma teşebbüslerine engel ol­du. Ayrıca Osmanlılarla diplomatik iliş­kileri geliştirmeye çalışarak Yavuz Sul­tan Selim’e bir mektup gönderdi; hem kendi başarılarını bildirdi hem onu Çal­dıran zaferinden dolayı kutladı. Muzaf­fer Şah’ın 1526’da vefatı üzerine yerine aynı yıl oğullan İskender Han, çocuk yaş­taki II. Mahmud ve Bahadır Şah Guce­rât tahtına geçtiler.

Bahadır Şah’ın hükümdarlığı sırasın­da Mâlvâ zaptedilerek Mâlvâ Halacîleri ortadan kaldırıldı (1531). Racpût’taki Uc-ceyn müstahkem mevkileri Bhilsa ve Ra­isin ele geçirildi (1532-1533), Çitor (Çitavr) alındı (1534). Ancak bu başarılar Bâbür-lü Sultanı Hümâyun’un askerî harekâtı­na yol açtı. Mandasor’da Hümâyun’un güçlü ordusunun önünden çekilerek sa­hile inip Portekizliler’den yardım isteyen Bahadır Şah, buna karşılık onlara Diû1da bir kale inşa etme iznini verdi (1535). Hümâyun tehlikesi geçtikten sonra bu defa Portekizliler’e karşı bir siyaset ta­kip etti. Osmanlı Padişahı Kanunî Sul­tan Süleyman’a elçi göndererek yardım talebinde bulunduysa da (1536) Diû ile il­gili olarak görüşmek için yanlarına gitti­ği Portekizliler tarafından öldürüldü.(13 Şubat 1537) Bahadır’ın katlinden sonra Gucerât siyasî ve askerî gücünü yitir­meye başladı. Hanedan üyeleri ve ileri gelen zümreler arasında iktidar müca­delesi başladı; ülke bu gruplarca taksim edildi. Bu sırada Gucerât’a yardım için gelen Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa idaresindeki Osmanlı donanmasının Dİü harekâtı, iç çekişmeler içinde çalka­lanan Gucerât’tan yeterli destek alına­madığı için başarılı olmadı.(Eylül 1538) Osmanlı donanmasının buraya yönelik seferinin asıl gayesi mukaddes bölgeleri, hac yollarını ve baharat ticaretini koru­mak ve Portekiz varlığına son vermekti.

Bahadır Şah’ın ardından tahta çıkan III. Mahmud Şah ikametgâhını 1S46’da Mahmudâbâd’a taşıdı. Onun 1554’te öl­dürülmesinden sonra devletin ileri ge­lenleri sultanlığı kendi aralarında pay­laştılar. Bunların en güçlüsü ihtida et­miş bir Hindu olan İ’timâd Han’dı. Bu arada Dâmân Limanı da Portekizliler’e terkedilmiş, Timur soyundan gelen bir­çok şehzadenin Gucerâfa sığınması du­rumu daha da zorlaştırmıştı. Karışıklık­ların artması üzerine İ’timâd Han, Gu-cerâfı istilâ etmesi için Bâbürlü Hüküm­darı Ekber Şah’ı davet etti. Ekber Ka­sım 1572’de Gucerât’a vardı. Ona karşı koymak için asilzadelerin yaptığı bütün teşebbüsler başarısızlıkla sonuçlandı ve Gucerât Bâbürlü Devleti’nin bir eyaleti haline getirildi. Ekber Şah’ın geri dön­mesinden kısa bir müddet sonra Guce-rât’ın ileri gelenleri Bâbürlüler’e isyan ettiler. Bunun üzerine Ekber Şah derhal Gucerât’a hareket etti; dokuz günde Ahmedâbâd’a ulaşarak isyanı bastırdı ve Bâbürlü hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Böy­lece yaklaşık iki asır hüküm süren Gu­cerât Sultanlığı’nın bağımsızlığına son verilmiş oldu. Bu iki asır boyunca on üç sultan tarafından idare edilen Gucerât en parlak devrini Bahadır Şah zamanın­da yaşadı. Hint deniz yolunun Avrupalı­lar tarafından keşfi ülkenin baharat ti­caretini geliştirdiyse de Portekiz tehli­kesine de yol açmış-. Portekizliler’in kurduğu Diû, Dâmân, Bassain ve Bulsar gi­bi askerî üs ve koloniler Gucerât Sultan­lığı için büyük bir tehlike teşkii ederek daha sonraki yıllarda ticareti olumsuz yönde etkilemiştir.

Bâbürlü Sultanı Evrengzîb’in ölümün­den sonra Gucerât, Sîvâcî liderliğindeki Maratalar’ın istilâsına uğradı. Ahmedâ-bâd 1758’de Maratalar’ca işgal edilince Gucerât’taki Bâbürlü hâkimiyeti sona ermiş oldu. Maratalar’ın III. Panipat Sa-vaşı’nda yenilmesinden sonra Hambâyat nevvâbı Mün’im Han’a Gucerât’ı Maratalar’dan tekrar geri alması için bir ferman yoilandı. Ancak Maratalar şehri 1817’ye kadar yönetmeyi sürdürdüler. Bu tarihte Gucerât Gâikvard tarafından İngilizler’e teslim edildi ve İngiliz idaresi zamanında 1857 ayaklanmasından sonra eyalet hali­ne getirildi. 1947’de Hindistan bağımsız­lığına kavuşunca Kaç, Saurashtra ve Bom­bay ile birlikte devletin sınırları içinde kal­dı. Bu geniş eyalet 1956da ikiye bölün­dü ve Pakistan ile Hindistan arasındaki çekişmelerde yeniden önem kazandı.

Müslümanların hâkim olduğu dönem­de Gucerât’ta gelişen en önemli endüstri gemi yapımcılığı idi. Sabun ve barut ima­lât, kâğıtçılık ve taş kesiciliği de yay­gındı. Gucerâtın müslüman idarecileri yeni şehirler kurmaya, köprü, yol. ha­mam, sarnıç, hayvanat bahçesi vb. yapı­mına ilgi gösterdiler. Çok sayıda yetim­hane, han ve hastahane yaptırdılar.

Gucerât, Hindistan’daki İslâm kültür tarihinde önemli bir yer işgal eder. Nü-reddin b. Muhammed Gucerâtî. Allâme Vecîhüddin el-Alevî, Melikü’l-Muhaddisîn Muhammed Tâhir el-Fettenî, Ali b. Ahmed Mahdum el-Mehâimî, Kadı Çe­ken, el-Hâc ed-Debîr. Seyyid Sıbgatul-lah el-Berveci”, Abdülkâdir e!-Ayderûsî gibi âlimler burada üne kavuşmuştur. Ebül-Hasan Cilve de Ahmedâbâdda doğ­muş İranlı bir filozof ve şairdir.

Bugün Hindistan’ın sanayileşmiş beş eyaletinden biri olan Gucerâtın merke­zi Gandhinagar’dır. Belli başlı sanayi şe­hirleri Ahmedâbâd, Baroda ve Suret olup eyalet ziraî ürünler bakımından zengin­dir. Dil ve etnik yönünden oldukça renkli bir yapı gösteren eyalette birçok mima­ri eser vardır.

TDV İslâm Ansiklopedisi