Hayatlarımızı birbirinin içine geçmiş küçük ve büyük gruplar içinde sürdürürüz.
Aile, arkadaş çevresi, doğduğumuz şehir, doğduğumuz ülke, cinsiyetimiz, ait olduğumuz din, gittiğimiz okul, tuttuğumuz takım, desteklediğimiz siyasi parti, mesleğimiz, üyesi olduğumuz dernek, hep kimliğimizi tanımlayan gruplardandır. Bu gruplardan kimilerinin içine doğarız, kimilerini ise bilinçli olarak seçeriz. Kimi gruplarla kendimizi daha çok, kimileriyle daha az özdeşleştiririz. Her durumda, bir gruba ait olmak ve bu grupla kendini özdeşleştirmek bir “biz” ve “onlar” algısı yaratır. Söylememize gerek bile yok ki insanlar “biz”i (iç grup), “onlar”a (dış grup) tercih ederler. iç grup kayırmacılığı (ingroup favoritism) ve dış gruba yönelik düşmanlık (outgroup hostility) bü^k ölçüde benliğimizi değerli görme ihtiyacımızın bir sonucudur. Kendi ait olduğumuz grupları diğer gruplara üstün görme ihtiyacımız o derece kuvvetli ve hatta otomatiktir ki araştırmacılar birbirini tanımayan denekleri yazı tura yardımıyla iki gruba ayırdıklarında dahi, deneklerin kendi gruplarının üyelerine daha olumlu özellikler atfettikleri ve onları dış gruba tercih ettiklerini bulmuşlardır. Buna “asgari grup etkisi” (minimal group effect) denir.
“Biz” ve “onlar” algısının beraberinde getirdiği bir başka yaygın eğilim de dış grup üyelerinin kendi içlerindeki benzerliklerini abartmaktır. Kendi ait olduğumuz grupların üyelerini birbirinden çok farklı, çok renkli, zengin bir çeşitlilik arz eder görürüz de konu başka gruplara gelince “X değil mi, hepsi birbirinin aynı”, “birini gördün mü hepsini gördün say kendini” gibi genellemelere gitmekten çekinmeyiz.
Bu, literatürde “dış grubun homoزenliği yanılgısı” (outgroup homogeneity bias) şeklinde geçer.