Giovanni Sartori – Görmenin İktidarı

Giovanni Sartori –
Görmenin İktidarı

Homo Videns / Gören
İnsan

George Bataille, “Gözün Hikâyesi”nde içsel deneyimlerdeki
temel dış gerçekliği yaratan özne olarak gözü ele alır.

…modernizmin eleştirisini mikro iktidar alanlarında göz
üzerinden de yapan Foucault, “gören mi iktidardadır, görülmeyen mi, yoksa
görülmeden gören mi?” diye üç temel soru ile okuyucusunu baş başa bırakır.

(Antik yazarlar için) görmek fiziksel ve saldırgandı. Fark
edilir bir güçtü. (s. 7)

“Lacan, camera obsurca’yı ‘Özel mülk betimi’ olarak
tanımlar. İmgelerin satılabilir ve satın alınabilir birer meta değeri taşımaya
başlaması, merkezi perspektifin yeniden keşfi ve camera obsurca’nın icadı ile
koşut gitmektedir.

…Camera obsurca, dış dünyayı özel mülke, gözü de onun
malikine çevirir. (Florenski) (s. 8)

Toplumsal ilişkiler yoluyla enformasyon üretilmesi dönemi
sona erdi. Üretilen görüntüleri seyrederek enformasyon elde etme ve
karşılığında da pasif alımlayan olarak ileti sağanağı altındaki yalıtılmış
bireye dönüşmemiz, dilin iletişime, görmenin de bakmaya indirgenmesi ile
başladı. (s. 9)

Homo Videns, gösteriyi hazırlayanların eline düştü. (s. 10)

Baudrillard, “Enformasyon kitleyi enerjiye çevireceği yerde,
daha çok kitle yaratılıyor.” (s. 12)

(Cassirer)

İnsan tamamen fiziksel bir evrende değil sembolik bir
evrende de yaşar. Dil, mit, sanat ve din (…) sembolik dokuyu oluşturan çeşitli
bağlardır. (s. 17)

Yapaylık ve simülasyonlar, gerçekliğin olanaklarını sonsuz
biçimde çoğaltmalarına karşın asla gerçeklik değildir. (s. 24)

…küçük bir çocuğun, gördüklerini anlamasa bile şiddeti,
olgun bir yaşa geldiği zaman, heyecan verici bir model olabilecek şekilde
içselleştirebileceği doğru bir saptamadır.

Giovanni’nin İncil’i “önce söz vardı” diye başlar. Oysa bu
söz “önce görüntü vardı” olarak değiştirilmelidir.

(Alberoni) “Çocuklar okulun, devletin… mesleklerin olgun
dünyasında kaçaklar gibi yürüyorlar. Okulun hızla unutacakları dersleri
tembelce dinliyorlar. Kahramanlarının posterlerinin olduğu odalarına kapanıyor,
kendi gösterilerini izliyor, sokaklarda kendi müziklerine dalmış yürüyorlar.
Ancak, gece vakti diskoteklerde, bir örnek olmanın verdiği güç ile birbirlerine
sarılıp tek vücut olmuş dansçılar gibi sallandıklarında uyanıp kolektifliğin
mutluluğunu yaşıyorlar.” (s. 26/27)

Sonuç olarak ekran-çocuğunun fazla büyüdüğünü söyleyebilmek
mümkün değildir.

…alfabe çocuğun bilgi alışverişi ile içselleştirdiği bir
teknolojidir. (s. 28)

Teknolojik gelişmenin, tanımı gereği, bir ilerleme olduğuna
inanılır.

Burada önemli olan, ilerlemenin ne anlam ifade ettiğini
anlayabilmektir.

…bu ileri gidişin her zaman olumlu olduğunu söyleyebilmek
mümkün değildir. Kanserli bir tümör için de ilerlediği söylenebilir ki bu
süreç, hastalığın giderek ağırlaştığının bir göstergesidir.

Aydınlanma
düşüncesine göre ilerleme, bugün de olduğu gibi, uygarlığın gelişimi, daha iyiye doğru bir ilerleyişti
.

…sadece niceliksel bir ilerleme kendi içinde bir ilerleme
sayılamaz. (s. 30)

…televizyonun her şeyi bir gösteriye dönüştürmesi…

Televizyonun bir başka temel özelliği de uyandırmasıdır.

…bu durumu, yıkıcı etkisinin ne boyutlara varacağının henüz
hesaplanamadığı devasa bir çöküş olarak tanımlamak gerekir. (s. 31)

Teknolojik gelişmenin engellenememesi, insanların
denetiminden kaçmasına ve sessiz bir teslimiyete neden olmamalıdır. (s. 37)

Bugün egemen halk, özellikle televizyonun onu kanaat sahibi
olmaya ittiği biçimde “kanaat sahibi olmaktadır”. (s. 50)

Enformasyon, doğası gereği, anlamayı sağlamaz.

…kavramları bir araya yığmak, onları anlamak için yeterli
değildir. (s. 62)

Eksik bilgilendirme ile yanlış bilgilendirme arasında bir
ayrım yapmak gerekir.

…niceliksel büyüme niteliksel bir fakirleşmeyi beraberinde
getirmektedir. (s. 63)

…görüntü, soyutlamanın düşmanıdır, oysa anlatım, soyut bir sorunun
çözümlenmesidir. Ciddi sorunların görsel nitelikten yoksun olması, haber olarak
değerlendirilmelerini engellerken, öldürme, şiddet, kaçırma, protesto
eylemleri, ya da deprem, yangın, sel gibi doğal afetlerin görsel zenginlikleri,
televizyonun “gösterme” ayrıcalığına olan uyumları nedeniyle ekranlarda yer
almaktadır.

Sonuçta görülebilir olan, bizi görülebilirliğin tutsağı
haline getirir.  (s. 66)

Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılması… …en az izlenen yayın
olmuş, aynı yıl Tien en Man Meydanı’ndaki Çinli öğrencilerin tanklara karşı
giriştikleri protesto gösterileri ise görsel niteliği nedeniyle çok daha fazla
izleyiciyi ekran başına çekmeyi başarmıştır.

…izlenme oranlarını, depremler, fırtınalar gibi basit ve
görsel olaylar yükseltir. (s. 67)

Non vidi, ergo non est / görmüyorum, öyleyse yok. (s. 70)

Diğer kitle iletişim araçlarının yaptığı gibi, televizyon da
yalan söyleyip, gerçeği saptırabilir. Aradaki fark, görüntünün içindeki doğal
gerçeklik gücünün, yalanı daha etkili ve dolayısıyla daha tehlikeli kılmasıdır.
(s. 77)

…görselliğe bağımlı
olan kişilerin, hâlâ sembolik hayvan olarak tanımlanan, soyut sembollerle
eğitilmiş kişilere oranla, eleştiri duyumu çok daha az gelişmiştir. Soyutlama yeteneğimizi yitirdikçe, doğru ve
yanlışı ayırt etme yeteneğimizi de yitiririz.
(s. 80)

…teknoloji ilerledikçe, Ortaçağ insanından bile daha “bön”
bir insan üretmektedir. Niçin? Çünkü Ortaçağ insanı, sınırları önceden
belirlenmiş bir dünya görüşü çerçevesinde, weltanschauung, birtakım
saçmalıklara inanmak durumundaydı. Halbuki, günümüz insanı “tutarlı dünya
vizyonunun desteğinden yoksun olarak yaşamak durumundadır ve sağlam dayanak
noktalarının yokluğunda, her şeye inanır. (s. 111)

…televizyon yayıncılığında yapımcı, tüketiciyi, başka hiçbir
iletişim aracında olmadığı kadar yoğun biçimde üretir. (s. 113)

(Karl Popper) …demokrasinin ancak, televizyonun denetim
altına alınmasından sonra mümkün olabileceğini ifade etmişti.

Görmeye dayalı demokrasi, hükümet etme yetkisini hak
etmeyenlere vererek, kendi kendisini ölüme sürüklerken, demokrasinin geleceğini
de tehlikeye atmaktadır. (s. 116)

…insan iletişimde bulunan bir
varlıktır ama ne ile ve kim ile? Boşluk, boşlukla iletişim kurar ve bir
video-çocuk ya da kitlesel medyanın içinde çözülmüş insan, sadece bir
çözeltidir.
(s. 119)

Televizyon absürdlüğü, aptallığı ve saçmalığı harekete
geçirir ve ödüllendirir. Böylece homo insapiens’i çoğaltır ve güçlendirir (homo
insapiens/bilmeyen insan). (s. 121)

Okuma; yalnızlığı, okunmakta olunan sayfaya odaklaşmayı,
açıklığı ve ayrımları yargılamayı gerektirir. Oysa homo sentiens (duyan insan)
tam tersi özellikler sergiler;

Okuma onu yorar (…). Sezgilerine güvenir… Sentetik
görüntünün çabuk ve anlaşmalı anlamını tercih eder. Bundan büyülenir ve baştan
çıkar.

Ani, sıcak, duygusal olarak birleştirici içgüdüye teslim
olur. Kendisi için, canı istediğinde yemek yiyen, bıkkınca ağlayan, uyuyan,
uyanan, ihtiyaçlarını rastgele gideren bir çocuğun yaşam tarzı olan living on
self demand’i seçer.

Görsel-işitsel kültür cahildir ve dolayısıyla kültür
değildir. (s. 122)

Bir programın başarısı, izlenmesine bağlı olduğu sürece,
temel hedef, kaçınılmaz olarak, izleyici kitlesini arttırmaya yönelik
olacaktır. (s. 136)

…televizyon pazarının gerçek tüketicileri izleyiciler değil,
reklamları ile izleyicinin dikkatini satın alan firmalardır. (s. 137)

Önceleri bilmenin işlevi, bireyin kültürel yapısının sağlamlığını
garantilemekti. Şimdiyse bireyi her türden gelişime duyarlı kılmaktır. (s. 151)

Türkçeleştiren: Gül
Batuş & Bahar Ulukan

Karakutu Yayınları, 2.
Baskı, Kasım 2006