Gilles Deleuze – Perikles ve Verdi

Gilles
Deleuze – Perikles ve Verdi

François
Chatelet’nin Felsefesi

Deleuze’ün Nietzsche kitabından itibaren
iddiası şu; Hegelci yadsımaların değil olumlamaların felsefecisidir Nietzsche.
(s. 9)

Bengi dönüş

…ebedi kavramı her şeyin geri gelmesi
olarak değil, sadece olumlananların geri gelmesi olarak anlaşılmaya başlıyor burada.

Hoşgörünün modern hali, asimilasyon

Düşündüğünüz zaman bir üslupla anlatılan
şey arasındaki fark ifadeyi ve içeriği oluşturuyor.

“Deliler tımarhaneye”

Deliler tımarhaneye’deki sözcelem öznesi
eylemin kendisi. Delilerin tımarhaneye gitme zorunluluğu…

“Ahmet okula gitti” Ahmet burada özne.
“İşçiler grev yaptı” İşçiler, kolektif özne. “Devrimciler dağa çıktı”
Devrimciler özne. Ama eylemin kendisi özne, öbüründe eylemi yapanlar özne
oluyor. Bu dilbilimde yapılan ikili ayrım ve çok önemli bir şey Deleuze
açısından. (s. 15)

Bedenin makinesel düzenlemesinin ifade ve
içerik planıyla birlikte bir düzenlemeyi oluştururken, bu sefer Nietzsche’ye
değil Spinoza’ya başvuracak Deleuze ve Guattari. Eylemler ve duygulanımlarla
işleyen bir düzenlemenin içinde iki kavram daha ortaya çıkıyor; aksiyon ve
passion, eylemler ve duygulanımlar ve bunlar da bir yandan olumlamayı yani
arzuyu ortaya çıkaracaklar… (s. 16-17)

Deleuze’ün Sorbonne’dan sınıf arkadaşı olan
François Chatelet ile kesiştiği yer – kendi doğallığı olduğu zaman
ilerleyebiliyor, zorlandığı zaman tıkanıyor. Yani bir şeyi zorla yapmanın
imkânı yok. Hani derler ya “zorla güzellik olmaz” o Chatelet’nin felsefesinde
olan bir şey. Zorlamalarla doğallığın gücünden uzaklaşılmaktadır. (s. 21)

Oluş ne demek?

Bir Türk’ün Kürt olması, Rum olması demek
değil, yani azınlık oluş, minör oluş gidip bir Rum lokantasında içki içmek
demek değil.

Minör oluş…

…kendi hâkim kimliğinin içinde bir tür
yarık açmak demek.

Azınlık yahut minör olma hareketi kendi
içinde yabancı hale gelmek demek.

Yabancıklaşma demek değil, yani bir adım
daha Hegel ve Marx’tan uzaklaşıyoruz, yabancılaşma değil, kendinden uzaklaşma
değil, kendini başka bir düzenlemeye sokmak demek. Düzenlemenin değişmesi
demek.

Eğer ben x kültürdeysem ve x1 kültüre
hayranlık duyuyorsam onun gibi yapmak, onu taklit etmek, kendimi ona
dönüştürmek minör oluş demek değil. Çünkü burada yersizyurtsuzlaşmanın
zorlandığı hareket var.

Zorlanmayla yapılan bir şey
yersizyurtsuzlaşma demek değil, taklit etmek demek. (s. 22-23)

Kuvvet bir güç verme aracı, yani ezilmeme
aracı. Yani iktidar kuvvetsizlikse kuvvet özgürlük, Chatelet’nin deyişiyle bu,
kuvvetli olunduğu zaman özgür olunur. (s. 35)

Genelde gramer kurallarına uymaktan geçen
bir edebiyattan bahsedilir, değil mi? Bu, dil polisliğinden başka bir şey
değil; çünkü 68 pratiğinin de yaşamış olduğu gibi, dil politikasının kendisi
kendi iktidarını ancak o politika sayesinde kurabilecek. (s. 37)

60’lı yıllar…

…bilinçaltının –Lacan’ın deyimiyle- bir
sidik torbası olduğunu anlatan yıllar.

Ve tabii şunu düşünmek lazım; sanatsal
olarak baktığımızda bütün 20. Yüzyılın hareketi, Marcel Duchamp’ın pisuarı,
1917’de Armory Show’da sergilemiş olduğu pisuar. Yani Lacan’ın sidik torbasının
en büyük öğesi, bugünkü çağdaş sanat diye adlandırılan sanatın başladığı an…

70’ler ise hemen başlangıcında bu kuvvetli
yerle bir etme hareketi, spontanlığın kendi kendini yok etmesi, yani
Chatelet’nin “Yıkım Yılları” diye adlandırdığı, doğallıkta kaybolmaya başlayan
hareketin içindeki Spinozacı soruyu soranlar şu soruyu sordular: “neden
bazıları özgürlükleri olmasın diye uğraşıp savaş verir?” (s. 45)

(Çünkü bu) özgürlüğü yıkmak üzerine kurulu
olan bir şey.

İktidar oluşturmaya yarıyor, kuvvet değil.

Eylem kuvvetten ayrıldığı zaman yıkım
başlıyor.

Asla kapanmayan bir bütünsellik…

Eylem içkinlik ve dayanıklılık planında
yapılabildiğinde kuvveden fiiliyata geçmek mümkün olacaktır. Bu geçiş pathosun
yıkıcı etkisinden ve dünyayı veya bireyleşmeyi kaostan kurtaracak olandır.

François Chatelet daima kendini bir usçu
olarak tanımlamıştır.

Chatelet Aristocudur.

Bilim, işçi sınıfı, vatan, ilerleme,
sağlık, emniyet, demoktrasi, sosyalizm… liste çok uzayabilir. Bunlar hep o
Tanrı’dan arta kalanlardır.

İçkinlik, içkinlik alanı, Eylem-Kuvvet
ilişkisinde belirir.

Bu iki kavram yalnızca beraber
varolabilirler, birbirlerinden ayrılmazlar. Chatelet, işte bu nedenden dolayı
Aristocudur.

Beni ilgilendiren kuvvettir, iktidarı da
iktidar yapan zaten budur. (s. 53)

…insanlar sanki özgürlük için mücadele
edermişçesine hizmetkârlıkları için mücadele etmektedirler. Öyle ki, tekme
atılsın veya yenilsin; iktidar, insanın doğal varlığının edilgenliği olmadan
insanın sosyal varlığının eylemi olamaz. (s. 55)

Tarihin doğuşu onun önemini yapan Chatelet’nin
Platon ve Hegel’den çok Thukydides’e yakın bir logosun veya söylemin imgesini
kurmasıdır. Ve ikisini de evrensel akıl doktrini itmektedir: ideal bir sitenin
ütopik gereksinimini anımsatmak veya hukuki olarak evrensel bir devlet ki, bu
hep demokratik oluşlara karşı çevrilmiştir; bir sapmayı işaret eden kainatın
sonuna gereksinme, bir kertede hepsi için üretilecek aklın tüm insanlık dışı
veya şiddet darbesinde birleşecek aklın temel yabancılaşması…

Müzik eylem yapar ve bize eylem yaptırır…

Türkçeleştiren: Ali Akay

Bağlam Yayınları

Temmuz 2005