Geoff Boucher – Adorno

Geoff
Boucher – Adorno

Yeni
Bir Bakışla

 
Birinci bölüm: Adorno’nun toplumsal ve
kültürel kuramını,

İkinci bölüm: sanat ile toplum arasındaki
bağlantıyı,

Üçüncü bölüm: Adorno’nun estetik kuramını,

Dördüncü bölüm: Adorno’nun postmodern
kültür bağlamında süregelen önemini soruşturuyor.

Adorno’ya göre “başyapıt” kendi kendine
yeterli form, geleneksel sanata aittir; özgürleşmiş sanat ise bunu reddeder.
Zira müzikal malzemenin tarihsel gelişimi bağımsız eserlerin aleyhine olmuştur.
(s. 11)

Adorno’ya göre kapitalizm hem gayri-insani
hem de anti-liberaldir. Kapitalizm liberal hümanizmin altını oymuş ve faşizmi
mümkün kılan koşulları yaratmıştır.

Aydınlanmanın Diyalektiği totaliter
tahakkümün gerçek nedenlerini ortaya çıkarma iddiasındadır.

Aydınlanmanın bilimsel rasyonalitesi,
insanlığı doğal ihtiyaçlardan ve bunlara eşlik eden dinsel hurafelerden
özgürleştirmeyi amaçlıyordu.

Aydınlanma rasyonalitesinin metodolojik
teknikleri bir toplumsal usule dönüşür. (s. 13)

(tahakküm / demonooji / öznenin sonu)

Adorno’nun umudu modernist sanattadır,

(çünkü) İyi bir dünyaya dair ütopik arzuyu
canlı tutar. (s. 17)

Eleştirel negatiflik / ütopik uzlaşma

Diyalektik felsefede, negatif veya
belirlenmiş olumsuzlama tüm değişimin temeli ve insan özgürlüğünün
ilerlemesinin anahtarıdır. (s. 19)

Standart diyalektik mantıkta olumsuzlamanın
olumsuzlaması sonucunda olumlu uzlaşmanın ortaya çıkışı mantıksal zorunluluğun
ve tarihsel kaçınılmazlığın gereğidir. Adorno’ya göre ise pek öyle değildir.

İlerlemenin / acıya ihanet etmesi ve (…)
bireyi ihmal etmesi nedeniyle…

Adorno’ya göre diyalektik negatifte
kalmalı. (s. 20-21)

1918-1933 / Weimar Cumhuriyeti / kültürel
modernizm / ekpresyonizm

Özgürleşmek / korkudan kurtulmak

Adorno, varoluşçuluğun toplumsal varoluşu
tam olarak kabule yanaşmadığını savunur.

Adorno’ya göre, yeni bir ahlak yenilenmiş
bir kültürle desteklenmeliydi.

Estetik Teori başlıklı eseri bu amaca
hizmet eder. (s. 25)

Kolektif emek / Adorno’ya göre bu da
doğanın hammadde olarak sömürülmesi ve bireyin bir ölçüde göz ardı edilmesi
anlamına gelir.

Atonal müzik (bireyi ritimden
uzaklaştırıyor, uyarıyor) / fenomenoloji (bireyi kavramlardan uzaklaştırıyor,
uyarıyor)

Fenomenoloji içinde irrasyonel bir akım,
varoluşçuluk zuhur etti.

Varoluşçuluk akla karşı deneyime bağlanmayı
öneriyordu. (s. 29)

Birinci
Bölüm: Negatif Diyalektik

Kapitalizmde para bir “eşdeğer” veya
dolaşım aracı olarak iş görür.

Nitelik açısından benzer olmayan şeylerin
(farklı nesnelerin) nicel benzerlik (para cinsinden) dolayımıyla değişimini
mümkün kılar.

Sonuçta, kişiler arasındaki ilişkilerin
tümü “bencil hesaplamaların buzlu sularında boğulup gider.” (s. 39)

Hayatını değiştirmek zorundasın

Ekspresyonizm kapitalizmin krizine ait olan
çözülme deneyimini yansıtmaktadır. (s. 43)

Kapitalist toplum feodal düzenin
kalıntılarından kurtulur kurtulmaz burjuva sanat tartışmasız radikal
potansiyelini kaybetmiştir.

Burjuva sanatının hakim damarı topluma
karşı eleştirel negatifliğini yitirince (…) resmi bir olumlayıcı kültür halini
aldı. (s. 51)

Bir zamanlar sanat iktidar karşısında dile
getirirken, artık (…) bilindik olanın tekrarını sunarak kendini toplumsal
gerçekliğe uydurmaktadır. (s. 52)

(Uygarlığın Huzursuzluğu) Freud’un savı,
uygarlığın ilerlemesi ile birlikte giderek artan oranda “içgüdülerin doyumundan
vazgeçilmesinin” söz konusu olduğudur.

Kapitalist / toplumu dolduran potansiyel
olarak nevrotik bireylerin daimi üretkenlik artışı taleplerine duydukları hıncı
irrasyonellik patlamaları ile dışa vurmaları beklenmelidir.

(Günah keçisi / huzursuzluğun yardımcısı)

Sanatsal mimesis / nesneyle bilinçdışı bir
libidinal bağlanmayı içerir.

Aydınlanma

Dünyayı matematik formülüne indirgeyen
bilgi biçimleri vesilesiyle (…) insan doğasının giderek daha fazla
bastırılmasına yol açmıştır. (s. 57)

Araçsal akıl

Doğanın dönüştürülmesi sürecinde ortaya
çıkar.

Pozitif diyalektik akıl, doğrudan araçsal
aklın karşısına çıkartılabilir.

Marcuse’ye göre, Hegel’in anlamanın
biçimsel sınıflandırmaları ile aklın diyalektik mantığı arasında yaptığı ayrım
bu karşıtlığı barındırır.

Negatif diyalektik / kavram ve nesne
arasında bir çelişki(ye atıf yapar, bunu işaret etmek ister)

Negatif diyalektik, mantık ve toplumdaki
çelişki momentlerini düşünce ile maddilik arasındaki karşılaşmanın olarak
tespit eden diyalektik akıl yürütme olmalıdır.

Negatif diyalektik deneyimdeki çelişkileri
çözmeyi reddeder, aksine (…) çelişkilerin sonuçlarını araştırır.

Negatif diyalektik, “özdeş-olmayanı”
düşünme çabasıdır.

Yargı, bir varoluşun bilişsel eyleme bir
tikel olarak getirilmesi anlamına gelir.

Özdeşlik düşüncesinin içinde yerleşik olan
yargı (…) tikel örneklerin genel kurallar içinde sınıflandırılmasıdır. (s. 61)

Mimesis algılamanın kalbidir

Özne nesneyi bir şey olarak “taklit eder.”

Adorno’nun (…) kurgusunda mimesis iki
bileşene ayrılır.

Biri bilginin tarihidir.

Diğeri sanatın tarihidir.

Negatif diyalektik akla mimesis bileşenini
yeniden taşır.

İkinci
Bölüm: Adorno’nun Modernizm Tarihi

Rasyonelleşme / ileri gider

Rasyonelleştirme ve sahicilik

Adorno’nun sanat tarihini yeniden
kurgulayışının temelinde bu iki kutup arasında bir diyalektik çatışma olduğu
fikri yatar.

Rasyonelleşme ilerici iken sahicilik
nostaljik ve gericidir. (s. 64)

Rasyonelleşmenin karşıt kutbu sahiciliktir.

Adorno’ya göre, Stravinski yabancılaşmış
öznenin amaçlılığının karşısında modernizmin tekniklerini kullanır.

Modern rasyonelleştirme, niteliğe dair
maddi farkları (özdeş olmayanı) doğal çevrenin ve bireysel eşsizliğin özünü bir
köşeye kaldırarak soyut, formel, yarı matematiksel sistemler oluşturan nicel,
ideal benzerliklere (özdeşlik düşüncesi) indirger.

Bu durumda modern düşüncede iki kutup
oluşur: boş, soyut, formel rasyonellik ve buna karşı bir tepki, doğrudan
doğallığa, öze ve eşsizliğe, kısaca “sahiciliğe” dönmek isteyen, aklı topyekûn
bir kenara bırakan romantik arzu. (s. 79)

Üçüncü
Bölüm: Estetik Teorisi

(Beckett) araçsal aklın savaş sonrası
dünyayı bütünüyle tahakkümü altına aldığı nihai anı temsil eder.

Soyut ekspresyonizm / Rothko (s. 90)

Adorno’ya göre yaratıcı praksis, doğanın
işe yaramaz şeylere dönüştürülmesi –safi oyun- iken, toplumsal emek doğanın
ticari değişim amacıyla işe yarar nesnelere dönüştürülmesi demektir.

İnsani bir varoluş ise doğal çevreyle
oyunlu bir uzlaşmadır. (s. 100)

Sanat toplumun antitezidir.

Sanatın mutluluk vaadi (…) mutluluğun
praksisin ötesinde olduğu anlamına da gelir.

Sanat arzular, hep var olanın ötesine
işaret eder, olumsuzlamayla yani, toplumsal eleştiri ve uzlaşma beklentisiyle
temelden ilişkili olması da bundandır. (s. 107)

Adorno kapitalizmde söylemsel (bilimsel)
bilgi ile söylemsel olmayan (sanatsal) bilgi arasında diyalektik olduğunu
savunur. (s. 111)

Dördüncü
Bölüm: Bugün Adorno

…özneler arasında bir diyaloga değil de
(özne-nesne diyalogundan) kurtulmanın bir yolu olarak felsefede dile dönüş…

Aileyle birlikte (…) bireyi (…) üreten son
direniş de yok olur.

Böylesi bir “kolektivist” babasız toplum,
toplumsal bir alternatif geliştirebilecek bireyler arasındaki doğal şefkati
geliştirmek imkânından koparılmış, aşksız çiftleşme ve otoriter manipülasyondan
ibaret, sıradan bir Cesur Yeni Dünya’dır. (s. 134)

(Habermas’ın) İletişimsel Eylem Kuramı (…)
modernliği kurtarma çabasındaki özgürleştirici niyetlerinin, araçsal aklın
bütüncül sistemi ve burjuva bireyin çözülmesine dair tezlere boğulmadan, nasıl
sürdürebileceği sorusuna iki temel yanıt verir.

İletişimsel eylem kavramı diyalogun
özne-nesne rasyonelliğini (veya öznelerarasılığı) modern dünyada bilimsel,
ahlaki ve estetik aklın özgün safhalarının gelişimi bakımından açıklar. Bunlar
araçsal aklın karşıtıdır ve (…) ona karşı özgürleştirici bir alternatif sunar.
(s. 135)

Türkçeleştiren: Yetkin Başkavlak

Kolektif Yayınları

Mart 2013