GENEL VE ÖZEL SOSYOLOJİLER NELERDİR ?

GENEL VE ÖZEL SOSYOLOJİLER
XIX.Yüzyıl boyunca sosyoloji deneysel ve bağımsız bir bilim olarak ortaya çıkarken, bu bilimin kurucuları onun çeşitli alt bölümlere ayrılması ve parçalanmasına şiddetle ve ısrarla karşı çıkmışlardır. Meselâ A. Comte, sosyal olayların esas itibariyle birbirleriyle yakından bağıntılı olduklarını ve sadece belirli bir kategorideki olguların incelenmesinin verimsiz ve kısır olacağını ileri sürerek bu tür bir bölünme, parçalanma yada uzmanlaşmaya karşı çıkanların başında yer almıştır.
Ancak, sosyolojinin kurucularının bu direnişleri başarılı olamamıştır. Öyle ki, özellikle XX. yüzyılda sosyoloji biliminin pek çok uzmanlık alanlarına bölündüğü görülmüştür. Esasen, sosyal vakıaların karmaşıklığı ve bu olguların gözlemlenmesi için kullanılan tekniklerin farklılıkları uzmanlaşmayı kaçınılmaz kılmıştır.

Bu gün Genel Sosyoloji, sosyoloji biliminin nazarî temellerini araştırmak görevini üstlenmiş bulunmaktadır. Sosyolojinin ana kavramı, konusu, metodu, tarifi ve çeşitli sosyoloji ekollerinin tetkiki ile toplumların genel ve sistematik sosyolojilerinin gerçekleştirilmesi işi Genel Sosyolojiye düşmektedir. Buna karşılık, toplumun ve sosyal hayatın çeşitli uzmanlık alanlarının sosyolojik tetkiki, bu konularda
uzmanlaşmış bulunan çeşitli “özel sosyoloji dallan”na tahsis edilmiş bulunmaktadır.
Bununla birlikte, sosyolojinin çeşitli özel uzmanlık sektörlerine ayrılışı, muhtelif kriterlere göre değişmektedir. Her şeyden önce toplumsal üniteleri farklı düzeyde inceleme konusu yapmak mümkündür. Meselâ, Makro-sosyoloji, global toplumları, yani milletler, medeniyetler ve kültürleri kendilerine has özellikleri içinde ele alıp, birer bütün olarak inceler. Oysaki, bu bütünlerin içerisinde pek çok sosyal tabakalar, sınıflar, gruplar ve aileler mevcut olup, bunların da ayrı birer özel sosyoloji kolu tarafından incelendikleri görülmektedir. Öte yandan Mikro-sosyoloji, küçük gruplar içerisindeki “toplumsallığı” (sociabilite) inceleme konusu yapmaktadır.

Üstelik sosyoloji, başka bakımlardan da bölümlere ayrılmaktadır. Mesela, “Arkaik” veya “İlkel” Toplumlarm Sosyolojisi, Sanayileşmiş. Toplumlann veya Ülkelerin Sosyolojisi ya da “Geri Kalmış” veya Kalkınmakta Olan Toplumlarm yahut Ülkelerin Sosyolojileri gibi. Aynı şekilde yerleşme birimlerine göre Köy Sosyolojisi ve Şehir Sosyolojisi de birbirinden ayrılmaktadır.
Sosyokültürel hayatın tezahürleri de, çeşitli uzmanlaşmış özel sosyolojilerin ortaya çıkmasına imkân vermiş bulunmaktadır. Bunu açıklamak için önce kültür/toplum kavram çifti ve ikilemi üzerinde durmalıyız. Eğer toplumun, çeşitli hayat problemleri karşısında bulduğu hal tarzlarının mecmuuna onun kültürü diyebilirsek, onun bu kültürünü bir bütün olarak göz önüne aldığımızda, bu kültür bütünü içerisinde belli faaliyet sahalarını açık bir biçimde ayırt etmek mümkündür. Meselâ, sosyal hayat içerisinde müstakil olarak sanat, hukuk, iktisat gibi sahaların bulunduğunu görmemiz mümkündür. Aynı şekilde, bir siyasal, bir dinî, bir terbiyevî, bir öğretim vs faaliyet sahaları da mevcuttur. Bütün bunlar, bir kültür bütünü içerisinde yan yana yer alırlar. Gerçi bunları aynı bir kültürün parçalarını oluşturmak bakımından tamamen birbirlerinden ayrı ve bağımsız düşünmeye imkân yoktur. Fakat bütün içerisinde birbirlerinden ayırt edebilirler. Aslında bu sahalar tıpkı bir yelpazenin kanatları gibi yan yana sıralanmış olup, bu durumu aşağıdaki şekilde şematik olarak ifade etmek mümkündür:

Her kültür eseri mutlaka bu sahalardan birine dahildir. Meselâ, İlmî bir eser ilim sahasına dahildir. Bir şarkı veya türkü müzik sahasına aittir. Bir oyun eğlence, okul öğretim ve eğitim, sanat eseri sanat, üretim, tüketim gibi meseleler iktisat sahasına dahildirler. Bununla birlikte, bir kültür içerisinde sosyal tezahürler (yani tabakalar, gruplar, teşekküller vs.) sanat, ilim, hukuk ve siyaset gibi ayrı birer ufkî kültür sahası teşkil etmezler. Yani onlar, ötekiler gibi kültür bütününün meydana getirdiği yelpazenin birer kanadı değildirler. Aksine onlar, kültürün kendilerine göre şekillendiği sosyal kalıplardır. Sosyal tezahürler, aynı zamanda kültürün çeşitli kısımlarının üzerine oturduğu kaideyi, yani insan temelini de teşkil etmektedirler. Zira, kültürün herhangi bir sahasında meydana gelen bir olayı, meselâ, iktisat alanında ortaya çıkan malların üretimi, mübadelesi ve tüketimini incelediğimizde, bu olayın âmillerinin daima bir takım insanlar ve üstelik bu insanların da belli bir sosyal düzen içerisinde yaşayan kişiler olduklarını görürüz. Toplum içerisinde ilimle uğraşanlar belli bir grup, teşekkül veya müessesedir. Okullar, üniversiteler, enstitüler gibi. Netice olarak diyebiliriz ki, sosyal olaylar, tezahürler ve şekiller, öteki kültür sahaları yanında yer alan birer kültür sahası değildirler. İlim ayrı şeydir. O, kültürün bir cüz’üdür ve kültür içerisinde ilim sahası olarak ayrı bir kesimi meydana getirir. Ancak, ilimle uğraşanlar söz konusu olunca işin içine sosyoloji girmektedir. Çünkü, bu toplumsal kategori onları temsil eden insanlar tarafından teşkil olunmaktadır. Böyle olunca da, her kültür sahasının ayrı bir sosyolojisi vardır demektir. Böylece bir iktisat, bir hukuk, bir eğitim, bir aile, bir siyaset, bir sanat ve bir din sosyolojisinden söz etmek mümkün olmaktadır.