GENEL OLARAK SİYASET VE DİN

87
PAYLAŞ

GENEL OLARAK SİYASET VE DİN

Din ve siyasetin karşılıklı etkileşimlerini analiz edebilmek.

Siyaset, kamu düzenini sağlama ve genel yönetimi gerçekleştirme görevini yerine getiren bir temel kurumdur. Bu haliyle de insanlığın varlığıyla paralel bir olgudur. Diğer kurumlar gibi bu temel kurumun altında düzinelerle alt kurum sıralanır. Si­yasal liderlik, partiler, seçim sistemi, oylama, baskı grupları, bürokraDi, bunlardan bazılarıdır.

Siyasetin temel işlevi yönetim işlerinin yürütülerek kamu düzeninin sağlanma­sıdır. Klan/ kabileden günümüzün ulus-devletlerine kadar bu işlevi tüm toplumlar­da görürüz. Konunun özünü oluşturan “kamu düzeni ve yönetim”, evrensel, önem­li ve zorunludur. Toplumsal bir farklılaşma ile daha belirgin bir hâle gelmiştir. Söz konusu düzen ve yönetim, toplumlarda birleştirme, aracı yapılar oluşturma ve yönlendirip eğitme gibi işlemleri ihtiva ede gelmiştir. Esasen tüm toplumlar fonk­siyonel olarak sert ya da yumuşak bir yöneten-yönetilen ayrımına sahip olmuş; yö­netim, nihayet devlet gibi siyasal (alt) kurumlarla sonuçlanmıştır.

Kurumun adı olarak kullanılan “siyaset”, Arapça kökenli bir kelimedir ve söz­lük karşılığı eğitmek, yetiştirmek, düzenlemek anlamlarına gelir. Eski dilde terim olarak buradan geliştirilmiş şekliyle “yönetme bilgisi ve tekniği” anlamında kulla- nılagelmiştir. Sözcüğün Batı dillerindeki karşılığı politikadır ve Grekçe şehir yöne­timi, kamu düzeni anlamlarına gelen “police”den türetilmiştir. Bazı sosyal bilimci­ler ve günlük dilde halk, siyaset ve politikayı olumlu-olumsuz farklı anlamlarda kullanmak isterlerse de bunlar aynı olguyu anlatırlar. Yani farklılık etimolojilerin­de değil, kullanımlarındadır.

Siyaset kavramı bir bilgiyi içerdiği kadar, bir pratik ve tekniği de ifade etmek­tedir. Esasen klasik tanımlarda o bir sanat ve bir teknik olarak da nitelenmektedir. Mesela Fransız Akademisi sözlüğü siyaseti “devleti yönetme ve diğer devletlerle olan ilişkilerine yön verme sanatına ait her şeyin bilgisi” olarak tanımlar.

Klasik teorilerde devlet, siyasal olanın karşılığında kullanılmakta, diğer siyasal olgular onun alt birimleri olarak sıralanmaktadır. Mesela bu anlayışa göre ülke, halk, organizasyon, devleti meydana getiren ögelerdir. Ancak günümüz siyaset sos­yolojisinde, devlet de dâhil, bunların hepsi siyasal olanın ögeleridir ve hiçbir za­man bu kurumsal olgu devlete indirgenemez. Siyasetin ilgilendiği alan, özel-kamu ayırımında ise kamuya tekabül eder ve “hepimiz için ortak olma” anlamına gelir.
Söz konusu iktidarın en önemli özelliği meşruiyetidir. Yani topluluğun onu saygıya değer, itaate lâyık bulmasıdır. Esasen sosyal eksenli olması salt zora baş­vurulmaması onun meşruluğunun ilk şartıdır. Ne var ki siyaset sosyolojisinde bu meşruluğun kaynağı çok tartışılmış, modern ve klasik teorilerde buna farklı açıkla­malar getirilmiştir. Klasik teorilerde meşruiyetin kaynağı daha çok dindir ve dola­yısıyla aşkın niteliklidir; modern dönemlerde ise seçimler gibi toplumsal içkin me­kanizmalar öncelik kazanmıştır ama dinin sağladığı aşkın yollar anlamını yitirmiş değildir.Modern siyaset sosyolojisinin kurucusu sayılan Weber siyaseti, araç olarak ni­telediği iktidar ekseninde tanımlar. Buradaki güç/iktidar, gerektiğinde kullanılabi­lecek fiziki bir yönü bulunsa bile sosyal bir güçtür. Söz konusu güç toplumun mer­
kezi yapılanması, dolayısıyla da bir eşitsizlik temeli üstüne oturmuş sosyal bir güç­tür ve bireylerin ellerindeki kudretin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. Onun içindir ki iktidar, bir bireyin veya toplumsal kümenin, gerekirse bazılarının çıkarlarına ve hatta muhalefetine karşı bir eylem sürecini izleme yetisidir.

Din ve siyaseti ilişkiye getiren belli noktalar vardır. Düzen ve istikrar sağlama, yapılan işe meşruiyet sağlama bu kontak noktalarının en önemlileridir. Gerçekten de düzen ve istikrar hem dinin hem de siyasetin en önemli temalarıdır. Din belki öncelikle bireysel ruh dinginliğini sağlamaya yönelir, kişiyi düzenli bir hayata yö­neltir. Siyaset bunu toplumda kamusal alanda sağlar. Ancak bunlar birbirinden so­yutlanmış alanlar değildir. Toplumsal denge bireysel dengelerden geçtiği gibi sağ­lıklı bireyler iyi işleyen bir kamu düzenine bağlıdır. Bunun için din ve siyaset bu alanda birbirleriyle kesişirler. Dinin siyasete yönelik işlevi ise meşruiyet sağlayıcı- lığıdır. Tüm beşerî alanlarda olduğu gibi siyaset alanı da dinin meşruiyetine ihtiyaç duyar. Bu, dün olduğu kadar bugün de geçerli bir kuraldır
.