GENEL OLARAK EKONOMİ KURUMU VE DİN

.

GENEL OLARAK EKONOMİ KURUMU VE DİN

Din ve ekonomi bağlantısını açıklayabilmek.

Temel kurumlardan biri olan ekonomi insanın varlığını sürdürebilmesi için gerek­li yeme içme, giyinme ve barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanması işlevine denk dü­şer. İnsanlığın önemli kültürel ünitelerinden birisini oluşturan ekonomi, eşya, fert­ler ve topluluklar arasında doğan bir sosyal ilişki alanıdır. Ekonomi söz konusu ihtiyaçların üretim, tüketim ve dağıtımını ihtiva ederse de bir diğer önemli anlamı, eldeki imkânların mevcut şartlara göre en ideal kullanımını ifade eder. Esasen eko­nomi, sınırsız ihtiyaçlar karşısında imkânların sınırlı olduğu kabulü üzerine oturur.

Bu temel yargıya dayalı olarak ekonomik olgu, insanın, maddî imkânlarının bir noktada yetersizliğinin farkına vardığı bir zamanda başlamış olmalıdır. Karnını do- yuramayana yardım da böylesi bir ortamda açığa çıkar. Ekonomik ilişki insanın varlığıyla paralel bir olgu olmalıdır. Değişen şey, işlemin yoğunlaşıp karmaşıklaş- masıdır. Esasen ekonomik gerçek, belli bir toplumda yaşayan insanların alınıp ve­rilmesi mümkün olan şeylerin üzerine kurdukları ortak tasarımlar ve bunu gerçek­leştiren değer, düşünce ve kurumlardır.

Gerek doğrudan ekonomiyle ilgilenen disiplinler ve gerekse toplumsal yapılarla bağlantısını kurmaya yönelik sosyoloji açısından ekonomik faaliyetler, belli başlı üç ünitede toplanabilir: Üretim, tüketim, dağıtım. Yani ekonomik olarak insanlar, üre­tir, tüketir ve dağıtırlar. Dünden bugüne toplumlarda bu eylemlerin kendilerine öz­gü az çok farklılık arz eden kalıpları vardır. Ekonomiyi sosyolojik kılan da bu top­lumsal bağlantıdır. Değişik ekonomik sistemler buradan doğar. Fert, devlet ve top­lum gibi daha başka değişkenlerin göz önünde bulundurulması, öne veya geri pla­na alınması ekonomi tiplerine (bir başka deyişle ekonomik modellere) vücut verir.

Gerçi ekonomik modellerin ortaya çıkması, ekonomik faaliyetlerin fert ya da devleti hedeflemesi, mal, para ve hizmetlerin yasal sahipliği demek olan “mülki­yetin benimsenmesi ile yakından ilgilidir. Mülkiyetin dağıtımında ferde veya dev­lete ağırlık verilmesinden kapitalizm ve sosyalizm gibi ekonomik sistem tipleri or­taya çıkmıştır.
Sosyolojik açıdan baktığımızda ekonomik gelişmenin, genel toplumsal yapıla­rın gelişmesiyle yakından ilgili olduğunu görürüz. Yani ekonomik olaylar genelde sosyal yapının bir yansımasıdır. Onun için de (mesela) aile, klan, kabile, site ve ulus gibi sosyal gelişme basamakları genelde kendilerine uygun ekonomi tarzları ortaya koymuşlardır (Baltacıoğlu, 1939, 201). Ancak toplumsal yapıların farklılığı­nı açıklayan değer farkı, ekonomik farklılıkların da önemli gerekçelerinden birisi­ni oluşturmuştur. Yani liberalist iktisat teorilerinin iddia ettiği gibi, iktisat ahlakı, değer yargılarına karşı kayıtsız değildir.

İşin gerçeği ekonomik işlem de bir değere dayanır. Sırf çıkar, ekonomi değil­dir. Ekonomik davranış altta belli ahlaki tasarımlara dayanır. Özellikle Weber bu noktaya dikkat çekmiş, ekonomik tarz ve modelleri belirleyip yönlendiren en önemli dinamiklerden birisinin, ahlakın ekonomi alanındaki şekli olan “iktisat ah­lakı” olduğunu göstermiştir. İktisat ahlakı ise sonuç itibarıyla dinî bir öz taşımakta­dır. Weber bu tezini, ilk bakışta hiç ilgi kurulamayacakmış gibi görünen Protestan ahlakıyla kapitalizm arasındaki ilişkide temellendirmeye çalışmış, her hâliyle dün­yevi bir ekonomik model olan kapitalizmin belirleyicisinin en azından başlangıç­larında dinî bir ahlak olduğunu göstermiştir (Weber, 1985). Şüphesiz ekonomi ve din arasındaki ilişki kendisini sadece bazı tarihi vakıalarda göstermez, aşağıda da belirtileceği üzere bir belirleyici olarak değişik yerlerde de ortaya çıkar. Genel ku­ralımıza uygun olarak da tek taraflı değil, karşılıklı olarak olup biter
.