Gene H. Bell-Villada – Bir Söz Büyücüsü

Gene H. Bell-Villada – Bir Söz Büyücüsü

Garcia Marquez

Bu çalışma yayınlandıktan hemen sonra Latin Amerika Araştırma Ödülü’ne layık görüldü. (s. 9)

Bir Kaçırılma Öyküsü -> sağlam, nitelikli bir röportaj (s. 11)

20. yüzyılın ikinci yarısı, Latin Amerika romanının çağı olarak anılacaktır. Maurice Nadeau / Raymond Sokolov

(Marquez için)

Gündelik yaşamın gerçekçi hikâyecisi Tolstoy ile hayalci bir romantik ve hicivci olan Dostoyevski’nin özelliklerini kendinde birleştiren Kolombiyalı… (s. 19)

1960 yılında, ABD, yazarı tehlikeli kişi sayarak göçmenleri için tutulan karaliste’ye almıştı.

Başkan Clinton Beyaz Saray’dayken Garcia Marquez’e otuz yıldır uygulanan seyahat yasağını kaldırdı. (s. 20)

Samimiyetsizliğe kaçmadan Latin halkının sıradan hikâyesini (anlatırken) bir tür aşağıdan tarih ortaya çıkararak Latin Amerika’nın gündelik yaşamına şiirsellik, büyü ve saygınlık katmıştır. (s. 23)

Laslie Fiedler gibi Kuzey Amerikalı edebiyat eleştirmenlerinin “roman öldü” türünden söylemlerinin üzerinden fazla zaman geçmedi.

Ama geriye dönüp bakınca şarlatanların, kendi topraklarındaki cılız hasadı, evrensel bir kuraklık sandıkları belli oluyor. (s. 25)

“Gerçeklik domates fiyatıyla sınırlı değildir.” (GM)

Gerçek sadece günlük olaylardan ve ekonomik sıkıntılardan değil, aynı zamanda halk efsanelerinden, inançlardan ve evde yapılan ilaçlardan da oluşur –sadece ‘olgu’lardan değil, sıradan insanların bu olgular hakkında söylediklerinden ya da düşündüklerinden de. (s. 31)

Yüzyıllık Yalnızlık -> siyaset hakkında önemli bir romandır; iç savaşları, grevleri, askeri baskıları ele alır.

O (Marquez) edebiyatın önde gelen mizahçılarından Rabelais geleneğini en iyi uygulayanlardan biridir.

Romantik aşkın saplantılarını, kaçışlarını, sevinçlerini, acılarını, kaprislerini ve hayallerini bugün pek az yazarın başaracağı biçimde işler.

Romanda (YY), gayrımeşru Aureliano Babilonia’nınki kadar büyük bir yalnızlıkla kıyaslanabilecek pek az örnek vardır. (s. 33)

Garcia Marquez, kendisini tanımladığı şekilde ‘gerçekçi bir yazar’ ve yaşadığı dünyanın lirik bir tarihçisidir de. (s. 34)

Marquez’in yazdıkları, o ülkenin en iyi ihracatıdır. (s. 35)

Romanlarının büyük bölümü, Karayip Denizi kıyısında ya da kıyıya yakın yerlerde bulunan hayali ya da belirsiz kasabalarda ve köylerde geçer. (s. 36)

Karayip Kolombiyasının halkına costenos denir. (s. 37)

Garcia Marquez’in yarattığı siyah karakterler tipik olarak yerel farklılıkları, değişkenlikleri ve tarzları yansıtırlar. (s. 46)

Toprağa el koyma

Büyük toprak sahiplerinin silahlı çeteleri, onların topraklarını daha da büyütmelerine yardımcı oldular.

Bu şekilde ele geçirilen çiftliklerin sayısını Paul Oquist 393.648 olarak verir.

İki milyon köylü topraklarını ve çeşitli tehlikelerle dolu kırsalı terk etmeye zorlanmış, büyük kentlerin görece huzurlu ama köksüz yoksulluğuna kaçmıştır. (s. 51)

Garcia Marquez’in en önemli romanlarındaki savaş bölümleri apaçık şekilde on dokuzuncu yüzyılda yer alsa da anlatılan olayları kaçınılmaz olarak daha yakın tarihteki la Violencia renklendirmektedir. (s. 53)

Garcia Marquez hüzünlü ve bozuk sokaklı Araca kasabasında, 6 Mart 1927’de doğdu. (s. 70)

Büyüme yılları, klasik geniş ailenin yaşadığı ve dizi dizi kuzenlerin, yeğenlerin, torunların ve başka uzak akrabaların durmadan girip çıktığı bir evde geçti. (s. 71)

Yaşlı Albay öldüğünde oğlan sadece sekiz yaşındaydı, ama dedesini hep ‘en iyi geçindiğim, en iyi anlaştığım insan’ diye hatırlayacaktı. (s. 72)

İlk öyküsünü(Üçüncü Teslimiyet) yazıp yayımlattığında hukuk fakültesinde birinci sınıf öğrencisiydi. (s. 76)

O sırada El Espectador’un baş eleştirmeni ve edebiyat editörü olan Eduardo Zalamea Borda bir yazısında genç kuşak Kolombiyalı yazarları yeteneksizlik bulduğunu söylemişti.

Zalamea’nın meydan okumasına hemen yanıt veren Marquez de “Üçüncü İstifa” (Türkçe’de Üçüncü Teslimiyet adıyla yayınlandı) adlı bir öykü yazdı, anılarla ve hayalgücüyle canlı kalan bir delikanlının bir bakıma iğrenç bir öyküsüydü bu. On dokuz yaşındaki amatör yazar öyküsünü gönderdi; öykü bir sonraki Pazar günü El Espectador’un edebiyat ekinde, Zalamea Borda’nın “Kolombiya edebiyatının yeni dahisine selam” sunuşuyla yayımlandı.

Okuduğu fakülte belirsiz bir tarihe kadar kapatılınca, hukuk öğrenimi zorunlu olarak kesintiye uğradı.

Öyküsünün El Espectador’da yayımlanması kıyı şeridindeki aydınlar arasında tanınmasını sağlamıştı.

Afro-Kolombiyalı romancı Manuel Zapata Olivella, Cartagena’da yeni kurulan En Universal gazetesinde yazmasını istedi.

Bu, çok hayırlı bir başlangıç olmuştu. (s. 77)

1950 başında, Baranquilla’ya taşındı, kıyı şeridindeki en büyük gazete olan El Heraldo onu işe almıştı. (s. 78)

Baranquilla’da kaldığı Calle del Crimen’de bulunan dört katlı binanın adı El Rascacielos idi. Alt katlarda hukuk büroları vardı; üstte ise genelev.

Fahişeler Marquez’e aile dostu muamelesi yapar, yemeklerini onunla paylaşırlardı. Müteşekkir yazar daha sonra romanlarındaki fahişe tiplemelerini şefkatle ve olumlu duygularla işleyecekti.

O yıllarda Yaprak Fırtınası’nı bitirdi. (s. 79)

Yayın yönetmeni onu ‘Dört Büyükler Konferansı’nı izlemeye gönderdi(18 Temmuz 1955, Cenevre). Avrupa’da iki yıldan fazla, 1957 Aralık ayının sonuna kadar kalacağı aklına gelmemişti. (s. 82)

Dönüş yolculuğu için gönderilen parayı cebina atıp Paris’te kalmaya ve tam zamanlı olarak yazmaya karar verdi. Bir otelin çatı katındaki odasında Kötü Saatte adını vereceği romanı üzerinde çalışmaya başladı. Kitaptaki yan olaylardan biri başlı başına bir konu oluşturdu ve on bir müsveddeden sonra 1957 Ocak’ında Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı roman ortaya çıktı. (s. 82/83)

Mart’ta Baranquilla’ya döndü ve sevgilisi Mercedes Barcha ile evlendi.

Kızın egzotik görünümü yüzünden arkadaşları ona ‘kutsal krokodil’ derlerdi. Garcia Marquez, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni adlı kitabını karısının bu takma adına ithaf etmiştir. (s. 84/85)

Evlendikten sonra Yüzyıllık Yalnızlık üzerinde çalışmaya başladı.

1975’te uzun zamandır beklenen Başkan Babamızın Sonbaharı yayımlandı. (s. 90)

Yaşlılık ve güçsüzlük… 1999 yılında Garcia Marquez’e lenf kanseri tanısı kondu. (s. 97)

En parlak anlarından biri, 6 Mart 2007’de Aracataca’da, yazarın sekseninci yaşı dolayısıyla uluslar arası bir kutlama yapıldığında yaşandı. Daha sonraki yıllarında Garcia Marquez ile Küba lideri Fidel Castro arasında yakın bşr dostluk doğdu.

Garcia Marquez en yakın dostlarının Yüzyıllık Yalnızlık’tan öncekiler olduğunu söyler. (s. 98)

İdeolog olmadığı açıktır.

O daha çok uyumsuz bir radikaldir. (s. 105)

“Edebi kültürü küçümseme ve kendiliğinden olana, icat edilene inanma eğilimi var. Aslında edebiyat insanın öğrenmesi gereken bir bilimdir ve yazılan her hikâyenin gerisinde 10 bin yıl yatar. Edebiyatı öğrenmek için mütevazı ve alçakgönüllü olmalısınız. Edebiyatın tamamını incelemek, 10 bin yılı önce neler yapıldığını, insanlık tarihinin neresinde bulunduğumuzu bilmek için, yazma sürecinde olabildiğince mütevazılığa ihtiyaç vardır. Sonuçta edebiyatı üniversitede değil, başka yazarları sürekli okuyarak öğrenirsiniz.” GM (s. 108)

“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazarken öyle mutluydum ki. Rüyalarımda edebiyatı icat ediyordum.” GM (109)

(Kafka’nın Dönüşüm’ü için) sıradan bir sahneye garip olayları yerleştirmiş ve bu tuhaflıkları sanki gündelik hayatın bir parçasıymış gibi anlatmış… (s. 110)

Çeviren İlknur Özdemir

Kırmızı Kedi Yayınları, Nisan 2011