GELENEKSEL DİN OLGUSU

326
PAYLAŞ

GELENEKSEL DİN OLGUSU

Geleneksel din kavramı yukarıda genel olarak söz konusu edilen din gelenek iliş­kisinin ötesinde kategorik bir durumu ifade etmektedir. Özellikle 19. yüzyıl sonra­sında dinin modern kültür ortamlarında yorumlanmasıyla ortaya çıkan anlayışın karşısına dikilen bir din olgusudur. Buna göre her şeyin bir geleneksel ve moder­ni olduğu gibi dinin de bir geleneksel ve modern olanı vardır ve kabaca gelenek­sel din, din adına oluşmuş bir tarihî birikimi nitelemek için kullanılmaktadır. (Ar­mağan, 1992, 78).

Bu olguya Batı dünyasında pek olumsuz bakılmamışsa da İslam dünyasında çok ciddi eleştirilerin muhatabı olmuştur. Bu çerçevede mesela Ali Şeriati gibi dev­rimci çizgideki İslamcı düşünürlere göre geleneksel din (İslam), mutlak atmamız gerekli bir tortudur. Hatta Ali Şeriat’iye göre sorunun çözülebilmesi için gelenek­sel ulema yapısının bile değiştirilmesi gerekmektdir.

Ancak belirtmeliyiz ki geleneksel din ilk bakışta tarih boyunca süregelen din al­gılayışları temel esprisini taşıyorsa da bu içeriği geleneğe göre oluşmuş bir din de­mek değildir. Modern ve geleneksel ikileminin kullanıldığı tüm alanlarda olduğu gibi burada geleneksel din de modern dışı bir durumu ifade etmek için kullanıl­maktadır. Buna göre geleneksel din, Modern din olarak nitelendirilen anlayışın dı­şındaki bütün dinî anlayışlardır. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse gelenek­sel din, kamusal alanda etkinliğini sürdüren, dünden bu güne süregelen toplumsal kurumsallaşmaları yaşayan, bireyin vicdanına hapsedilmemiş bir din demek olur.

İlk bakışta bu geleneksel din algısı, dinin doğasına daha uygun bir din anlayı­şı olarak gözükmektedir. Ne var ki bu algı da her hâliyle masum değildir, moder-
niteye göre oluşturulmuş, bazı niteliklerinin altı özel olarak çizilmiş bir din anla­yışıdır. Mesela kişisel-kamusal, bireysel-toplumsal, görünürlükçü-gizli gibi açık veya potansiyel çizgiler var ve geleneksel dine bu kategorilerden birisini temsil etme görevi verilmiş oluyor ve hatta kendisinden modern din algısına karşı bir ta­vır bekleniyor.

Yine bu açıdan denebilir ki geleneksel din, aynı zamanda bir muhafazakâr din anlayışıdır. Modern dönüştürücülük karşısında mevcudu muhafazaya yönelik bir tarafı vardır. Bu muhafaza yenilik talebine karşılık mevcudun muhafazasıdır. Dola­yısıyla da orada duran ve varlığı belirgin olan bir geleneksel anlayış yoktur. Yeni açılımlara karşı olumlu-olumsuz mevcudun savunulması vardır.

Geleneksel din olgusuna farklı toplum ve din çevrelerinin bakışında da farklı­lıklar vardır. Mesela Batı’da Hristiyan dünyasında hayli geniş bir çevreye ve sözge­limi Evanjelist bir kesime göre geleneksel din asıl dindir. Dinin modern algısı onun yozlaştırılması demektir. Buna karşılık İslam dünyasında geleneksel din/İslam, ge­nel kabul görmüş bir din anlayışı değildir. Onun için geleneksel din ne pahasına olursa olsun modern din anlayışına karşılık mutlaka sahiplenilmesi gerekli bir din anlayışı da değildir.

Bu süreçte toplumsal konumun önemli bir yeri vardır. Onun içindir ki İslam dünyasında geleneksel İslam, İslam toplumlarının Batı karşısında geri kalmışlığını aşma çabasıyla devreye giren modern İslam’ı eleştirilerinde yeterince tatmin edici bulunmamış, tartışmanın çıkış noktasını oluşturan geri kalmışlığın sebebini açıkla­yamamıştır. Buna karşılık Batı toplumlarında böylesi bir toplumsal dinamik söz ko­nusu olmadığı ve büyük çapta moderniteden kaynaklandığı düşünülen bir dünye- vileşme sorunu yaşandığı için geleneksel dinin savunulmasında güçlük çekilme­miştir. Kaldı ki Doğu ve Batı toplumlarında geleneğe yüklenen anlam farklıdır. Ge­lenek, Batı’da dinî bir nitelik taşırken İslam dünyasında doğrudan dinî bir özellik göstermemekte, hatta ona ters düşebilmektedir.

Geleneksel din anlayışına benzeyen ama ondan çok farklı gelenek ve modern arası bir yerde bulunan bir teze sahip olan bir diğer din anlayışı ise selefi anlayış­tır ki bu daha çok İslam ile ilişkilendirilen bir anlayıştır. Etimolojik anlamıyla kök­lere bağlı kalmayı öneren ama bu kökleri dine nispet edilen gelenekte değil, kut­sal metinlerde ve ilk dönem uygulamalarında gören bir yaklaşımdır. Selefi anlayı­şı en iyi örneklendirebileceğimiz yer şüphesiz İslam’dır. Ancak konuyu daha anla­şılır kılabilmek için İslam bağlamındaki modern-geleneksel gelişmelere kısaca bir göz gezdirmek uygun olur.