GELENEKÇİLİK

217

 

GELENEKÇİLİK

 

Gelenekçilik,
toplumsal konumlan ve sosyal değerleri eskiden beri geldiği sekile de
benimseyen, saygı duyan ve destekle­yen, onları değiştirecek her şeyi» değersiz
ve önemsiz kabul edip karşı çıkan bir sos­yal akımın adıdır.

Gelenekçilerin gözünde
geçmişte mey­dana gelen, uzun tecrübelerin ürünü ve sosyal değerlerin ve
kurumların temeli olan gelenekler, toplumun her şeyidir. Toplumun ayakta
kalabilmesinin vazgeçil­mez unsurlarıdır. Toplumun kültür ve me­deniyeti onun
üzerine bina edilmiştir. Toplumda istikrar ve devamlılığı, karşılık­lı saygı ve
dayanışmayı sağlamak gibi çok önemli sosyal görevler yerine getirir. Bu
öneminden dolayı genç nesillere öğretil­meli, herkesçe saygı duyulmalı,
desteklen­meli, onları ortadan kaldıracak her faali­yete karşı konulmalıdır.

Çeşitli nedenlerle
toplumlarda meyda­na gelen değişmeler ve sarsıntılar karşısın­da gelenekçiler,
geleneksel değerlere ve toplumsal kurumlara bağlı olunsaydı, ma­ruz kalınan
belalarla karşı karşıya kalın­mazdı; onun için geçmişin sosyal değerle­rini ve
kurumlarını, dünya görüşünü ve inancını yeniden ihya etmek gerekir diye düşünüp
geçmişe dönmek isterler. Hızlı sosyal değişmelerin meydana geldiği top­lumlarda
böyle düşünenler genellikle, “ge­ri kafalılık” veya
“gericilik” ile suçlanırlar.

Bilindiği gibi,
insanın alıştığı, gördüğü, benimsediği ve yaşadığı şeylere karşı mu­hafazakâr
davranması, değiştirmek iste­memesi yapısının gereğidir. Herhangi bir
değişildik ilk anda, -değişiklik velev ki çok iyi ve mükemmel olsun-, bir tepki
do­ğurur, zaman içinde ya azalır, kaybolur, ya da daha ziyade şiddetlenerek bir
müca­deleye dönüşür. Onun için gelenekçilik eğilim ve düşünceleri, her
toplumda, özel­likle köklü ve hızlı sosyal değişmelerin ve değiştirmelerin
yaşandığı zamanlarda or-

taya çıkmıştır. Sosyal
değişme veya değiş­tirmenin şiddetine göre, bazan her iyi ve mükemmel şeyin
kötü ve toplum için fay­dasız, gereksiz olduğunu iddiaya, hatta ye­niliği
savunanları idama mahkûm etme­ye, veya aksi bir tavırla, özellikle ihtilal dö­nemlerinde
böyle savunanların ölümüne kadar gider. Her milletin tarihinde bu tür kanlı
hadiselere rastlamak mümkündür. Rönesans ve reform hareketleri dönemi­nin
Avrupa toplumlarındaki engizisyon mahkemeleri, bazı ülkelerdeki ihtilal
mahkemelerinin kuruluşu ve aldığı karar­lar, her iki durumun canlı birer
örneğidir. Bazı sosyologlar, gelenekçilik temayülle­rinin köklü ihtilâl ve
devrimlerle ortadan kaldırıldığını söylerler. Fakat en sert ihti­lâllerden
sonra bile bir kısım geleneklerin kaldığı daima görülmüştür. İhtilâl ve dev­rim
düşünce ve uygulamalarının zamanla gelenekleştiği, yeni ve farklı fikirlere
kapı­larım kapadığı görülür. Devrim ve ihtilâl­lerle gelen kurum ve değerlerin
değiştiril­mesinin teklifi, demode olduklarım ileri sürmek bile yasaklanmıştır.
Ancak, kitle basın-yayın araçlarının ulaşım araç ve ge­reçlerinin her geçen gün
gelişmesi, ihtilâl ve devrimlerle oluşan, değişmesi veya de­ğiştirilmesi tabu
yasak kabul edilen gele­nekleri, iç baskılarla hafiflettiği görülür.
Sovyetler’in “reorganizasyon”, Çin’in “dı­şa açılma”
politikaları böyle bir oluşumun sonucudur. Günümüzde hiç bir toplum kulaklarım
dış dünyaya kapayıp yalnız ba­sma yaşama imkânına sahip değildir. Önemli olan
nokta, bu gibi sosyal değiş­me ve değiştirme zamanlarında, her türlü peşin
hükümlerden uzak olarak gelenek­lerin sosyal fonksiyonlarını ihmal etmeksi­zin
ihtiyaç ve şartlara göre toplumun gele­ceğini kurmaktır.

İzzet ER

Bk. Gelenek.                  

     ı

Önceki İçerik28.Dindarlığın Etkileri
Sonraki İçerikGELENEKSEL TOPLUM