Gazi Evrenos Bey Camii ve Türbesi Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

26

Gazi Evrenos Bey Camii ve Türbesi. Günümüzde Yunanistan sınırları içinde kalan Yenice-i Vardar’da ilk Osmanlı dönemine ait cami ve türbe.

Osmanlı Devleti’nin erken döneminde Rumeli’nin fethinde büyük hizmeti olan akıncılardan Evrenos Bey ve oğullarının esas vakıflarının bulunduğu Yenice-İ Vardar’daki (Giannitsa) külliyeleri hakkında yeterli bilgi yoktur. Gurbette kalan bir­çok benzeri gibi yok edilmeye mahkûm olan bu tarihî eserlere dair elde edilebi­len bilgilere göre. Gazi Evrenos Bey Ye-nice-i Vardar’da cami. İmaret ve med­reseden oluşan bir külliye yaptırdığı gi­bi oğullarından Ali Bey’in oğlu Şemsed-din Ahmed Bey de aynı kasabada bir külliye inşa ettirerek 1498’de vakfetmiştir. Yine Gazi Evrenos Bey soyundan îsâ Bey burada başta cami olmak üzere bazı hayratlar bırakmıştı. Günümüzde (1996) bunlardan ne gibi yapıların kalmış oldu­ğu bilinmemektedir. Evvelce halkının ço­ğunluğu Türk olan Yenice’de(XX yüz­yıl başlarında burada yaşayan 9700 nü­fusun 6000’i Türk, 3000 kadarı Bulgar ve 700’ü Rum’du) halen hiç Türk yaşamadı­ğından şehirde kalan eserlerin adlarını, hatta yerlerini öğrenmek imkânı pek kalmamıştır. 1953 yılında ancak uzak­tan görme imkânı bulunabilen büyük caminin sülâlenin başı olan Gazi Evre­nos Bey’e ait olduğu sanılırsa da Mac-hiel Kiel, bugün perişan harabesi duran büyük caminin Gazi Evrenos Bey’in to­runu Şemseddin Ahmed Bey’in hayratı olduğunu bildirir. Vardar Yenicesi’nde cami, imaret ve medreseden meydana gelen bir külliye yaptıran Ahmed Bey, vefatından bir yıl önce 904’te (1498) bu hayratının vakfiyesini tanzim ettirmiştir. Kay­nakları kullanmasını bilir görünen ve Vardar Yenicesi’ni daha iyi tanıyan Va-silis Demetriades ise M. Kiel’in görüşle­rinin bazılarına katılmamakta ve Ahmed Bey’in camiini yine Yenice’deki bir baş­ka küçük cami olarak teşhis etmekte­dir. Fakat onun da görüşlerinde açık ol­mayan hususlar vardır. 1668 yılında Ye­nice’ye uğrayan Evliya Çelebi, kurşun kubbeli eski bir mâbed olduğunu be­lirttiği İskender Bey Camii’ni en başta anar ve Gazi Evrenos neslinden İsken­der adlı kişi tarafından yaptırıldığını bil­diren dört satırlık kitabesinin metnini verir. Halbuki İsmail Hakkı Uzunçarşı-iı’nın düzenlediği Evrenosoğulları şece­resinde İskender adı yoktur. Bu sebep­le mesele ancak kaynaklarda yapılacak yeni araştırma ve yerinde incelemeler­le aydınlığa kavuşturulabilir. Demetria-des’in ifadesine göre cami, Balkan Sa­vaşı sırasında 1912’de Yenice Yunan or­dusu tarafından ele geçirildiği sırada Türk kesimi yanarken tahribe uğramış, II. Dünya Harbi yıllarında da büsbütün harap olmuştur. 1953’te görüldüğünde ise büyük caminin bir cephesi bütünüy­le yıkılmış ve binanın âdeta kesiti orta­ya çıkmış bulunuyordu.

M. Kiel tarafından yayımlanan planı­na göre Evrenosoğlu Camii aslında bir tabhâneli cami olarak yapılmış olmalı­dır. Belki giriş kısmında beş bölümlü bir son cemaat yeri vardı. Girişteki kub­beli  ilk mekân,  bu tipteki camilerde rastlanan kapalı bir avlu geleneğini sür­düren bölüm olmalıdır. Bunun iki yanın­daki kanatları M. Kiel yarım kubbeli ola­rak çizmiş ve aslında da öyle oldukları­nı düşünerek restitüsyonunu yapmıştır. Halbuki bu yan mekânlar ortalarından bölündüklerinde her tarafta eşit ölçü­lü ikişer tabhâne hücresi oluşmaktadır. Anlaşıldığına göre aslında bir taphâneli-cami olarak İnşa edilmişken sonraları bu görevini yapmasına gerek kalmadığı için belki de cami yangın, zelzele gibi bir âfet yüzünden zarar gördüğünden veya sadece cemaate daha fazla yer sağlamak amacıyla aralarındaki duvar­lar kaldırılarak yanlardaki tabhâneler orta mekânlara açılmıştır. Bu şekildeki değişiklikler aynı tipten ibadet yerleri­nin çoğunda yapılmıştır. Kıble tarafın­daki esas namaza mahsus olan ikinci mekân, M. Kiel’in ölçülerine göre 14 m. kadar çapında bir kubbe ile örtülü idi. Bu bölümün güney tarafını teşkil eden kıble duvarı ise bütünüyle yıkıldığından mihraptan hiçbir iz kalmadığı gibi bu­raya bir ilâve yapılarak cami pamuk de­posu haline getirilmiştir. Bu değişiklik­ler tarihî eserin bünyesini de geniş öl­çüde bozmuştur. Ancak bazı yerlerde, erken dönem Osmanlı-Türk yapı sana­tına ait muntazam kesme taşlar ara­sında tuğladan yatay ve dikey örgülü duvar tekniğinin varlığı görülmektedir.

Evliya Çelebi, Vardar Yenicesi’nde Ga­zi Evrenos Bey’in çok değişik bir mima­riye sahip olan türbesinden de bahse­der. Tarifinden anlaşıldığına göre Evre­nos Bey’in naaşı, Selçuklu türbelerinde olduğu gibi zeminden aşağıda üç basa­mak inilen bir cenazelikte bulunan mer­mer bir lahittedir. Üstteki kubbeli me­kânda ise ikinci bir mermer sanduka vardır. Kitabesinde 820 (1417) tarihi okunur. Başka hiçbir yerde bu derece­de ihtişamlı türbe görmediğini belirten Evliya Çelebi, türbenin içinin her tara­fındaki pencerelerle aydınlandığını da belirtir.

Demetriades’in incelediği türbe ise Evliya Çelebi’nin tarifini yaptığı türbe değildir. Üslûbundan anlaşıldığına göre XIX. yüzyıl sonlarına doğru bütünüyle yenilenen bu bina büyük pencereleri olan kare planlı, tuğladan inşa edilmiş kub­besiz bir yapıdır. İçindeki iki mekândan birinde mihrap bulunan türbe de pamuk ardiyesi olarak kullanılmaktadır. Mihra­bın karşısındaki duvarda ise üzerinde Evrenos Bey’in dönemine uymayan bir hatla yedi satır halinde yazılmış mezar kitabesi yer alır. Bunda. îsâ oğlu “Melikü’l-guzât ve’l-mücâhidîn” Hacı Evrenos’un 820 yılının 7 Şevvalinde(17 Ka­sım 1417) vefat ettiği bildirilir. Ancak bu kabir taşı. çok sade süslemesi ve ya­zısı bakımından geç bir tarihte yapıldığı tesirini bırakmakta, esasen türbenin mimarisi de Evliya Çelebi’nin tarifine uymamaktadır. Balkan Savaşı’na kadar Yenice’de yaşayan Evrenosoğullan’nın bu türbeyi yenilemiş olmaları muh­temeldir.

Aynı kasabada Gazi Evrenos Bey’in torunu Ahmed Bey’in türbesi olarak ka­bul edilen bina esas mimarisini koruya­bilmiştir. Sağır bir kasnağa oturan bu kubbeli yüksek yapı, XIV-XV. yüzyılların Türk duvar tekniğine uygun olarak ara­larında tuğla çerçeveler bulunan kesme taş örgülü, gösterişli bir binadır. Ekrem Hakkı Ayverdi, bunun astında türbe de­ğil, bir sıbyan mektebi olması ihtimalini ileri sürer. Her cephesinde sivri kemer­ler içinde ikişer ve üstte de bir pencere açılmıştır. Eğer yukarıda adı geçen türbede Gazi Evrenos Bey’in ismini ve­ren mezar kitabesi olmasaydı esas türbesinin bu yapı olduğu düşünülebi­lirdi. Fakat kanaatimizce bu bina bir sıbyan mektebi de değildir.

M. Kiel. 19701i yıllarda Yenice’de çok harap durumda bir tek hamamla yakı­nında kubbeli küçük bir cami daha tes-bit etmiştir. Bunlardan başka burada yine Evrenosoğulları soyundan Şerif Ah­med Bey tarafından 1167 (1753-54) yı­lında yaptırılan saat kulesi bulunmak­tadır.

Rumeli Türklüğü’nün günümüzde unu­tulmuş bu merkezinde kalan mimari hâtıralarına dair elde edilen yayınların en yenisi yirmi yıllık olduğuna göre ara­dan geçen zaman içinde bu eserlerin ne duruma gelmiş olduğunu tahmin etmek güç değildir.

TDV İslâm Ansiklopedisi