GAYB

211

 

GAYB     

                              .                                

İnsanın duyulan ve
ilmi ite öğrenemedi-ği, bir kısmım ancak peygamberlerin ha­ber vermesi ile
bilebildiği, bir kısmına ise Allah’tan başka kimsenin bilemediği gizli şeyler.

Sözlük anlamıyla bir
şeyin gözden gizli kalması demek olan “ğayb”, İslam düşün­cesinin en
önemli esaslarından birisidir. Çünkü İslam’ın esasını oluşturan imanın
temelleri altıya indirgenirse, bunların bir bakışa göre en az dördü, diğer bir
bakışa göre tamamı “ğayb” in alanına girmekte­dir. Bu yüzden
Kur’ân’ın ilk ayetlerinde “ğayb”ainanan müminler övülür ve kurtu­luşa
erecek olanların ancak onlar olacağı vurgulanır. Çünkü insanm hem bu duaya*hem
öbür dünya ile ilgili olarak bilebildik­leri, bilemediklerinin yanında hesaba
ka­tılmayacak kadar azdır. Onun kapasitesi her şeyi kavramaya elverişli
olmadığı gi­bi, görünene inanmak da karşılığında ödül olan bir erdem sayılamaz.
İnsan ilim­de, önündeki sınırlara varsa bile, bileme­yeceği daha bir sürü
“ğayb” kalacaktır. Ancak bu az ilme oranla da olsa, biline­meyenlerin
yanında, en azından sözlük anlamıyla gaybm bilinebilenlerinin de ol­duğu
anlaşılır. Öyleyse “ğayb”ın sınırını öncelikle ayetler ve hadislerle
çizmek ge­rekir.

Ğavbın özellikle
ayetlerdeki kullanılışı­na bakıldığında onun her yönüyle biline­meyen bir şey
olmadığı anlaşılıyor. Bazı insanlara göre ğayb olacak bir şeyin, di-ğer
bazılarına göre bilinebileceği anlaşılı­yor. Örneğin geçmiş bir peygamberin ya­şadığı
olaylara Hz.Muhammed’e (s.) gö­re ğayb denirken, sözkonusu peygambe­rin o olayı
görüp bildiği açıktır. İşte bu gerçek, ğaybm alimler tarafından “mut­lak”
ve “nisbi” diye ikiye ayrılmasına se­bep olmuştur.

»Allah’ın mahiyeti,
künhü, bütünüyle ahi-ret alemi, kıyamet saati, cennet, cehen­nem, mahşer,
mizan, sırat, lika, kevser, melekler alemi, gelecekte olacak olaylar, ölüm
saatleri ve yerleri gibi şeyler “mut­lak” ğayb’tır.

Hiçbir mahlukun ne
duygularının ne de ilmin ulaşabildiği gayba mutlak gayb, be­lirli bir mahlukun
ulaşamadığı ve ona gö­re bilinmeyene de nisbi gayb denmiştir. Razıları da gaybı
delili bulunmayan ve de­lili bulunan diye ikiye ayırmışlardır. Ancak Allah,
tümüyle olmasa bile bu tür gaybm bazı noktalarını ve müfredatın­dan bazılarını
seçtiği peygamberlerine bil-ditebileceğini söylemiş ve bildirdiği de olmuştur.
Bu türden olmak üzere (vahye da­yanarak) bizim peygamberimiz de gele­cekle
ilgili bir çok haberler vermiş ve söy­ledikleri çıkmıştır. Ama vahye dayanma­dan
geleceği, peygamberlerin dahi bile­meyeceğine dair pek çok ayet mevcuttur,;.
Başta evliyanın kerameti ve ilham olmafc* üzere, cinlerin istihdamı, telepati,
tekni­ğin istihdamı, riyazet vb. yollarla, şünjilti zamanda mevcut olmak
şartıyla, bâzıları­na göre gayb ve bilinmez olanlar başkala­rına göre bilinir
ve algılanır olabilirler, denmektedir. Ayrıca Peygamberliğin 36 cüz’ünden biri
olarak kabul edilen “sadık rüyalar” bazı gelecek olayların, net ve ke­sin
olmasa bile, bir işareti sayılabilir. Kur’an-ı Kerim’de Hıdır’ın bildikleri ile
ilgili olarak anlatılanlar, Halife Ömer’in İran üzerinde bulunan komutam
Sari-ye’yi Medine minberinden görüp ikaz et­mesi gibi sabit olaylar da nisbi
gaybın deli­li olarak gösterilir. Hatta İbn Hacer el-Heytemî, gaybın
bilinmezliği prensibinin, Allah’ın bazı evliyaya bile ondan haberler
lütfetmesine engel olmadığını, bu yüzden bazı velilerin, örneğin, yarın
öleceklerini söyleyebildiklerini, hatta Halife Ebube-kir’in karısının
rahmindeki çocuğun er­kek olduğunu söylediğini ve öyle de çıktı­ğını yazar. Ancak
Ebu Hanife’ye nisbet edilen şu söz gerçekten onun ise bunları tereddütle
karşılamak gerekir: “Kalpler­de olanı Allah’tan ve O’nun vahyettiği re­sulden
başka kimse bilemez. Artık kim va­hiy olmaksızın kalplerde olanı bildiğini id­dia
ederse o, Alemlerin Rabbi’nin ilmini bildiğini iddia etmiş olur. Kim kalplerde
olanı ve bunun dışında olup Allah’ın bil­diklerini bildiğini samrsa o, büyük
bir gü­nah işlemiş,  ateşi ve küfrü
haketmiş olur”.

FarakBEŞER