Garibül Kuran Nedir, Ne Demek, Anlamı, Hakkında Bilgi

37

Garîbü’l-Kur’ân. Kur’ân-ı Kerîm’deki garîb lafızların tefsirini konu alan ilim dalı ve bu dalda yazılan eserlerin ortak adı.

Garîb kelimesi sözlükte “yurdundan uzak kalan; tek ve nâdir olan: bilinme­yen, mübhem ve kapalı olan” gibi anlam­lara gelir. Kur’ân-ı Kerîm Arapça’nın Kureyş lehçesiyle nazil olmakla birlikte di­ğer Arap lehçelerinden gelen veya yaban­cı dillerden alınıp Arapçalaştırman kelime­ler de ihtiva etmektedir. Ayrıca Kur’an’-da, az kullanılmasından dolayı mânası yaygın olarak bilinmeyen, anlaşılması güç lafızlar da vardır, Tefsir ilminde Kur’an’daki bu tür kelimelerin açıklanması garîbü’l-Kur’ân’ın konusunu teşkil etmek­tedir. Hz. Peygamber’in, “Kur’an’ın garîblerini araştırınız” dediği rivayet edil­miş ve Kur’ân-ı Kerîm’in garîblerini bilmeyenlerin Allah’ın kelâ­mını tefsir etmekten sakınmaları isten­miştir. Bundan dolayı garîbü’l-Kur’ân tefsir ilminde önemli bir yer işgal etmiş ve II. (VIII.) yüzyıldan itibaren Kur’an ilim­leri arasında müstakil bir disiplin halini almıştır.

Arapça’yı fasih olarak konuşan ve çe­şitli Arap kabilelerinin lehçe özellikleri­ni bilen Resûl-i Ekrem bazı âyetleri ve sahabenin anlayamadığı kısımları tefsir etmiş, böylece Kur’ân-ı Kerim’in ilk müfessiri olmuştur. Ancak Hz. Peygamber, kelime bilgisinden ziyade âyetlerdeki hü­kümleri açıklamış ve güzel ahlâkın esas­ları üzerinde durmuştur. İslâm’ın ilk dö­nemlerinde bazı sahâbfler Kur’an’da mâ­nasına nüfuz edemedikleri kelimelerin bulunduğunu söylemişlerdir. Nitekim Hz. Ömer, Abese süresindeki (80/31) “eb-ben” kelimesinin anlamını bilmediğini ifade etmiştir. İbn Abbâs da altı âyette geçen “fâtır” kelimesinin mânasını, iki Arap köylüsünün bir kuyu başında tartışırken bu kelimeyi kullan­maları sayesinde öğrendiğini belirtir. Yine İbn Abbas “gıslîn”, “hanânen”, “ey­vah” ve “rakim” dışındaki bütün Kur’an kelimele­rini bildiğini söylemiştir.

Âyetlerdeki garîb lafızların mânala­rının tesbit edilmesine sahabe devrin­den itibaren başlandığı ve bu maksatla Arap şiirine başvurulduğu anlaşılmak­tadır. Rivayete göre, Arap şiiri hakkında geniş bilgi sahibi olan Ab­dullah b. Abbas şiirle istişhad faaliye­tinin de ilk mümessili olmuştur. Hatta onun, Haricî reislerinden Nâfi’ b. Ezrak’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen anlaşılması güç 200 kadar kelime hakkında sorduğu so­rulara şiirlerden şâhidier getirerek ce­vaplar verdiği ve bu cevaplan ihtiva eden Mesâ’iiü Nâfiç b. el-Eziak adlı bir de eseri bulunduğu bilinmektedir.

II. (Vlll.) yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanan ve ilk mahsullerinden pek azı günümüze intikal edebilen garîbü’l-Kur’ân türündeki eserlerin telifi. İslâm coğrafyasının genişleyip Arap olmayan kavimlerin de Müslümanlığı kabul et­mesine paralel olarak daha da Önem ka­zanmış ve giderek artış göstermiştir. Bunlardan Abdullah b. Abbas, Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm, İbn Sellâm el-Cumahî, İbnü’s-Sİkkît ve İbn Kutluboğa’nın Ğarîbü’l-Kur’ân’la­nı Abdullah b. Yahya el-Yezîdî’nin Ğaribü’l-Kur’ân ve tefsîmhû adlı eser; Yahya b. Ziyâd el-Ferrâ Ahfeş el-Evsat ve Zeccâc’in Me’â-ni’l-Kurân’İarı-, Ma’mer b. Müsennâ’-nın Mecâzü’l-Kur’ân’ı; İbn Kuteybe, İbnü’l-Mülakkin, Fahreddin et-Turayhî ve Mahmûd İbrahim’in Tefsîru garibi’}-Kur3an’lari; Muhammed b. Uzeyz es-Sicİstânî’nin Nüzhetü’l-kulûb; Ahmed b. Mu­hammed el-Herevî’nin el-Ğarîbeyn fi’l-Kur’ân ve’l-hadîş; Mekkî b. Ebû Tâlib’in el-KUmde fî ğarîbi’l-Kur’ân; Râgıb el-İsfahâ-nî’nin el-Müfredât fî ğarîbi’l-Kur’ân; Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin el-Erîb bimâ fi’l-Kur’ân mine’l-ğarîb; Muhammed b. Ebû Bekir er-Râzî’nin Ravzatü’l-fesâha fî ğarîbi’l -Kın’ân adlı eserleri; İbnü’l-Müneyyir’in et-Teysîrü’l-‘acîb fî tefsîri’l-ğarîb başlıklı manzum eseri; Ebû Hayyân el-Endelüsî’nin Tuhfetü’1-erîb bi­mâ fî’l-Kur’ân mine’l-ğarîb; Ahmed b. YÛsuf es-Semîn’in cUmdetü’l~hufİâz fî tef­siri eşrefi’l-elfâz; İbnü’l-Hâim’in et-Tibyân fî tefsiri ğarîbi’l-Kur*ân; SüyûtTnin Müfhi-mâtü’l-akrân fî mübhemâti’l-Kur’ân; Hasaneyn Muhammed Mahlûf’un Keîimâtü’l-Kurbân, tefsir ve beyân; Muhammed Şahin Muhaysin ile Şa’bân Muhammed İsmail’in ei-Hâdî ilâ tefsiri ğaribi’l-Kur’ân; Hamdı Ubeyd ed-Dımaşkî’nin el – Kur’ânü’l-Kerîm ve tef-sîru ğarîbihî adlı eserleri bu alanın başlıca örneklerindendir. Ali Şevvâh İshak Mu’cemü muşannefâti’l-Kur’âni’l’Kerîm adlı eserinde “Garibü’l-Kur’ân” başlığı altında (III, 289-308) 157, Yûsuf Abdurrahman el-Mar’aşî ise el-KUmde fî ğarîbi’l-Kur’ân’a yazdığı mukaddimede (s. 19-37) seksen beş eser hakkında bilgi vermiş­lerdir. Şeyh Furkânî de bu konudaki 248 eserin bibliyografik listesini yayımlamış­tır. IV. (X.) yüzyıla kadar yazılan garîbü’l-Kur’ân’larda garîb lafızlar tefsir edilirken sûrelerin mushaftaki tertibine uyulmuş, daha sonraki dönemlerde ise alfabetik sistem uygulanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’in hangi lafızlarının ga­rîb olduğu hususundaki anlayışın zama­na ve kişilere göre değiştiği görülmek­tedir. İslâm’ın ilk yıllarında az sayıda ke­lime garîb sayılırken zamanla Râgıb el-İsfahânî’nin el-Müfredât’ı gibi hacimli Kur’an lugatlan yazılmıştır. Bu konuda asıl önemli olan husus, garîb lafızların Kur’an’ın nazil olduğu dönemdeki Arap dilinde ne gibi mânalar ifade ettiğinin bilinmesidir. Bu arada, Abdullah b. Yah­ya el-Yezîdî’nin Garibü’l-Kur’ân ve tef-sîruhû adlı eseriyle Ebû Hayyân el-Ende­lüsî’nin Tuhfetü’l-erîb bimâ ü’l-Kur^ân mine’l-ğarîb’ı gibi bazı eserlerde çok defa garîb lafızların sadece lügat mâna­larının verilmesi, iştikak ve sarf ilimleri açısından özelliklerinin açıklanmasıyla yetinilmiştir.

TDV İslâm Ansiklopedisi