G. Le Bras’ın Dini Morfoloji Araştırmaları

G. Le Bras’ın Dini Morfoloji Araştırmaları
Fransız din sosyologu G. Le Bras, yüzyılımızda etnolojik ve tarihî yönelimli bir din sosyolojisi eğiliminin geniş ölçüde aşılarak, günümüz toplumlarında sosyolojinin bakış açıları ve yaklaşım yöntemlerinden hareketle dinî tecrübenin çeşitli ifadeleri olan iman, ibadet ve cemâatin sosyolojik bakımdan ele alınmaya başlamasının en tipik bir temsilcisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik o çalışmalarında, dinin kendine has karakteri ve dinî olayların öteki sosyal olaylar arasındaki varlık ve dinamizmini de gözden uzak tutmamaktadır. Gerçi Le Bras, dolaylı gözlem aracılığı ile tarihe mal olmuş dinî toplulukların ve kuramların incelenmesini de ihmal etmemekte ve böylece güncel sorunları tarihî boyutlarına oturmaya özen göstermektedir. Ancak onun asıl yönelimi dolaysız gözlem metot ve teknikleriyle ve özellikle de kanti- tatif teknikler aracılığı ile, çağdaş toplumların hayatı içerisinde dinin yeri ve rolünün incelenmesi olmaktadır. Her ne kadar bu anlamda, daha önce meselâ yine Fransız sosyologu Le Play’ın monografilerinde işçi ailelerinin güncel dinî hayatlarının da incelendiği bilinmektedir. Ancak Le Bras’m araştırmaları özellikle aktüel toplumların hayatı içerisinde dinin yeri ve rolü meselesini tüm genişlik ve çeşitliliği içersinde kucaklamak istediğinden. Onun başlattığı araştırma çığırının etkileri de oldukça geniş olmuştur. Özellikle günümüz Fransası ve hattâ onun yakın tarihinde dinî pratiklere bağlılık konusunu ele alan Din Sosyolojisi Araştırmaları,1955,1956 (Etudes de Socologies Religieuses) adlı iki ciltlik eserin sahibi olup, sosyolojik kariyerine Durkheim sosyolojisinin etkisi altında başlamış bulunan ve daha sonra kendine has görüşlerini ortaya koyan Le Bras, din sosyolojisine “Dinî Hayatın Sos- yografisi” diye adlandırabilecek olan sosyolojik tasvirle girmektedir. Daha sonra dinî pratiklerin dışında dinî inançlara ve dine bağlılık ve dinin sosyal hayat içerisindeki yeri ve rolü konularına da el atan Le Bras, din sosyolojisinde üç ana alan ayırt etmektedir:
1) Belli bir dinî tecrübe etrafında birleşmiş bulunan “mü’minler cemâati”. Din sosyolojisi bu cemâatin terkibi, yapısı ve dinamizmini araştıracaktır.
2) Dinin dinî olmayan toplumlarla olan karşılıklı münasebetlerinin araştırılması.
3) Kutsal1in gözlenebilir tezahürleri aracılığı ile görülmeyen âlemin anlaşılmasına çalışmak.

Din sosyolojisinin perspektifini teolojik mülâhazalara mahkûm ettiği gerekçesi ile tenkit edilen ve çalışmalarını daha çok Fransa’daki dinî hayat üzerinde odaklaştırmış olmakla birlikte, gerçekte bütün dinleri araştırma kapsamına almak idealinde olan Le Bras, Çağdaş İslâmiyet’te Normlar ve Değerler (Normas et Valeurs dans L’lslam Contemporain, 1966) adlı kolektif eserdeki (s. 286-289) “Din Sosyolojisi Konusunda Araştırma Perspektifleri” adlı yazısında genel din sosyolojisi kadrolarının İslâmiyet ve Müslüman toplulukların sosyolojik tetkikine uygulanışına da önemli bir ışık tutmaktadır. şım yollarından hareketle büyük bir araştırıcı kitlesi tarafından pek çok araştırmaların gerçekleştirildiğine şahit olunmaktadır. Öyle ki, genel olarak sosyolojik araştırmalarda gözlenen ve teorik tartışmaların ikinci plana itilerek uygulamalı araştırmalara yönelme ile karakte- rize olan eğilim din sosyolojisi alanında da kendini göstermiş bulunmaktadır. Böylece günümüz toplumlarında din konusu çok çeşitli yöntemler ve teknikler aracılığı ile birçok veçheleri altında adetâ laboratuar incelemesine tabi tutulmaktadır. Toplumsal değişme ve çağdaşlaşmanın din ve dinî davranış ve yaşayışla ilişkileri ve etkileşimi veya daha genel olarak sekülarizasyon sorunu yahut dinin çeşitli toplumsal kuramlarla olan fonksiyonel ilişkileri bu bağlamda ele alınan en önemli konulardan birkaçını oluşturuyor. İşte bu şekildedir ki meselâ, S. S. Acquaviva, R Berger, T. Luckmann, B.R. Wilson, D. Bell gibi din sosyologları, seküler toplumda din konusunu geniş bir incelemeye tâbi tutuyor ve modern dönemde Batının sanayi toplumlarında kurumsallaşmış dinin durumunu ve hattâ kurumsallaşmamış yahut yeni formları altında kutsallık, din ve dinî tutum ve davranışlar gibi çeşitli konuları birçok bakımlardan tartışıyorlar.
Her halükârda, günümüz toplumlar da din konusunun incelenmesi çerçevesinde, ileri derecede modern toplumlarm yanı sıra daha az modertı yahut geleneksel kategorisinde yer alan ve yahut modern etkiler altında hızlı bir değişime uğramakta bulunan toplumlarda din, dinî yaşayış ve davranışların bilimsel ve sosyolojik incelenmesi giderek daha büyük bir önem kazanıyor. Bu meyanda, toplum içerisinde dinî davranışın ölçümü sorunu, insanın dindarlığı ve dinî aidiyeti konusuna bağlı olarak özel bir önem kesbetmiş görünüyor. Böyle olunca da din konusuna sosyolojik yaklaşıma bir şekilde, kantitatif tekniklere dayalı sosyal psikolojik perspektif egemen olmaya başlamış bulunuyor. Şüphesiz böylesine bir yönelimde din sosyolojisinin öteki bilimler ve özellikle psikoloji ve tabiî ki sosyal psikoloji ile olan ilişkileri ve bu bilim dalları arasında artan işbirliğinin payı çok büyük görünüyor. Böylece, modern dönemde artık dinin bilimsel incelenmesinin, çeşitli sosyal bilim, insan bilimleri, din bilimleri, ilâhiyatçılar ve hattâ tabiat bilimleri mensuplarının sıkı bir işbirliği sayesinde “disiplinler- arası” bir çalışma ve çaba ile gerçekleştirilebileceği hususu daha iyi anlaşılmaya başlanmış bulunuyor. Bu çerçevede meselâ dinî antropolojinin din sosyolojisinin gelişmesine olan katkıları da artarak devam ediyor.
Öte yandan, aslında sosyolojik araştırmalarda psikolojik yahut sosyal psikolojik yönelimin kökleri de oldukça gerilere gidiyor. Şüphesiz, Leuba, Starbuck gibi psikologların ve özellikle de William Ja- mes’in çalışmaları, dinî sosyal psikolojisi alanına olan ilginin artışında önemli bir rol oynamıştır. Kidd, Elhuood ve Ross gibi sosyologların fonksiyonalist yönelimli din yorumlarının da dinî sosyal psikoloji alanına duyulan ilginin artışında büyük payı olmuştur. Böylece, sosyal psikolojik yönelimli din araştırmalarında Allport, Yinger ve Fichter gibi güçlü isimler kendilerinin gösterdiler. Bu bakımdan da, sosyal psikoloji yönelimli din sosyolojisi eğilimi özellikle ABD’deki din sosyolojisi incelemelerinde çok güçlü bir şekilde kendini göstermek imkânını elde etti ve doğrusu, aynı ölçüde olmasa bile, yine de birinci derecede anlaşılan oradan hareketle öteki ülkelere de uzanmaya başladı. ABD’de meselâ Gerbard Lenski, Weber’in artık klâsik hale gelmiş bulunan tezinden hareketle Detroit eyaletinde dinî aidiyet ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkiyi geniş bir örneklem grubu aracılığı ile teste tabi tutmuş bulunmaktadır. Kaliforniya Üniversitesi’nden Glock ve Stark, geniş bir tarama (survey) ölçeğinden hareketle ABD deki halihazır dinî durumu incelemeye almış bulunuyorlar. Bu tür incelemeler, gerek metot ve teknikler ve gerekse de muhteva yönünden, dinî davranış incelemeleri ve ölçümlerinin daha bir incelik, derinleşme ve sistematiğe kavuşmasına imkân hazırlamış bulunuyorlar. Köy, kasaba, şehir… grupları, üst, orta ve alt toplumsal tabakalar, gecekondu, gençlik, öğrenci, işçi, tüccar… kesimleri vb. çok çeşitli sosyo kültürel çevreler ve gruplarda dinî tutum ve davranışların ve onların ekonomi, ahlâk, siyaset… gibi öteki toplumsal kurum, davranış ve faaliyet şekilleriyle olan karşılıklı etkileşimi ve ilişkilerinin yaş, cinsiyet, meslekî ve sosyo-ekonomik statü, medenî durum, eğitim, dinî, etnik vb. aidiyet durumu… gibi birçok değişkenlere göre incelemeye alınmış ve bunların arasındaki korelasyonların araştırılmış olması kayda değerdir. Bu durum dinî yaşayış ve davranışın çok çeşitli boyutlarının ayırt edilmesi ve bu şekli altında daha bilimsel bir yaklaşımla incelenmeye alınmasına imkân vermiş bulunmaktadır. Daha sonra dinî yaşayış ve davranış boyutlarının ıskalalarının (ölçekler) oluşturulmasına yönelmiş bulunuyor. Böylece oldukça çeşitli tutum ve davranış ölçeklerinin oluşturulmuş bulunduğuna önemle işaret etmek gerekir. Bu araştırmalar ve böylece oluşturulan ölçeklerin küçük gruplar ve dar dinî, kültürel ve toplumsal çevrelerin ötesinde giderek, dinî yaşayış ve davranışın çok geniş ölçekli ve boyutlu toplumsal ve kültürel çevrelere ve gruplara uygulanmak sûretiyle “kültürlerar ası” boyutlardaki incelemelere (crosscultural studies) dönüşmeye başlamış olmasına önemle işaret etmeliyiz. Bütün bu gelişmelerin modern dönemde din sosyolojisi incelemelerine dünya ölçüsünde yeni bir önem ve boyutlar kazandırdığını da belirtelim.

Şüphesiz, burada bu tür çalışmaların yöntem, tahlil ve sonuçlarını ele almak, konuyu gereğinden fazla genişletmek olacağından, kanaatimizce tarihî panorama çerçevesinde bu kadar işaretle yetinmek yeterli olacaktır. Esasen artık, öteki birçok yönlerine de işaret ederek, günümüzde din sosyolojisinin durumuna genel bir göz atış noktasına gelmiş bulunmaktayız. Ancak bu, müteakip bölümün konusunu teşkil etmektedir.