Fundamentalizmin Nedir ?

625
PAYLAŞ

 

anlamlarına gelir. Tek bir tanımı mümkün olmamakla birlikte bir dini hareket olarak fundamentalizm, özellikle kutsal metinde yer alan dinin temel yönlerinin mutlak doğruluğuna literal okumayı temel alarak vurgu yapar. Kavram, ilk olarak hristiyan inancının akide ve temel ilkelerine bağlılıklarını ifade eden hristiyanlar tarafından kullanılmış ve bu ilkeler 1910-1915 yılları arasında yazılan on iki serilik kitapçıkla ortaya konmuştur.

Böylece fundamentalizm, dini liberalizm, akılcılık, evrim teorisi ve İncil’e eleştirel yaklaşım gibi gerçek hristiyanlığa karşıt kabul edilen 20.yy. modernizmini reddeden bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Temel ilkelere olan inancı vurgulayarak modern bilim ve seküler dünyaya karşı durma çabasında olan fundamentalizm, 19.yy. boyunca Batı dünyasının içinde bulunduğu ‘gelişme kültürü hastalığına’ bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde insanlık; akıl gücü, bilimsel başarılar, teknolojik yenilikler ve geleneksel kurumların seküler, rasyonel dönüşümüyle herşeyin üstesinden geleceğine inanıyordu. Diğer taraftan, dini cemaatler ve dini elitler ise ya kendi kabuklarına çekildi ya da seküler dünya ile barışma yolunu seçerek adapte olmaya çalıştı. “

İşte fundamentalist hareketler, seküler kirlenmeye karşılık zeminini koruma, hatta modernizasyonun zaaflarından yararlanarak zeminini yeniden kazanma çabasında olan tehlike altındaki dini hareketlerden çıkmış tarihi karşı ataklardır.” Ayrıca değeri merkeze alan fundamentalizm, modernleşme sürecinde dışlanmış olan mutlak değerleri yeniden kurma ve hayatın farklı alanlarında yeniden hakim kılma çabası içindedir. 19.yy.’ın getirdiği değişimler ve yenilikler artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını göstermiş; bundan sonra inananlar inançlarını savunmak ve bunun için mücadele etmek zorunda kalmışlardır. İşte tam da bu nokta, fundamentalistleri gelenekselcilerden, ortodoksiden veya ihya hareketlerinden ayırmıştır. Zira gelenek, ortodoksi ve ihya, süre giden durağan sistemlerde görülürken fundamentalizm değişimin ortasında var olur. Bu ayrımı Clifford Geertz, üzerinde çalıştığı İslam toplumlarında “birinin inançları tarafından tutulmak” ve “o inançları tutmak”; “inanç sahibi olmak” ile “fikir sahibi olmak” ayrımları arasında tarif eder.

Yaşam tarzı üzerinde uzlaşının ve durağanlığın hakim olduğu toplumlarda inançlar, hayatın önemli bir parçasını oluşturur. Kültürün parçası olmak ve söz konusu inançları onaylamak ayrımlanamaz unsurlardır. Böylesi durumlarda kişi, mutlak gerçeklikle ilgili inançlar tarafından tutulmuştur. Fakat kültür bir kere değişim, dış baskı veya hareketlilikle karıştırıldı mı; inançlar önceki pozisyonunu kaybederek bilinçli bir şekilde tutulmak zorunda kalırlar.5 Jerry K. Hadden, dört tip fundamentalizmden bahseder: Teolojik fundamentalizm, politik fundamentalizm, kültürel fundamentalizm ve global fundamentalizm. İlk olarak teolojik fundamentalizm, modern düşünceye karşın geleneksel hristiyan doktrinini savunan hristiyan teolojik hareketidir. Politik fundamentalizm, dünyevî kötülüklerle mücadele etmek üzere, teolojik fundamentalizm ile kişisel dini teslimiyetin bir birleşimidir. “Bu iki tip fundamentalizm, ilerleme pahasına geleneği korumaya yönelen kültürel olarak aydınlanmamış bireylerin bir karikatürünü oluşturmak için biraraya gelir. Kültürel fundamentalizm, H.L. Mencken gibi sosyal eleştirmenler ve Sinclair Lewis gibi romancılar tarafından müstehzî bir şekilde tasvir edilmiştir.” Hadden’ın sınıflamasına göre fundamentalistlerin içinde bulunduğu politik faaliyet, dünya üzerinde dini öncüllerle hareket eden diğer gruplara tesir eder.

Böylelikle bir olgu olarak global fundamentalizm, çeşitli dini geleneklerde ve siyasi sistemlerde varolan ve dini mülahazalarla motive olan politik bakımdan aktif gruplara işaret eder. Fundamentalizm, çoğu kez anti-modern bir fenomen olarak görülmüş; modernite, modern kültürel programlar ve modern rejimler tarafından bastırılmış köklü geleneksel güçlerin bir çeşit patlaması olarak yorumlanmıştır. Halbuki, fundamentalist hareketlerin iletişim teknolojisi ve modern organizasyon algısıyla sıkı ilişkisi göz önüne alındığında ve daha da önemlisi söz konusu hareketlerin modern siyaset alanının bir parçası olan ayrıntılı şekilde işlenmiş ideolojik ve politik yapıyla karakterize edildiği gerçeği düşünüldüğünde her ne kadar temel ideolojik yönelim ve sembolleri anti-modern olsa da bu hareketlerin modern birer fenomen olduklarını söylemek gerekir. Fundamentalist hareketlerin moderniteyle ilişkisi, parti benzeri disiplin sıkılığına sahip olmaları gibi organizasyonel özelliklerinde, diğer yandan modern iletişim teknolojisi ve propaganda tekniklerini kullanımlarında açık olarak görülür. Tam da bu noktada söz konusu hareketlerin bir taraftan moderniteye karşı çıkarken öbür taraftan modernitenin nimetlerinden faydalanıyor olması bir paradoks olarak algılanmıştır. “Fundamentalizmin temel ideolojisi anti-moderndir: Modernitenin kimi temel ilkelerini -bireyin özerkliği, aklın hükümranlığı, ilerleme ideolojisi, vb.- ve moderniteyi bir medeniyet olarak görmeyi red, fakat onun teknolojik ve organizasyonel yönlerini değil.”Nitekim, modern bilim ve teknolojiye kayıtsız kalmayan fundamentalist hareketler, bu iki unsurun köklerinin kendi altınçağlarında varolduğunu savunarak; sekülerleşmeden önce zaten kendilerine ait olan bilim ve teknolojiden faydalanmayı meşru bir zemine oturturlar.

Diğer taraftan, her ne kadar geleneksel gibi görünse de bu hareketler aslında bazı paradoksal yollardan gelenek karşıtıdırlar. “Bunlar, yaşayan geleneği kendi karmaşıklığı ve heterojenliğiyle reddederler; yerine bilişsel ve sosyal organizasyonu yönlendirmek üzere geleneğin büyük oranda ideolojik bir anlayışını benimserler. Dolayısıyla, fundamentalist gelenekçilik, verili bir geleneğin ‘doğal’ veya ‘sade’ bir muhafazasıyla karıştırılmamalıdır. Aksine, yeni gelişmelere karşı oluşturulmuş ideolojik bir tarz ve duruş olarak anlaşılmalıdır. Zira, geleneksel düzenin yegane meşru sembolleri olarak geleneğin belirli konuları alınır ve var olan duruma karşı bu konular desteklenir.”10 Dini metinleri yorumlama hususundaki fundamentalist yaklaşım, bu yolu benimseyenlerin gelenek konusunda zihinlerinin ne derece karışık olduğuna yalnızca bir örnektir. Zira, fundamentalistler var olan geleneğe hiçbir yenilik getirmeme hususunda titizlenirken benimsedikleri, yorumu reddeden tavrın kendisinin de bir çeşit yorum olduğunun farkında değildirler. “19.yy.’ın ilk yarısında Doğu Avrupa Fundamentalist Yahudi Ortodoksisinden önemli bir figür olan Hatam Sofer’in ‘Yeni olan her şey Tora’dan yasaklanmıştır.’ meşhur ifadesi orta ve modern-öncesi klasik Yahudi geleneğini karakterize eden, süreklilik arzeden yorum ve yenilik geleneğine karşı gelmiştir.

Aslında bu tür tutumların kendileri birer yeniliktir…” karmaşıklığını öne sürenlere karşı tek bir hakikat olduğunun ve bunun peşinde koşulması gerektiğinin üzerinde durur. Fundamentalizmin çıkış noktasının hristiyan toplumu olduğunu kaydettikten sonra diğer dinlere mensup toplumlardaki benzer hareketlere aynı ismin verilmesinin ne derece doğru olduğuna değinmemiz gerekir. Söz konusu kavram, ilk olarak modern bilim ve seküler dünya karşısında hristiyanlığın temel akidelerine bağlılıklarını ifade eden Protestan bilgin ve din adamları tarafından kullanılmış, ancak ikinci dünya savaşını takip eden yıllarda İsrail’de kamu hayatında ve yahudiler arasında militan ultra-ortodoks hareketlerin yükselişe geçmesi, diğer yandan İslam dünyasında özellikle de İran’da İslamî hareketlerin yükselmesi sonucu uluslararası bir nitelik kazanmıştır.13 Burada dikkati çeken husus, dini bağlamı yani ortaya çıktığı yer ve durumu ne olursa olsun dini aşırılığın her türlü ifade şeklinin fundamentalizm olarak nitelendirilmesidir. Oysa, dini hareketlerin içinden çıktıkları sosyo-ekonomik, kültürel, siyasi ve dini yapıdan etkilendikleri göz önüne alındığında her birinin hikayesinin biricikliği ortaya çıkar ki buradan da anlaşılacağı üzere tümü için aynı kavramı kullanmak çoğu zaman yanıltıcı olabilir. “Dini geleneklerin tümünde kutsal ile seküler arasındaki ayrım net değildir, aynı tür dini kurumlara sahip değillerdir, hepsinde bir mesih veya kurtarıcı elinde gerçekleştirilecek ‘son günler’ anlayışı yoktur…Yine modernite ve sekülerizm, tüm dini geleneklere aynı oranda ve aynı yollarla karşı çıkmaz. Avrupa ve Kuzey Amerika’da seküler modernite yerli olarak, endüstiriyel, teknolojik ve bilimsel devrimlerle ortaya çıkarken; Orta Doğu, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da etno-dini bakımdan yabancı, emperyalist ve sömürgeci güçler tarafından tedavüle sokulmuştur.”Dolayısıyla Hristiyan, Müslüman ve Yahudi fundamentalizmleri farklı tarihsel ve yapısal unsurları sebebiyle birbirlerinden önemli ölçüde farklılaşırlar. Fakat, öte yandan paylaşılan monoteist İbrahimî gelenek ve çoğu kez görülen mesiyanizm ve ilahî hukuk anlayışı dikkate alındığında farklı dinlerdeki söz konusu hareketler arasındaki benzerlikler göze çarpar. Çalışmamızın ilerleyen sayfalarında bu benzerliklerin neler olduğunu başlıklar altında inceleyeceğimiz için şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz. Güney Asya’da fundamentalizm olarak nitelenen Hindu, Sih ve Budist hareketler ise daha farklı niteliklere sahiptirler. Öncelikle inanç bakımından (örneğin, Tanrı tasavvurunda) monoteist dinlerden oldukça farklı bir yapı arz eden bu dinler, benimsedikleri kurtuluş yaklaşımında (öte-dünyacı) da diğerlerinden ayrılırlar. Dolayısıyla, ortaya çıkardıkları hareketler de monoteist dinlerdekinden farklıdır.

‘Fundamentalizm-benzeri’ olarak da nitelenen bu hareketlerde din tek yönlendirici unsur değildir. Irk, dil ve kültür de yeniden dirilişin ve militanlığın temelini oluşturabilir. Hinduizm’de olduğu gibi etnisite ve dinin birarada olması hiç de az görülür bir durum değildir. Hindu fundamentalizminin dini olduğu kadar etno-milliyetçi olduğu gözlemlenir. Bu iki alanı birbirinden ayırmak çoğu zaman mümkün değildir. O halde, fundamentalizm kavramının uygun kullanımı açısından sınırlama yaparak, sadece bu yüzyılın başındaki Kuzey Amerika Protestanları ve Amerikan kültürel konteksi içindeki sonraki gelişmeler kastedilebilir. Eğer kavramın referansı genişletilmek istenirse ortak kökenleri nedeniyle İbrahimî dinler de söz konusu başlık altında incelenebilir. Son olarak, bir adım daha ileri gidilerek heterojenliği dikkate alınmaksızın tüm militan dini-kültürel hareketler fundamentalizm olarak nitelenebilir. Hangi din ve medeniyetler fundamentalist hareketlerin gelişmesi için uygun zemine sahiptir? Bu konuda S. N. Eisenstadt, öncelikle içinde bulunulan dünyayı aşkın olanın kurallarına göre düzenleme eğilimde olan din ve medeniyetlerin söz konusu hareketler için uygun zemine sahip olduğunu söyler.

Yani, bu dünyayı reddetmeyen fakat bu dünyayı aşkın bir öte-dünyacı vizyona göre yeniden inşa etmeyi ön gören kurtuluş düşüncesine sahip dinler, söz konusu hareketlere sahne olabilir. Eisenstadt’a göre bu tip dinlerde veya medeniyetlerde ortaya çıkan fundamentalizmlerin siyasi boyutu çok güçlüdür. Diğer taraftan, böylesi bir eğilim, doktrine ve dil merkezli yorumlamaya görece kuvvetli vurgu yapılan din veya medeniyetlerde daha güçlüdür. Yine, benzer eğilimler dini metinlerin yorumlanmasının her hangi bir kurum veya grubun tekelinde olmadığı, dolayısıyla mümkün yorumların pekçok olduğu ve neticede farklı yorumları benimseyen her bir grubun, yalnızca varolan dini otoriteye karşı durmakla kalmayıp, doğru din anlayışının yalnız kendilerince elde edildiğini savunabilecek yapıdaki din veya medeniyetlerde görülebilir. Burada, Protestan ile Katolik mezhepleri arasındaki fark göze çarpar. Zira Protestanlık, Katolik inancındaki gibi Papa’nın veya kilisenin otoritesini benimsemez. Bu nedenle farklı yorum ve değerlendirmelere açıktır. Dolayısıyla, fundamentalist hareketlerin protestan gruplar arasında daha yoğun şekilde görülmesine şaşmamak gerekir. Öte yandan, papa ve kilisenin yorumlama yetkisinin yegane sahipleri olduğu düşünüldüğünde, katolik toplumlardaki fundamentalist hareketlerin azlığı anlaşılır bir durum olarak karşımıza çıkar. Fundamentalizmin farklı toplum ve gruplar içinde yükselişe geçtiği dönemler incelendiğinde şöyle bir değerlendirme yapmak mümkün hale gelir. “Fundamentalist hareketler, hızlı sosyal ve kültürel değişimin yaşandığı zamanlarda –iç ekonomik ve teknolojik gelişmelerin, dinlerin içeride yayılmasının, diğer medeniyetlerin ve kültürlerin müdahalesinin veya tüm bu faktörlerin farklı şekilde birleşmelerinin bir sonucu olarakfarkılaşmanın büyüdüğü ve farklı hayat tarzlarının çoğaldığı dönemlerde yükselişe geçme eğilimindedirler.”19 Farklılaşmanın artması çoğu zaman, yeni heterojen yapıdaki hayat tiplerinin çoğalması ve geleneğin yaşamın pek çok alanındaki etkisinin zayıflaması anlamına gelir. Diğer taraftan, özellikle teknoloji ve medeniyet alanında dış güçlerin müdahalesi, kimi grupların pek çok gelişmeyi kirli ve kendi medeniyetlerinin öncüllerine birer tehdit olarak algılamalarına neden olur.

Bu tehdidin odağında yalnızca toplumun gelenekten uzaklaşıyor olması değil, daha ziyade dinden üstün görülen ‘akıl’a yapılan üçlü vurgunun, dinin temel öncülleri için büyük bir tehlike oluşturduğu endişesi vardır. Sonuçta, aklı dini ilkeler için tehdit olarak algılayan gruplar, bir savunma refleksi olarak fundamentalist hareketlere eğilim gösterebilir. “Fundamentalist hareketlerin saldırdığı en temel konu, toplumun pek çok alanının ve hepsinin üzerinde dini müessesenin geleneksel hayattan saptığı, güç ve servetin yoluna girdiği hususudur.”20 Toplum, durağan geleneksel yaşam tarzından ayrıldığında kimi gruplar, değişken ve kaotik bir dünyada bu gelenekleri hayatı yeniden şekillendirmek için önemli işaretler olarak görür. Geleneğin var olageldiği durumlarda, onun savunusunu yapma ihtiyacı zuhur etmez. Oysa ki, geleneğin devamını sağlayacak sınırların ve iç yapıların ortadan kalktığı yeni durumda onu yeniden hakim kılma çabası ortaya çıkacaktır ki, bu çaba fundamentalizmdir. Peki, fundamentalist hareketlere katılan insanların genel özellikleri nelerdir? İçinde geliştikleri farklı din ve kültürlere göre farklılık gösterselerde, söz konusu hareketlere katılanlar bir takım nitelikleri paylaşırlar. Bunların başında, hem ekonomik hem de sosyopolitik merkezden uzak olmaları vardır. Ekonomik merkezden uzak olma, önemli olmakla birlikte tek neden değildir. Daha ziyade kültürel ve politik merkezden yoksunluk fundamentalist hareketlere katılımda etkin işlev görür. “Fundamentalist vizyon taşıyıcıları en çok yoksun bırakılan veya böyle hisseden ya da merkeze ulaşımları yasaklanan eski veya yeni entellektüel gruplardan çıkma eğilimindedir.”Fundamentalizm, toplumun daha geleneksel gruplarının orta ve alt ekonomik katmanlarındaki bir takım sosyal düşüşleri yaşayan veya yaşam tarzlarının ve mesleklerinin geleneksel duruşunu yitirdiğine inanan insanların daha ziyade rağbet ettikleri bir girişimdir. Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, daha önceden geleneksel dini lider ve cemaatler bu tür hareketlerde başı çekerken; modern fundamentalist hareketlerde merkezi yerin, merkezden yoksun olduğunu düşünen modern eğitimden geçmiş kimselerce doldurulmasıdır ki bu kimseler, modern üniversitelerden mezun profesyoneller olabilir. Diğer taraftan, yüksek eğitimin kişinin fundamentalist hedefini zayıflatacağına dair öngörü tartışmaya açıktır.

Zira eğitim, fundamentalist harekete yeni kaynakların girmesine yardım ettiği gibi eğitimli liderlerle şekillenen grup modern tekniklerden faydalanır. Böylece, az ya da çok rasyonelleşme gerçekleşmiş olur. Nitekim fundamentalizm, 20.yy. eğitimli kültürünün sadece bir reddi değil, ona bir cevap olmuştur.Chareles B. Strozier, New Yorklu fundamentalistlerin psikolojisi üzerine yaptığı çalışmasında, konuştuğu fundamentalistlerin tümünün hayatlarının belli bir döneminde kırılma yaşadıklarını ve bir iç ayrışmaya gittiklerini tespit etmştir. “İsa’da yeniden doğmadan (re-born) önceki hayatlarını tatminsiz, mutsuz ve genellikle şeytan olarak nitelendirirler. Hikayeleri kesik ve travmayla doludur, iman bunları iyileştirmiştir. Tanrıyla bireysel ilişkiyi buldukları an, söylediklerine göre, hayatlarındaki büyük ayrımı ifade eder.”25 Böylece fundamentalistler, önceki hayatlarında yaşadıkları gerçek veya sembolik travmaları, kabul ettikleri fundamentalist sistemle tolere etmeye çalışırlar.

Hafize Şule ALBAYRAK