Friedrich Nietzsche – Güç İstenci

Friedrich Nietzsche – Güç İstenci

Bütün Değerleri Değiştiriş Denemesi

Benim burada anlatacaklarım, önümüzdeki iki yüzyılın tarihidir. (Nihilizmin yükselişi) (s. 19)

Kudrete yönelik irade
Bizim herhangi zamanda yeni değerlere gereksinimimiz vardır. (s. 20)

(Ahlak) Hıristiyanların tanrısına karşı çıkmaktadır. (s. 21)

İnsan varlığının şimdiye kadarki değer yorumunun sonucu olarak nihilizm.

Nihilizmin anlamı nedir? En üst değerlerin değersizleşmesi. Hedef yok: “Niçin”e bir yanıt verilebilmiş değil.

(Hıristiyanlık) O kişinin idamesinin bir aracı olmuştur.
(Ahlak nihilizme nedendir)(s. 23)

Biz ahlaka inandığımızda insan varlığımızı mahkûm ederiz. (s. 24)

Ahlak, insan varlığına yönelik iradeden yüz çevirmedir. (s. 25)

Nihilizm … gücün uzun süre boşa harcanmasının bilincidir. (s. 26)

Usun kategorilerine inanç nihilizmin sebebidir.

İnsanın abartılı naifliği daima şudur: Kendini bizzat nesnelerin değer ölçütü ve anlamı olarak görmek. (s. 28)

(Nihilizm) O güçlü ruhların ve iradelerin ruh durumudur. Ve böyleleri için yargının hayır’ında duraklama mümkün değildir. Eylemin hayır’ı (reddedilişi) onun tabiatından gelir… Yargı ile hiçleme elle mahvetmeye teşvik eder.

Bir hedefimizin olması … büyük bir tutkudur denebilir.

Aşağı türden insan … ihtiyaçlarını kozmik ve metafizik değerler olarak görür ve şişirir. Bu yüzden bütün insan varlığı vulgarize edilir. (s. 32)

Hayat, kendi üzerine bir kargışa sahiptir. (s. 35)

Ve acının bir ağırlık merkezi mümkündür ve buna rağmen kudretli bir irade hayata evet demektir, onu onaylamaktır; bu ağırlık merkezine ihtiyacı olmaktır. (s. 36)

İnançta şifalandırıcı ilaçları seçmek tercih edilir ki, bu bitkinliği hızlandırır.
Tenbihlere karşı direnme gücü yitirilir.
İnsan içinde artık acı çekmeyeceği bir ruh durumuna özlem duyar. Hayat, filhakika hastalıkların sebebi olarak görülür, bilinçsiz, duygusuz durumlar (uyku, baygınlık) bilinçli durumlarla karşılaştırılamaz derecede daha değerli bulunur, öyle tespit edilir; bundan yöntem bilimi ortaya çıkarılır.
Zaaf içinde yapılan her şey kötü sonuç verir. Ahlak; hiçbir şey yapmamaktır. (s. 40)

Zayıf kimse kendi kendisine zarar verir.
(Hasta olan ötekine zarar verir) (s. 41)

Güçlülüğün dinginliği ki o aslında tepkiden kaçınmaktır. (s. 42)

Tapınılan her yerde zenginliğini başkalarına verebilecek olan biri aranmıştır. (s. 44)

Hayat, savaşın bir sonucudur, toplum ise savaşın bir aracıdır. (s. 46)

Zayıflandıran, zaaf öğreten, zaafı sirayet ettiren şeyi Tanrı diye adlandırdılar.
Fizyolojik olarak birbirine karıştırmalar bütün kötülüklerin sebebidir. (s. 47)

Hiçin içine bir sonuca varmadan tekrarlanan ebedi dönüş…
Bu nihilizmin aşırı biçimidir; hiçlik, ebedidir. (s. 48)

Ahlak … en derinden kin beslemeyi ve hakir görmeyi öğretti ki bu egemen olanların ana karakter niteliğidir. (s. 49)

Bizim zenginlerimiz en zavallılarımızdır. Bütün zenginliğin asıl amacı unutulmuştur.
Modern insanın eleştirisi “iyi insan” sadece bozulmuştur ve kötü kurumlar tarafından ayartılmıştır. Akıl otorite olarak görülür, tarih yanılgıların yenilmesi diye düşünülür. Gelecek ilerleme olarak görülür… (s. 54)

Aşırı çalışma, merak ve merhamet! Bizim modern kusurlarımızdır.
Modernitenin karakteristiği üzerine. Ara oluşumların aşırı gelişimi; tiplerin dumura uğraması; geleneklerin, okulların geçmişten kopması; içgüdülerin aşırı egemenliği (felsefi olarak hazırlanır; bilinçsiz olan daha da değerlidir). İrade gücünün zayıflatılması, amaç ve araç istemenin ortaya çıkan zaafı. (s. 58)

Bir ayakkabıcı ya da öğretmen aslında daha iyi bir şey için doğduğunu acındıracak bir tavırla gösterecek olursa zavalı bir görünümdedir. “İyi”den daha iyi olan bir şey yoktur! (s. 58/59)

Bugün devletin anlamsız kalın, şişkin bir göbeği olduğu çağda bütün alanlarda ve uzmanlıklarda asıl işçilerin dışında, “onların mümessilleri” mevcuttur. Örneğin bilginlerin dışında edebiyatçılar, acı çeken halk tabakalarının dışında gevezelik eden, böbürlenen o acı çekmeyi “temsil eden” aylaklar, iyi durumda olan ve zaruret hallerini bir parlamento karşısında güçlü ciğerleriyle “temsil eden” profesyonel politikacılar şöyle dursun. Modern hayatımız aracı insanların kalabalığı yüzünden çok pahalıya mâl olur; buna karşı bir antik kentte ve buna öykünen İspanya’nın ve İtalya’nın bazı kentlerinde kişi bizzat kendisi ortaya çıkar ve böyle bir modern temsilciye ve aracıya hiçbir değer vermez, sadece bir tekme atar. (s. 59)

Aktöresel kötümserlik: Ben kendim. (s. 61)

Tanrısız ve ahlak olmaksızın tek başıma yaşamak için kendime bunun bir karşıtını icat etmeye mecbur kaldım.
İnsan, sadece o denli acı çeker ki, o gülmeyi icat etmeye mecbur kalır. (s. 64)

“Göbek” özgür protestanlığın tanrısı olmuştur, bütün intikam ve kıskançlık zevkleri, hırsları doymak bilmeyen bir kudurmuş öfkenin tatmin yolunu tutmuşlardır. (s. 65)

Hıristiyanlığın Fransız İhtilali sayesinde sürdürülüşü, bunun ayartıcısı Rousseau’dur. (s. 66)

Rousseau: Kuralı duyguya dayandırır; tabiat adaletin kaynağı olarak; insan tabiata yaklaştığı ölçüde yetkinleşir (Voltaire’e göre tabiattan uzaklaştığı ölçüde yetkinleşir insan). (s. 70)

Değer duygusu olarak “his” çağın seviyesinde değildir.
Değer duygusu daima gericidir.
O kuşkuyu yeniye karşı uyandırır. (s. 76)

“İyi” toplum, esasında burjuva toplumunda yasaklanmış olan ve kötü bir nam uyandıran hiçbir şeyin ilgi uyandırmadığı bir toplumdur.

Hiçbir zaman bir doğal insanlık varolmamıştır.
İnsan tabiata uzun mücadeleden sonra ulaşır. O asla geri dönmez. Tabiat, ahlak dışı olmaya cesaret eder. (s. 79)

Bir şey olabilmek için bir şeye malik olunmalıdır.
…daha çoğunu istemek, tek kelime ile büyüme- bu hayatın kendisidir. (s. 82)

…hayran olduğu yarattığı şey idi… (s. 87)

Dinin kökeni yabancı olarak insanı sürprize uğratan kudretin aşırı duygularından kaynaklanır.
Bir tür kişinin kendi kendisinin karşısında bir tür korku ve dehşet duygusuna kapılmasıdır.
Hastalar arasında Tanrı’ya, Tanrı’nın yakınlığına inanması için sağlık hissi yeterlidir. (s. 88)

İslam erkekler için bir din olarak, duygusallığa ve Hıristiyanlığın yalancılığına karşı derin bir horgörüşü içerir… Hıristiyanlık bir kadın dinidir. İslam onu öyle hisseder. (s. 94)

Tarihte büyük yalan: Hıristiyanlığa yolu açan sanki putperestliğin bozulması diye gösterilir. Ama bunun sebebi antik insanın zayıflaması ve ahlaklaştırılmasıdır. Tabiat güdülerinin erdemsizlik olarak yarumlanması daha önce olup bitmişti. (s. 95)

Bir şeyin doğru olup olmadığı değil, tersine onun nasıl etkilediği sözkonusu olduğundan; entelektüel dürüstlükte mutlak eksiklik vardır. (s. 103)

İnsan, itaatten ve erdemden olduğundan daha çoğunu sevgiden yapar. (s. 107)

Ben Hıristiyanlığı ayartının şimdiye kadar mevcut olmuş bulunan en feci büyük yalan olarak mülahaza ediyorum. (s. 116)

Küçük insanların düşlerini her şeyin ölçütü olarak almak; bu en iğrenç bir yozlaşmadır ki kültürün şimdiye kadar arzettiği onun yanında hiç kalır. Ve bu tür ideali “Tanrı” olarak insanlığın üstüne asmak ne büyük bir iğrençliktir. (s. 117)

Bütün idealler tehlikelidir; çünkü olgusal olanı itibardan düşürürler ve damgalarlar. (s. 128)

Vicdan azabı, kişinin karakterinin eyleme müsait olmadığının bir işaretidir. İyi eserlerden sonra da vicdan azapları vardır.

Beklenilmeyen bir rezalet ve musibet altında insan kendi kendisini terk etmemelidir.

Suçu iptal eden bir kudrete inanmak için Tanrıbilimci olunmalıdır. Biz immortalistler suça inanmamayı tercih ederiz. (s. 134)

Bir sanatçıyı asla sanatının ölçütüne göre ölçmemelidir. (s. 135)

İnsan cinsi sadece insanların kurban edilmesiyle varlığını sürdürür. Tanrı karşısında bütün ruhlar eşit olmuştur. Ama bu düpedüz bütün olası değerlendirmelerin en tehlikelisidir. Eğer tek tek kişileri eşit sayarsak, bu takdirde insanın cinsi kuşkulu kılınır. (s. 140)

Benim ana ilkem: Ahlaki fenomenler yoktur, bu fenomenlerin tersine yalnızca bir ahlaki yorumu mevcuttur. (s. 147)

Sahte değerlerin zorunluluğu: Bir yargıyı onun göreceliği ispatlanırsa çürütebiliriz. (s. 149)

Güvensizlik istisnalar için geçerlidir, istisna olmak demek suçlu olmak demektir. (s. 156)

Doğallık kötüdür. (s. 158)

Sürünün ruhu sürünün içinde egemen olmalıdır ama onu aşmamalıdır. (s. 159)

Ahlak düpedüz ahlaksızdır, yeryüzündeki diğer her türlü şey gibi. Ahlaklılığın kendisi ahlaksızlığın bir biçimidir. (s. 168)

Irkların ve sınıfların … erdemli olmaları istenir. (s. 169)

Bu demektir ki … mahvolmalıdırlar. (s. 170)

Aynı sınıflar kendilerine faydalı olduğunda ahlaksızlığa sarılırlar. (s. 171)

…bütün çağların, zayıfların ve ortalama kişilerin ana tandansı daha güçlü olanları daha zayıf yapmak ve aşağıya çekmektir. Bunun ana aracı ahlaksal yargılardır. (s. 184)

Bir şeyi eline geçirmek isteyen kişi kendisi üzerine düşünülmesini istediği şeyleri söyler, ama düşündüğünü söylemez. Kudretli olan daima yalan söyler. (s. 197)

Şimdiye kadar en üst değerler güce yönelik istencin bir özel halidir; ahlak, ahlaksızlığın bir özel halidir. (s. 209)

Çarmıha gerilene karşı Dionysos. (s. 210)

Platon’dan beri felsefe ahlakın egemenliği altında olmuştur. (s. 215)

İnsan hiçbir yerde yurdunda değildir. Herhangi bir şekilde yurda ilişkin olabilen herşeye özlem duyar, çünkü orada insan kendini varanındaymış gibi hisseder. Ve bu Greklerin dünyasıdır. Ama düpedüz oraya götüren köprülerin hepsi atılmıştır. Kavramların gökkuşakları müstesna. Bu kavramlar her yerde oraya götürürler. (s. 217)

Eğer bir gereç (instruman) kendi kendisini tanımaya çalışırsa bu hemen hemen yozlaşmanın bir işaretidir. Biz tanımanın enstrümanlarıyız. (s. 222)

Sokrates’ten itibaren Grek filozoflarının ortaya çıkması bir yozlaşmanın belirtisidir. Yunanistan’a muhalif içgüdüler yukarıya çıktılar… Sophist (safsatacı) daha tamamen Yunanlıdır. Anaxagoras, Demokritos, büyük İyonyalı filozoflar dahil. Ama geçiş şekli olarak… Site devletleri kültürlerinin biricikliğine olan inançlarını yitirdiler.
Farklı kökenli iyi ve kötü birbirine karışır, iyi ve kötü arasındaki sınır silinir. Bu Sophist’dir (safsatacı). Buna karşı filozof, tepkidir. O eski erdemi ister. (s. 223)

Bizim artık daha ilerisini göremediğimiz bilisizliğimizin başlayacağı bir sözcük söyleriz; “ben” sözcüğü, “eylemde bulunmak” sözcüğü, “acı çekmek” sözcüğü belki de bunlar bilgilerimizin ufuk çizgileridir, ama gerçekler değildirler. (s. 251/252)

Eğer maddi bir şey yoksa, gayri maddi olan bir şey de yoktur. Bu takdirde kavram hiçbir şeyi içermez. (s. 254)

Biz ancak bizzat oluşturduğumuz dünyayı kavrayabiliriz. (s. 256)

Aykırı bir şey yapmamak, bir yeteneksizliği ispatlar bir gerçeği değil. (s. 261)

Parmenides “var olmayan bir şeyi insan düşünemez” biz bunun karşı ucundayız ve deriz ki, “düşünülebilen bir şey muhakkak bir fiksiyon (sadece zihinde mevcut) olmalıdır. (s. 273)

Kendinde şeyler diye bier şey yoktur. Varsayalım ki bir kendinde zati bir şey mevcut olsun, bir kayıtsız şartsız olan şey, o bunun için düpedüz tanınamayacaktır. Kayıtsız şartsız olan bir şey tanınamaz! Eğer tanınabilir olsaydı bu takdirde mutlak olmazdı. (s. 281/282)

Bir nesnenin nitelikleri diğer nesneler üzerindeki etkileridir. Eğer diğer nesneleri zihnimizden yok edersek, bu takdirde bir nesnenin hiçbir niteliği varolamaz. (s. 283)

İnsanın kibri; anlamı göremediği yerde onu yadsımadır! (s. 304)

Keder ve sevinç, hükümlerin akla gelebilen yargıların en budalaca ifade araçlarıdır.
Sevinç ve keder daima son fenomenlerdir, 1sebepler” değildirler. (s. 328)

Duygusal heyecanlara inanış, duygusal heyecanlar aklın bir konstrüksiyonudur, var olmayan sebeplerin zihnen uydurulmasıdır. (s. 329)

İnsanlık sadece … bir enkaz alanıdır. (s. 352)

Erişilen yükseklikte, mahvolmanın olasılığı da o derece artar.

Eğer insan kendine katlanırsa ona belki de en makul şekilde erişmek mümkün olur. (s. 362)

Sürü araçtır, bundan çoğu değil. Ama şimdi sürüyü birey olarak anlamaya çalışılmaktadır ve ona bireye olduğundan daha büyük bir değer izafe edilmektedir. En derin yanlış anlamadır bu. (s. 373)

İnsan severse iyi yalan söyler. (s. 396)

Gerçek çirkindir.
Biz gerçek yüzünde mahvolmamak için sanata malikiz. (s. 405)

Sadece bir dünya vardır ve o sahte, gaddar, çelişik, ayartıcı ve anlamsızdır… Böyle yaratılmış olan dünya gerçek dünyadır, bu realitenin, gerçeğin üzerine zafer kazanmamız için yalana ihtiyacımız vardır. Yani yaşamak için… (s. 420)

Sıradan niteliklerin ağır bastığı yerlerde, bir tipin varlığını sürdürmesi sözkonusu olursa, şahıs olmak bir israf, bir lüks olacağından, bir “şahsı” talep etmenin hiçbir anlamı olmayacaktı. (s. 434)

Bizi mahvedemeyen bir şey bizi daha güçlü kılar. (s. 451)

Mecbursun  İstiyorum  Varım…

İnsanları daha iyi yapmamalı… (s. 469)

İnsanlık değil, tersine “üstün insan” hedefimizdir. (s. 473)

Bütün çağlar tarafından horgörülmüş olan ve bir yana bırakılmış bulunan aşağı şeyleri önemli görüyoruz, buna karşı “güzel hisleri” ucuza veriyoruz… (s. 478)

Kudret hissinin bulunduğu yerde sevinç ortaya çıkar.
Mutluluk, zaferin egemen olduğu bilincin içinde bulunur. (s. 483)

Bir ruh ne kadar çok gerçeğe katlanır, ne kadar gerçeği söylemeye cesaret eder? Bu benim için asıl değer ölçücü oldu. Yanılgı bir ödlekliktir. (s. 488)

Çarmıhtaki Tanrı hayata karşı bir lanettir,kendini ondan çözüp kurtulmak için bir işarettir. Paramparça edilen Dionysos hayatın bir vaadidir. O ebediyen tekrar doğacaktır ve tahripten geri dönecektir. (s. 494)

Bu dünya … hiçlikle çevrilmiştir. (s. 500)

Bu dünya kudrete yönelik iradedir ve bunun dışında bir şey değildir. Sizin kendiniz de kudrete yönelik bu iradesiniz ve bunun dışında hiçbir şey değilsiniz! (s. 501)

Çeviren: Sedat Umran
Birey Yayıncılık, Ağustos 2002