Fredrik Jameson – Modernizmin İdeolojisi

Fredrik Jameson – Modernizmin İdeolojisi

(Tam bir vakit kaybıydı bu kitap…)

1934’de Cleveland’da doğdu.

1954’de Fransız Dili ve Edebiyatı bölünden
mezun oldu.

1959’da Yale’de doktora programına başladı.

İlerleyen dönemde Frankfurt Okulu yazarları
ve Lukacs’ın çalışmalarıyla tanıştı.

Marksizm ve Biçim adlı kitabı bu dönemin
verimidir (1971).

Yapısalcılık ve bunun iki temel esin kaynağı
olan Saussure dilbilimi ve Rus biçimciliğiyle Dil Hapisanesi adlı kitabında
hesaplaştı (1972).

Adorno’nun üslubundan ve teorik
yaklaşımından etkilenmiş olduğu söylense de Bloch’un da etkisiyle onun
karamsarlığını pek paylaşmaz. (görüldüğü
gibi, buradaki cümle, Jameson okumalarının etkisiyle bir şey söyleme imkânını
yitirmiş
).

1981, Siyasal Bilinçdışı: Toplumsal-Simgesel
Bir Edim Olarak Anlatı. (Kitabın şiarı) Daima tarihselleştir.

…bu sloganı her türlü diyalektik düşüncenin
tek mutlak ve hatta tarihaşırı buyruğu olarak niteler.

Siyasal olan söz konusu olduğunda, her türlü
tekçi, tek-işlevli tanım yanıltıcı olmaktan da beterdir,

Ne de olsa hepimiz parçalı varlıklarız. Aynı
anda farklı gerçeklik kompartmanlarında yaşıyoruz.

1987, Postmodernizm ve Kültürel Teoriler,
Çin Dersleri.

1991, Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin
Kültürel Mantığı.

1994,
Zamanın Tohumları.

1998,
Kültürel Dönemeç.

2002,
Biricik Modernite.

Jameson bu kitaplarda postmodernizmi, Ernes
Mandel’in Geç Kapitalizm adlı kitabındaki ünlü kapitalizm dönemselleştirmesini
izleyerek, ellili yıllardan itibaren dünyayı etkisi altına alan çokuluslu
finans kapitalizminin kültürel ifadesi olarak görür…

Jameson’ın Modernizmin İdeolojisi diye bir
kitabı yok.

(Kitaptaki
makaleler seçkidir
)

1

Üstyorum

(Yoruma
karşı
)

Olumsuz yorumbilgisinin temel işlevi
gizemsizleştirme… (s. 36)

Yorum üzerine (…) yararlı bir
değerlendirmenin çıkış noktası, yorumun doğası değil, öncelikle ona duyulan
gereksinme olmalıdır. (Bir şey söylememe
örneği cümlelerle dolu bu kitap
).

Aynı anda hem yaşamın yüzeyini, hem de iç
yüzünü göremeyiz. (Vaay!!!)

İçeriği değerlendirmek ya da yorumlamak
gerekmez, çünkü içeriğin kendisi zaten özü itibariyle ve doğrudan anlamlıdır.

…içerik özü itibariyle toplumsal ve tarihsel
deneyimdir.

…eleştiri süreci, içeriğin bir yorumu
olmaktan çok, onun açığa vurulması (…) su yüzüne çıkarılmasıdır.

2

Tarihte
Eleştiri

İngiliz romanı, Fransız romanından çok daha
geç bir tarihte modernleşmişse (…) bunun sebebi kesinlikle ondaki retorik
damarın hayatiyetidir. İngiliz romanı (…) zarifçe ya da gevezece (…) konuşmaya
dayalıdır.

Okur bu tür anlatıların (…) içine canlı bir
biçimde yerleştirilmiştir ve insan bu romanları doğal ortamlarını buldukları
oturma odalarını ve Victoria dönemi mobilyalarını hemen zihninde canlandırmadan
okuyamaz.

…büyük İngiliz romanları doğrudan ve yarı
dolaysız toplumsal iletişim biçimleridir…

…bu romanlarda yazılı kompozisyondan ziyade
sözlü dile öncelik tanınır.

Fransa’da romandaki retorik, 1857’de tek bir
darbeyle, Madam Bovary’nin yayınlanmasıyla ortadan kaldırılır. (s. 57-58)

3

Jargona
Dair

…hakikat gündelik hayatın yüzeyinde
değildir; şeyleşme (…) bu hakikati yapısal olarak gizlemektedir.

Tüketim toplumu gelişip dünyanın tamamına
yayıldıkça bu bulanıklık da gitgide daha beter bir hal alacaktır.

4

Haz:
Siyasal Bir Mesele

…kimsenin başını okşamamalıyız, yoksa
elimizi ısırıverirler (Gorki)

5

Metin
İdeolojisi

(Barthes,
Falubert, Balzac
)

6

Büyülü
Anlatılar: Tür Olarak Romans

Komedinin işlevi, alaya alma yoluyla sapmayı
cezalandırmak…

Frye’ye göre (…) romans, gündelik
gerçeklik dünyasını başkalaştırmayı amaçlar…

7

Flaubert’in
Libidinal Tarihselciliği, Üç Öykü

8

Tarihte
Ulysses

Ulysses (…) başkalarının görüp yayınladığı
kitaplardan biri olduğu için romanı yepyeni bir gözle görmek zor ve onu sanki
bu yorumlar hiç var olmamış gibi okumak imkânsız.

Mitsel, psikanalitik ve etik okumalar… ilki
Ulysses’i Odysseia koşutluğu çerçevesinde; ikincisi, baba oğul ilişkisi
çerçevesinde; üçüncüsü ise olası bir mutlu son çerçevesinde okumadır. (s. 219)

Bizim için simgeciliğe başvuran herhangi bir
sanat daha baştan itibarsız ve değersizdir. Klasik modernizmlerin uzun deneyimi
en sonunda bize edebiyatta simgesel olanın iflas ettiğini öğretti;
sanatçılardan var olanın aynı zamanda anlamlı olduğu, nesnelerin birer simge de
olduğu şeklindeki kolaycı saptamadan daha fazla bir şeyler talep ediyoruz. İşte
Joyce’u simgesel bir yazar olarak adlandırılmak gibi son derece şaibeli övgüden
kurtarma konusundaki kaygımın nedeni tam da budur. (s. 222)

Sınıf açısından Joyce’un bütün karakterleri
kesinlikle küçük burjuvadır.

9

Modernizm
ve Bastırdıkları ya da Sömürgecilik Karşıtı Olarak Robbe Grillet

10

Le
Guin’de Dünyanın İndirgenmesi: Ütopik Anlatının Ortaya Çıkışı

Güç istencinin en kesin niteliği büyümedir.

11

Modernist
ve Postmodernist Olarak Baudelaire

Göndergenin
Çözülmesi ve Yapay Yüce

Heidegger için sanatın görevi budu, tarih
ile doğa arasındaki olanaksız bu gerilimi, gerilimin içinde yaşayacağımız ve
gerilim, yarık, gedik, mesafe olarak gerçekliğini onaylayacağımız biçimde
sahnelemektir sanatın görevi. (s. 278)

12

Rimbaud ve
Uzamsal Metin

13

Bütünlüğün
Poetikası

13 (aslında
14 (ya da 15) fakat kitap 13 demiş
)

Çokuluslu
Kapitalizm Çağında Üçüncü Dünya Edebiyatı

14

Teorinin
Semptomları mı, Yoksa Teorisi Yapılacak Semptomlar mı?

Türkçeleştiren: Kemal Atakay & Tuncay
Birkan

Hazırlayan: Orhan Koçak & Tuncay Birkan

Metis Yayınları

Nisan 2008