Flannery O’Connor – Bilge Kan

Flannery
O’Connor – Bilge Kan

Hazel, savaş gazisi olarak ülkesine döner. Bir
zamanlar ailesiyle birlikte yaşadığı ev terkedilmiştir. Hazel’in kimsesi
yoktur.

Kentte dolaşır, birileriyle tanışır. Tesadüfen
bulduğu bir adreste Leora Watt adlı fahişeyle karşılaşır.

Enoch Emery adlı çocukla tanışır. Yaşlı vaiz ve
patates soyma makinesi satıcısı bu gecenin diğer elemanlarıdır.

Ertesi gün olabildiğince ucuz bir otomobil satın
alır. Enoch’u ziyarete gider. Enoch, hayvanat bahçesinde çalışmaktadır. Enoch
yüzmeye gitmek ister. Günün devamında tartışırlar.

Kör vaizin vaazları ve Hazel’in karşı düşünceleri
etrafında Hıristiyanlık ve inanç ekseninde gelişimini sürdürür bu anlatı.
Hazel’in sözleri insanların inançlarının yaşadıkları hayatın yüzeyselliği
karşısında değersizleştiğine işaret eder. Sonunda kendi kilisesini kurmayı
kafaya koyar. Hazel, İsa’nın olmadığı bir kiliseyi temsil eden sözler sarf
eder. Hazel’in büyük babası da din adamıydı, romanın ilk bölümlerinde bundan
söz ediliyor sık sık.

Notlar

Bilge Kan’da başkahramanın dedesi ateşli bir
vaizdir.

Hazel Motes savaştan döndüğünde hem yaralıdır hem de
nihilizmden sersemlemiştir.

Tennessee’ye döndüğünde dini kitapları sessizce
yırtıp atar. Kafasında bir tek düşünce vardır –kendi anti-kilisesini- İsa’sız
Kilise’yi kurmak. (s. 10)

Hazel’in dürüstlüğü bunu başaramamasındandır
(İsa’dan kurtulmak).

Özgürlük öyle kolayca kavranıp tasarlanmaz. (s. 15)

Hazel Motes,

Kendini pencereden dışarı atmak istiyormuş gibi
pencereye bakıyordu. (s. 17)

Günahlarımızın bağışlandığını sanıyorsunuzdur siz,
(s. 21)

Karanlık bir dükkâna gitti. İçine girildikçe daha da
karanlıklaşan, mukavva kokulu, ince uzun bir dükkândı bu. Dükkânın gidebildiği
kadar içlerine gidip, mavi bir takımla koyu renk bir şapka aldı. Askeri
üniformasını bir kese kâğıdına tıkıp, köşedeki çöp kutusuna attı.

O gece, mutfakta, yerde yattı. Tavandan düşen bir
kalas tam kafasına isabet etti, yüzünü kesti. (s. 30)

Herhangi bir şeye inanmayacak kadar uzaktan
geliyorum. (s. 49)

Uyandığında,

kadına bakmadı. (s. 61)

Nereye gidersem, doğruyu da yanımda götüreceğim. (s.
90)

Bir dakika durun da gerçeğe kulak verin, yoksa onu
hiç duymayacaksınız.

Bütün gerçeklerin arkasında hiçbir gerçeğin
olmadığını vaaz ediyoruz.

Kendinizin dışında hiçbir şey size mekân olamaz. (s.
134)

Hızlı gitmiyorum, dedi Hazel.

Doğru, gitmiyordun, dedi devriye.

Benden ne istiyorsun?

Yüzünden hoşlanmadım, o kadar, dedi devriye.
Ehliyetin nerede?

Ben de senin yüzünden hoşlanmadım, dedi Hazel.
Ehliyetim de yok.

Arabanı bir zahmet karşıdaki tepenin üstüne sürer
misin? Oraya çıkıp manzaraya bakmanı istiyorum.

Hazel arabadan çıkıp manzaraya baktı.

Devriye, Essex’in arkasına geçip onu sete doğru
itmeye başladı.

Arabası olmayana ehliyet ne gerek! (s. 164/165)

Kente dönmek için yürümeye başladı.

Teneke bir kovayla sönmemiş kireç satın aldı.

Bunu ne yapacaksınız Bay Motes?

Kendimi kör edeceğim, dedi Hazel. (s. 166)

Aklı başında bir insan şu dünyanın tadını çıkarmak
varken neden başka bir şey yapsın? (s. 167)

(Kadın) Çöp kovasında kâğıt paralarla bozukluklar
buldu.

Nasıl böyle bir yanlış yaptınız?

Artmıştı o. İhtiyacım yoktu, dedi adam. (s. 173)

Devriye gezen iki genç polis Hazel’i, terk edilmiş
bir şantiyenin yakınındaki hendekte yatarken buldu. (s. 181)

Ölmüş mü sence, dedi birincisi.

Yok, ölmemiş, kımıldıyor.

Seni geri götüreceğiz. Kirayı ödemen için.

Kör adamın bilincinin yerinde olduğunu gören
ötekisi, yeni copuyla kafasına vurdu.

Adam devriye arabasında öldü. Ama polisler bunu fark
etmediler. (s. 182)

Wise Blood

Türkçeleştiren: Aylin Sağtür

Can Yayınları, 1999