Fevri -şair- Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

35

Fevrî (ö. 978/1571) Osmanlı âlim ve şairi.               .

Arnavutluk’un Adriyatik kıyısında bir liman şehri olan Draç’ta doğdu. Hırvat asıllı hıristiyan bir aileye mensuptur. Kü­çük yaşta devşirme usulüyle İstanbul’a getirildi. Kaynakların kendisinden nak­lettiğine göre henüz çocukken bir gece rüyasında Muhyiddin İbnü’l-Arabî’yi gör­müş ve onun manevî telkiniyle müslü-man olmuştur. İslâm dinine girdikten sonra Ahmed adını aldı. Ferhad Paşa’nın kethüdası Pulad’ın himayesinde tahsile başladı. Pulad’ın ölümünden sonra kar­deşi Cafer Kethüdâ’nın himayesine gir­di. Efendisi tarafından Rumeli Beyler­beyi Lutfi Paşa’ya hediye edilen Fevrî pa­şaya sunduğu “sûsen” redifli kaside İle hürriyetine kavuştu. Devrin tezkirecile-rinden Latîffve Hasan Çelebi onun şair Lâmiî’nin dedesi Nakkaş Ati Çelebi’nin, Gelibolulu Mustafa Âlî ise İskender Çele­bi’nin himayesinde yetiştiğini söylerler.

Fevrî dönemin tanınmış âlimlerinden Dursun Efendi, Taşköprizâde Ahmed Efendi ve Arabzâde Abdülbâkf Efendi’-den ilim tahsil etti. Bostan Çelebi’nin Bursa kadılığı sırasında (1544) mülâzım olarak tayininin gecikmesi üzerine ona manzum bir şikâyetname sundu. Diva­nında yer alan bu manzume, devrin öğ­retim sistemindeki bazı aksaklıklardan söz etmesi bakımından önemlidir. Daha sonra hacca giden Fevrî dönüşünde Şey­hülislâm Ebüssuûd Efendi’ye sunduğu Arapça bir kaside ite şöhret kazandı ve Edirne Anbar Kadı Medresesi’ne müder­ris tayin edildi (1547). Kanunî Sultan Sü­leyman’ın Elkas seferinde Rumeli’nin mu­hafazası için Edirne’ye gönderilen (1548) Şehzade Selim’e intisap etti. Ardından Hasköy’de Mahmud Paşa ve Vize medreselerinde müderrislik yaptı. Kanûnî’-nin Nahcıvan seferine de katıldı (1552) ve bu sırada sunduğu kasidelerle şöh­reti arttı. Sefer dönüşünde sırasıyla Bursa’da Kaplıca ve Hüdâvendigâr medreseleriyle İstanbul’da Atik Ali Paşa(Rebîulâhir 969/Aralık 1561) Haseki Sultan Ka­riye (Hankah)(Cemâziyelâhir 971/Ocak 1564), Haseki Sultan( Cemaziyel evvel 972/ Aralık 1564), Sultaniye (974/1566-67) med­reselerine ve Semâniye medreselerinden birine(Muharrem 975/Temmuz 1567) ta­yin edildikten sonra nihayet Şam kadı­sı ve orada Sultan Süleyman Medresesi müderrisi oldu.(Receb 977/Aralık 1569)

Zilkade 978’de(Nisan 1571) Şam’da vefat eden Fevrî’nin ölümüne “Fevrî be-reft” cümlesiyle “Revân oldu beka darına Fevrî” mısraı tarih düşürülmüştür. Me­zarı Şam’da Kubûrü’s-Sâlihîn’de şair Üsküplü İshak Çelebi’nin ayak ucundadır.

Şair, nâsir ve aynı zamanda hattat olan Fevrî yaşadığı dönemde daha çok bir âlim olarak şöhret bulmuştur. Ders arkadaşı Âşık Çelebi onun daha öğrenci iken il­me büyük hevesi olduğunu ve çok çalış­tığını, müderrislik yaptığı zamanlarda geceleri sabaha kadar ilimle meşgul ol­duğunu anlatır.

Türkçe, Arapça ve Farsça şiirleri bu­lunan Fevri’nin, mahlasına uygun olarak süratli ve çok kolay bir şekilde şiir söy­leyebildiği tezkirelerden öğrenilmekte ve bu husus divanındaki şiir zenginli­ğinden de anlaşılmaktadır. Gelibolulu Âlî, şiirde atasözleri ve halk deyimlerini kullanmada Necâtî’den sonra Fevrî’nin geldiğini söyler ki divanı incelendiğinde bu tesbitin yerinde olduğu görülür. Bil­hassa musammatları ile tanınan Fevrî’­nin dili devrine göre oldukça sadedir. Riyâzî Anadolu’da tahmis ve tesdîsi Fev­rî’nin meşhur ettiğini söyler. Fevrî Türk­çe ve Arapça mensur eserler de vermiş­tir. Nesirde devrin klasik üslûbuna uy­gun olarak sanatlı ve seçili bir tarzı var­dır. Ancak öğretici mahiyetteki hat ri­salesinin dili sadedir. Aynı zamanda dev­rinin tanınmış hattatlarından da olan Fevrî, Şeyh Hamdullah’ın damadı ve öğ­rencisi Şükrullah Halîfe’den sülüs ve ne­sih meşketmiştir.