Fernando Pessoa – Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor

40

Fernando Pessoa – Pessoa
Pessoa’yı Anlatıyor

İnsan, kapalı bir pencerenin dibinde vızıldayan kör ve
nafile bir böcekten başka nedir ki?

Sanırım dışarıdaki ışığa kendini fırlatabilmek için
pencereyi bir biçimde zorlamayı her şeye rağmen başaran dâhi insan ya da
şairdir.

Felsefeden esinlenmiş bir şairdim,

Şeylerdeki güzelliğe tutkuyla hayrandım. (s. 15)

Şiir her şeyde vardır.

İçsel duyum beş duyuma öylesine hâkimdir ki…

Sanatçı, hem güzel hem de zarif doğmayı görev bilmeli (s.
16)

Manevi bir baş dönmesi

Olağandışı olmak ile olağandışı görünmek arasındaki tüm
farkın bu arzuya dair bilinçten kaynaklandığını kimse anlamıyor. (s. 17)

İçimi açacağım kimsem yok.

Bu tür şeylerde arkadaşlarımın canını sıkamam.

İdeal odağına dek tam bir var olmayışla dolu. (s. 18)

Tanrı bana Portekiz ulusunun psikolojisini ve psikolojik
tarihini baştan sona elden geçirme, anlama ve bütünlüğü içinde sentezleme gücü
versin. (s. 21)

Hiçliğin dingin bağrında sonsuza dek uyumak istiyorum. (s.
22)

Asla bulunmayacak olsa da, hakikate erişmek için en ateşli
mücadelenin yürütülmesi benim felsefi arzumdu. (s. 23)

Herhangi bir şeyi tamamlama fikri karşısında duyduğum
tiksintimi aşacak halde değilim. (s. 26)

Denize açılmak şarttır.

Asla yargılamayın.

Benim vatanseverliğimin coşkusunu, yoğunluğunu –şefkatli,
asi ve tutkulu- eğer ifade edersem inanılmayacağı korkusuyla, asla ifade
etmeyeceğim. (s. 41)

Ben kendimi, kendimin bir fikri olmaktan başka türlü asla
algılamadım. (s. 43)

Başkalarını idealleştirmeyi bilen erdemi de yitirmiştir. (s.
44)

Yaşam, tadını çıkarmayı bilmek gereken bir kötülüktür. (s.
46)

1913 sonrası

Okuma alışkanlığımı yitirdim. (s. 57)

Eğer düş göreceksem neden kendi düşlerimi göreyim. (s. 58)

En büyük irade gücü gösteren kişi, içmeyi sevip de az
içendir, yoksa hiç içmeyen değil. (s. 61)

Ruhunun üşüdüğünü hisseden insan artık bir daha bunu
unutamaz. (s. 62)

Saf boşluk insanı bilinçli bir hiçliğin sonsuzluğu yapar.
(s. 63)

Uzam, insanların boyun eğmesi gereken düştür, ama bu düş
onlara ait değildir. (s. 77)

Kişi kendinden yola çıkarak bir hakikat inşa ettiğinde, bu
hakikat daima nahoş olacaktır. (s. 90)

Sanat hatalı ya da yanlış bir izlenimi net bir şekilde ifade
etmekten ibarettir (kesin bir izlenimin net ifadesine bilim denir). (s. 103)

Zevklerim basittir, çünkü onların benim için zevk olmasını
talep etmem. Ben kendimin ve geçip giden zamanın seyircisiyim. (s. 105)

Susuyorum. Konuşursam anlaşılmayacağım. Ben susarak
anlaşılmamayı tercih ederim. (s. 112)

Hoşgörülü ol, çünkü elinde hiçbir kesinlik yok. (s. 115)

Bir filozofla tartışmak, kim olursa olsun, gereksizdir,
çünkü onun felsefesi zekâsına değil karakterine bağlıdır. (s. 119)

Asıl büyük insanlar, yukarıda, kimsenin olmadan sevmenin
mümkün olduğu bölgelerde, insanlığı –dokunmadan- sevmiş olanlardır. Çünkü biz
kendimizi aldatarak severiz. Her şeyin hayal olduğunu düşünmek ve her şeye
böyle muamele etmek (ikinci evre ilkinden daha güçtür), asıl kurtuluş budur.
(s. 123)

Var olmak, hiçbir şey başaramamaktır. Tamamlanan yapıyı inşa
eden belki de onu yapan kişi değildir. (s. 135)

Ah, sen olabilmek, ben kalarak!

Senin neşeli bilinçsizliğine

Ve bu bilinçsizliğin bilincine sahip olmak! (s. 160)

Heteronimlerimin kökeni bende mevcut olan derinlemesine
isterik eğilimde yatıyor. (s. 163)

Ne olursa olsun, heteronimlerimin kaynağı benim
kişisizleştirmeye ve taklide olan organik ve sabit eğilimimde bulunuyor.

Daha çocukluğumdan itibaren kurgusal bir dünyayla etrafımı
kuşatmaya, asla var olmamış dost ve tanışlarla sarılmaya eğilimim vardı. (s. 164)

Ricardo Reis 1887 yılında Porto’da doğdu. Hekimdir. Şu an
Brezilya’da yaşıyor. Alberto Caeiro 1889’da doğdu ve 1915’te öldü. Hiç mesleği
olmadı, eğitimsiz biridir. Alvaro de Campos 15 Ekim 1890’da Tavira’da doğdu.
Glasgow’da tersane mühendisidir, (s. 168)

Tüm kötülüklerin en berbatı, yaşamdaki metafizik varlığımı
unutmayı asla başaramamdır. (s. 176)

Şiir, ritmin yapay olduğu düzyazı biçimidir.

Yapay bir ritim neden gereksin?

Çünkü dil yoğun bir duyguyu açıklayamaz. (s. 195)

Her gerçek duygu, idrak düzeyinde bir yalandır; çünkü
idrakte meydana gelmez. (s. 200)

Türkçeleştiren: Işık Ergüden

Kırmızı Kedi Yayınları

Ekim 2012