Fernand Braudel Kimdir, Hayatı, Eserleri, Düşünceleri, Hakkında Bilgi

0
59

Fernand Braudel, (1902-1985) Akdeniz ve Akdeniz dünyası ile ilgili çalışmalarıyla dünya çapında ün kazanan tarihçi ve Annales okulunun önde gelen temsilcisi.

Fransa’nın kuzeybatısındaki Meuse ilinde doğdu. Orta öğrenimi, XIX. yüzyı­lın katı geleneklerini sürdüren eğitim anlayışı içinde klasik bilgilere ağırlık ve­ren bir yönde gelişti. 1923’te Sorbonne Üniversitesi’nden tarih “agregesi” ola­rak mezun oldu. 1937 yılına kadar Ce­zayir ve Paris’te lise tarih öğretmenliği ve Sao Paolo Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1937’de Paris’te Ecole Pratique des Hautes Etudes’e müdür oldu. II. Dünya Savaşı’nda Aimanlar’a esir düş­tü; Lübeck esir kampında kaleme aldığı “La Mediterranee et le Monde mediterraneen â l’epoque de Phiüppe li.” adlı ünlü doktora tezini 1947’de savundu. Bu tezde ortaya attığı yeni tarih görüşü ba­zı tarihçileri şaşırtırken bazılarını da âde­ta büyüledi.

Braudel bu yeni görüşlerinin çoğunu, iki ünlü tarihçi Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından 1929’da Strasbourg’da kurulan Annales dergisinin etrafın­da oluşan okula borçludur. 1946’da bu derginin yöneticileri arasına gi­ren Braudel 1949’da College de France’a seçilirken 1956’da da Ecole des Hautes Etudes’ün VI. kısmının başkanlığı göre­vinde hocası Lucien Febvre’in yerini aldı. VI. kısmın milletlerarası niteliği ve her bilgi alanından, her milletten araştırma­cının bir arada bulunması Braudel’in gö­rüşlerini önemli ölçüde etkiledi. 1962’de de Maison des Sciences de l’Homme’un ilk yöneticisi oldu.

Başta Annales dergisi olmak üzere birçok dergide çok sayıda makalesi yayımlanan Braudel’in Cambridge Economic History oî Europe ve The Encydopaedio Americana’ya yazdığı maka­le ve maddeler geniş bir okuyucu kitle­sine ulaşmasını sağlamıştır. İlim dünya­sına büyük katkılarından ötürü Brüksel, Oxford, Madrid, Cenevre, Floransa, Varşo­va, Cambridge, Sao Paolo, Padova, Lond­ra, Chicago, Saint-Andrews ve Edinburgh üniversiteleri ona fahrî doktorluk unva­nı vermişlerdir. Braudel bunun dışında çok sayıda araştırmayı teşvik etmiş, şim­di hemen her biri büyük tarihçi olan çe­şitli milletlerden genç araştırmacıların yetişmesine ön ayak olmuştur. Akdeniz’e olan İlgisinden ötürü Osmanlı tarihine de büyük bir yakınlık duymuştur. Braudel üç cilt halinde kendi ülkesi Fransa’nın tarihini yazarken Kasım 1985’te öldü.

Braudel ve Antıales Okulu. 1929 da Strasbourg’da yayın hayatına başlayan Annales d’Histoire Economique et Sociale adlı dergi, bir süre sonra bir yeni­likçi tarihçiler topluluğu haline gelerek o zamana kadar hâkim geleneksel tarih anlayışına karşı sonradan “yeni tarih” veya “Annales tarihçiliği” adı verilecek olan tamamen değişik bir tarih anlayışı oluşturmaya başlamıştır.

Geleneksel tarih, “olay anlatıcılığı” de­nilen (Osmanlı tarih geleneğindeki vekâyi tarihçiliğinin bir benzeri), uzun bir zaman diliminde en çok göze çarpan ve hızlı de­ğişen olayları ve ünlü kişilerin yaptıkla­rını tarih olarak kabul eden bir anlayış içinde sosyal, ekonomik ve kültüre! âmil­ler gibi etkileri çıplak gözle görüleme­yen unsurları pek dikkate almamaktay­dı. Annaies okulu ise ilk olarak bu an­layışın karsısına tarihin bölümlere ayrı­lamayacağı ilkesini çıkardı. Bu okulun mensuplarına göre tarihçinin görevi, si­yasî veya askerî olayları öne çıkarmak veya tarihte büyük adamların değişti­rici rollerini abartmak değildir. Çünkü bunlar aslında geçici ve önemsiz sonuçlardan ibarettirler. Tarihçinin asıl göre­vi, sosyal ve tarihî değişim sürecinin bü­tünlüğünü yakalayabilmektir ki Bloch buna “histoire totaie” (toplam tarih) adı­nı vermektedir.

Annales okulunun yerleştirdiği ikinci ilke de tarihin, hızlı değişenden [buna “olay” demektedirler) çok yavaş değişeni (“olgu” veya “yapı”) araştırılan iüm dalı olduğudur. Böylece Annales okulunun or­taya koyduğu “yeni tarih” eski anlayışın tamamen tersine insan toplumlarında değişmez herhangi bir şeyin olamaya­cağını, yavaş değişenlerin eski tarihçiler tarafından değişmez olarak algılandığı­nı, ancak bunların da değiştiğini ve asıl tarihçiliğin bu uzun süreç değişmelerini ortaya çıkarmak olduğunu ispata yönel­miştir. Annales okulunun bu anlayışı bü­tün dünyada büyük bir ilgiyle karşılan­mış, insan bilimlerinin tamamını tarihin çatısı altında bir tek ilim haline getirme yönünde ciddi adımlar atılmıştır. Bu doğ­rultuda o zamana kadar hiçbir dönem­de tarihî konular arasında yer almamış olan tabii değişmelerle insan toplumla­rının değişme süreçleri arasındaki iliş­kiler araştırılmaya başlanmış, iktisat ta­rihi yeni bir canlılık kazanırken sosyal tarih denilen yeni bir disiplin önce ortaya çıkmış, sonra da mesafe kazanmaya başlamıştır. Yine bu doğrultuda tarih il­mi matematik tekniklerden ve bilgisa­yar teknolojisinden faydalanır hale gel­miştir.

Annales okulunun bütün dünya tarih­çi çevrelerinin üzerinde olduğu gibi Türk tarihçileri üzerinde de büyük etkileri ol­muştur. Esas olarak Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan ve Halil inalcık gibi önde gelen Türk tarihçileri bu yeni tarih an­layışının prensip ve tekliflerinden belli ölçülerde etkilenerek bu doğrultuda ça­lışmalar yürütmüşlerdir.

Braudel’in bizzat ifade ettiği üzere “Annales tavrı”, Bloch ve Febvre’İn mey­dana getirdiği birinci nesilde belirlenmiştir; daha sonra gelenler yeni örnek­ler, yeni formüller ve yeni deliller getir­mişler, ancak yeni usuller icat etmemiş­lerdir. Bu okul çerçevesinde Braudel’in tarih ilmine en büyük katkısı, iki dev eseri olan iki ciltlik Akdeniz ile üç cilt­lik Maddî Uygarlık, Ekonomi ve Kapi­talizm adlı kitaplarında uyguladığı me­totta ortaya çıkmaktadır. Her iki eser de üç katlı birer bina olarak inşa edil­miştir. Yazarın kendi ifadesiyle zemin kat yavaş değişenin, dip dalgalarının ve­ya doğrudan doğruya yapıyla ilgili un­surların tarihidir. Birinci kat ise ekono­minin ve toplumla ilgili hususların ince­lendiği kesimdir. Bir başka ifadeyle bu­rada yapı ile ilgili olmayan fakat yine de nisbeten yavaş değişen bir alanın tari­hi söz konusudur. Nihayet sonuncu kat. hızlı değişeni yani olayı ve siyaseti ince­lemektedir.

Tarihî sürecin böylece üç katlı olarak eie alınmasının sonucu olarak belli bir dönemin ve belli bir tarih kesitinin değiş­me eğilimlerine yaklaşan Braudel. Bloch tarafından geliştirilen “histoire totale” kavramını “histoire globale” (bütüncül tarih) haline getirmiştir. Bu anlayışa göre her şey tarihin ilgi alanı içine girmekte, eski anlayışta olduğu gibi insanın yal­nızca bazı hareketleri tarihî kabul edil­mekten çıkmaktadır. Braudel’e göre, değişmeye etki etmesi ve onu .açıklaması şartıyla, en basit sayılan insanî olay ve olgular da artık tarihin konusudur.

Braudel’in tarih metodunun ikinci un­surunu, “temporalites” (zamansallıklar) adı­nı verdiği kavram oluşturmaktadır. Bu­na göre tarih, zamanın her kesitinde ve­ya eş zaman dilimi içinde bütün mekân­larda aynı yoğunlukta bir değişme sü­reci göstermemektedir. Tarih türdeş bir akış değildir, zamana ve mekâna göre farklı tarihî yoğunluklar yani zamansal­lıklar söz konusudur. Braudel buradan hareketle Annales okuluna kadar hâkim olan Batı merkezci tarih anlayışına da karşı çıkmıştır. Bu eski anlayışa göre dünya tarihi Batı tarihinin az veya çok gecikmiş bir kopyasıdır. Oysa Braudel dünya tarihinin, birbirlerine az veya çok temas eden özel tarihlerden yani zamansallıklardan oluştuğunu ve bütünsel ta­rihin, bütün bu farklı zamansallıkların gündeme getirilmesi ve bağlantılarının kurulmasıyla oluşturulabileceğini belirt­mektedir.

Nihayet Braudel’in sonuncu büyük kav­ramı “longue durĞe”dir (uzun süreç). Bra­udel bu kavramı asıl değişme sürecinin tabanını belirlemek için kullanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle kısa zaman dilimi içinde meydana gelen değişiklikler, olay denilen ve esas değişme sürecini düşük ölçekte belirleyen tarihî durumlardır. Bu­na karşılık uzun süreç değişimleri yapı­larda meydana gelen değişiklikler olup tarihî sürecin engebelerini belirlemektedirler.

Braudel temel nitelikteki eserlerinde Osmanlı tarihine de büyük bir ilgi gös­termiştir. Maddî Uygarlık, Ekonomi ve Kapitalizm’de Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi başına bir “ekonomi-dünya” oluşturduğunu, yani siyasî ve coğrafî sa­hası içinde kendine yeterli bir ekonomik birim meydana getirdiğini, ancak bu kendine yeterliliğin Osmanlı ekonomisi­nin durgun kalmasına, uzun zaman dili­mi içinde pek fazla değişme gösterme­mesine yol açtığını söylemektedir. Buna karşılık Batı ekonomi dünyasının kendi­ne yeterli olmaması onun uzun zaman dilimi içinde dünyaya yayılmasına yol aç­mış, yani yapıları Osmanlılar’a göre da­ha hızlı değişmiş, bunun sonucu olarak da Osmanlılar geri olmadıkları halde Batfnm değişme sürecinin hızından ötürü nisbf bir gerilik görüntüsü sergilemiş­lerdir.

Braudel’in Osmanlı tarihine karşı asıl büyük ilgisi Akdeniz adlı büyük araş­tırmasında ortaya çıkmaktadır. Bu kitabın II. cildinin büyük bölümü Akde­niz’deki Osmanlı-İspanya çatışmasının sosyal, ekonomik ve siyasî sonuçlarına ayrılmıştır. Özet olarak Akdeniz hâkimi­yeti için XVI. yüzyılda birbirleriyle çarpı­şan bu iki büyük güç, yüzyılın sonundan itibaren birinin doğuya İran’a, diğerinin de Atlantik yönüne dönmesi sonucu Ak­deniz’i aynı anda terketmiştir. XV!. yüz­yılın bu iki devletinin gerek Akdeniz’de­ki çatışmaları gerekse Akdeniz’den çekilmeleri bunların dışındaki Batılı güç­lerin lehine olmuş ve her ikisi de XVII. yüzyıldan itibaren gerilerken üstünlük diğer ülkelere geçmeye başlamıştır.

Eserleri (başlıca)

1- La Mediterranee et le Monde mediterraneen â l’epoque de Phüippe II. (1949). Müellifin bu en önemli eseri ilk neşrinden sonra yeni bilgiler ışığında de­falarca genişletilmiş ve yeniden yazılmış­tır. Eser İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Lehçe, Almanca ve Türkçe’­ye çevrilmiştir. Eserin verilerine dayanıla­rak gerçekleştirilen bir televizyon dizisi dünyada hayranlık uyandırmıştır.

2- Ecrits sur î’Histoire (1969).

3- Atterthougts on Material Civilization and Capitalism. Civilisoüon Materielle adli kitabıyla ilgili olarak Ameri­ka’da verdiği konferanslardan oluşan bu eser Mustafa Özel tarafından Türk­çe’ye tercüme edilmiştir.

4- Civilisation Materielle, Economie et Capi-talisine, XVe-XWP siecle (1-1II, 1979]. Siân Reynold’un İngilizce’ye çevirdiği eser Meh­met Ali Kılıçbay tarafından da Maddî Uygarlık, Ekonomi ve Kapitalizm adıy­la Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

5- Le Destin de la France.

Diyanet İslam Ansiklopedisi