Feridun Andaç – Öykücünün Kitabı

Feridun
Andaç – Öykücünün Kitabı

Öykü temel bir biçimdir, ilk biçimdir

Öykü, masaldan, fıkradan yola çıkmalı önce.

Sözlükler (öykü için) bir olayın sözlü ya
da yazılı anlatımı (der).

Bunların önce bir mesel, bir kıssa
biçeminde dile getirildiğini görürüz.

Öğretisel olan (…) öyküleme (…) ikinci
plandadır,

Anlatılan olay/sonuçtur önemli olan.

Öykü / bir araç,

E. T. A. Hoffmann anlatıya (…) düş/gerçek
ikilemiyle birlikte, anlatıcı-beni, yaşam/izler çevre ilişkisini getirir.

Poe / giriş > gelişme > sonuç

İlk kez onun öykülerinde görürüz. Olay ve
atmosferi öykünün odağı konumuna getirir.

1930’lardan sonrası, öykücülüğümüzün
dönüşüm/değişim çizgisi asıl buradadır.

Hiç kimse birbirini okumuyor. Herkes o
başkasının, ötekinin öyküsüne sağır. (Mario Levi)

Öykü anlatılanla anlatanın söylemsel
birliğinin özüdür.

Öykücü yaşadığı dönemin anın izlerini taşır
yazdıklarına.

Anlattığı öyküdür önemli olan.

50’li öykü kuşağı,

Sartre ve Camus’nun estirdiği varoluşçuluk
havasını ilk bizler soluduk (Orhan Duru anlatıyor, Demir Özlü ve Ferit Edgü’yü
kastederek).

(Jale Sancak) Sait Faik’i en iyi
dostlarımdan biri sayarım.

Öykü, anların dili…

Öykü, kişi-olay anlatımı üzerine kurulur.

Kısa öykü, olaydan çok duruma yönelmekte,
bu yönelişte ayrıntı üzerinde durmaktadır. Egemen olan dış aksiyom değil iç
gerilimdir.

Kahraman, geçmişten gelen imgelerle –bu
imgeler onun varlık nedenini oluşturuyor- şimdinin imgelerini birleştirerek
durumu kuruyor. Ardından o duruma karşı direnç gösteriyor.

Gerçeğin kendisi öykü değildir.

Öykü, yaşam gerçeğini bütünüyle anlatmaz.
Anlar, durumlar, olaylar, kesitlerdir öykü anlatısının kurmaca gerçekliğinin
biçimleri.

Burada yazarın imgelemi, kurmaca dünyası
öne çıkar.

Artık pervasızca yaşadığım yaşamı en ince
ayrıntısına dek değerlendirmeliyim. Kimseyle paylaşılacak tek bir saniyem bile
yok.

(Nazlı Eray) kendi yazdıklarım bana hiç
fantastik gelmez, normal şeylerdir onlar.

İnsan, gömüldüğü, başka yere gidemediği
için yazar.

Öykü, uzun soluklu bir şiir…

Bazen bir dizeden yola çıkıyor,

Yüreği yakalamak…

Anlattığım şey (Ayla Kutlu) bittikten sonra
da, yankılanarak bellekte kalmak istiyorum.

Yaşananı yazmak… bu, tembelliktir.

Yazmak eylemi anlama, anlatma ve anlatılana
dayanır.

(Ayşe Kilimci) insanlar, yazıldıklarında,
benim tanıdığım kişi olmaktan çıkıyor, kendisi oluyor.

Edebiyatta psiko-sosyal incelemeler
dersinde benim Varlık’ta çıkan bir öykümü tartışıyordu sınıf, ben el kaldırıp
yazarı şunu demek istemiş dedim. Öğretmen yanlış dedi. Bu ilk komik öykümdür
benim için.

Öykü kahramanları yaratıldıkları zaman
değil de akla ilk düştükleri an gerçek oluyorlar.

Öykü,

Anlatım örgüsü kısa, etki ve yoğunluğu
uzundur.

Öyküdeki anlamsal boyut, izleklerin nasıl /
niçin verildiğine bağlı olarak ortaya çıkar.

İzlek, öyküde anlatılmak istenilen kurgusal
özdür.

(Erendiz Atasü) ilk öykülerim yazınsal bir
iddia taşımaz.

Çoğu öykülerim karamsardır ve hüzün benim
itici gücümdür.

Görme, 
şekillendirme, resmetme

Öykünün/metnin anlam katmanlarını oluşturan
öğeler:

Konu / olay / kişi / zaman / yer-çerçeve /
izlek (tema)

Anlatım düzlemini belirleyen gereçler:

Anlatım tutumu / söz dizimi / öyküleme /
olay örgüsü / betimleme / eylemsellik

Öykülemek / eylemden söze, sözden yazıya
geçiştir.

Her şey sonuca doğru yönelir.

(Adnan Özyalçıner) Ben bir kent
öykücüsüyüm.

Benim öykülerimde kentte yaşayan insanlar
anlatıldığı kadar kentin kendisi de anlatılır.

Belli bir etkiyi verebilmek için mümkün
olan en az sayıda hareket yapılır, işte buna kararında kalma denir.

Tabiat tasvirlerinde güzellik ancak
sadelikle elde edilebilir.

Kuram/eylem birliği öykü eleştirisinin
oluşmasını kaçınılmaz kılar.

Romanla öykünün kurmaca yapıları farklıdır.
Benzer yöntemlerle her iki türe yaklaşamayız.

İnsan yaşamı, sonsuz çoklukta küçük
öykülerle tamamlanmaktadır.

Varlık Yayınları

1999