Feodalizmden Kapitalizme Dinin Ekonomik İşlevi
FEODALİZM VE DİN
Feodalizmin ortaya çıkışını ve dinin feodal dönemdeki rolünü değerlendirebilmek.
Feodalizmden kapitalizme giden uzun tarihsel bir dönemde dinin toplumsal ve ekonomik olarak nasıl bir fonksiyon yüklendiğini anlayabilmek için öncelikle feodalizmi hem kavramsal ve hem de tarihsel olarak konumlandırmak elzemdir. Feodalizmin kavramsal olarak önemi, onun belirli bir tarihsel dilimdeki toplumsal yapıları ne kadar kapsayabildiği ile ilgili uzun yıllar süren bir tartışmaya konu olması nedeniyledir. Kimileri feodalizm kavramının Orta Çağlar’da öncelikle Batı’da hakim olan hem dikey, hiyerarşik düzeni ve hem de yatay, sosyoekonomik, kültürel ve hatta dini ilişkileri yeterince kapsayan yararlı bir “kurgu” olup olmadığı konusunda hayli kuşkulu iken kimileri de en azından sosyolojinin bize sağladığı imkânlarla bakıldığında “feodalizm”in Orta Çağlara dair bütüncül bir “toplum” fikri sunduğunu ve dolayısıyla bu “toplum”un kendi içindeki devinimlerini, değişim ve dönüşümünü anlamak için hayli faydalı bir “kavram” olduğunu ileri sürmektedir.
Tarihsel olarak ise “feodalizm”in önemi, onun Batı’daki teşekkülü dışında farklı toplumlara veya dönemlere uygulanıp uygulanmayacağı ile alakalıdır. Bir kavram olarak “feodalizm”in kapsadığı coğrafi mekân ve bu mekânda teşekkül eden ilişkiler ağının geçerli olduğu zaman dilimi, öncelikle Avrupa toplumlarının tarihin bir evresindeki yapılarıyla alakalıdır. Dolayısıyla bu kavramın farklı tarihsel dönemlere ve farklı toplum ya da kültürlere ne derecede uygulanabileceği konusu, bir neticeye ulaşamamış bir mesele olarak kalmıştır. Yani, “feodalizm” kavramının tikel ve yerel bir uygulama alanına mı sahip bulunduğu, yoksa evrensel ve bütün toplumlara şamil bir geçerliliği mi olduğu sorusu, hâlâ çözümlenememiştir. Bu nedenle, bu konudaki tercihler, bir bilim olarak tarihin ya da sosyolojinin sunduğu verilerden çok ideolojik tavırlara göre şekillenmektedir.
Bu anlamda, “feodalizm”in Batı’nın kendine has bir özgünlüğü bulunduğunu savunanların başvurdukları ilk kavramsal ve tarihsel yapı olmasına da dikkat çekmek gerekmektedir. “Feodalizm” Batı ve dünyanın geri kalanı diye yapılan ayrımın tarihsel olarak tebarüz ettiği ilk alandır. Batı’nın en azından bir “zihniyet” olarak teşekkülünde Antik Yunan döneminde ortaya çıkan “felsefe” veya “demokrasi” gibi kavramlar, tarihsel olarak önde gelmiş gibi görünmesine rağmen, Antik Yunan bir
“toplumsal yapı” olarak değil, bu fikirlerin ortaya çıkışını sağlayan bir “başlangıç” dönemi olarak değerlendirilmektedir. Oysa “feodal dönem”, “toplumsal yapı” olarak Batı’yı diğerlerinden ayıran bir husus olarak sunulmaktadır.