Fener Semti Tarihi/Tarihçesi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Fener. İstanbul’da Halic’in güney sahilinde tarihî bir semt.

Günümüzde Fatih ilçesi sınırları için­de yer almakta olup Abdi Subaşı, Tahta Minare, Tevkiî Cafer mahallelerini kap­samaktadır. Kuzeyinde Balat, batısında ve güneybatısında Fatih, güneyinde Aya-kapı semtleri bulunmaktadır. Bizans dev­rinde Petrion mahallesinin tamamını kap­layan Fanarion semtine Haliç surları yönünden, A. Van Millingen’in 1351 tarihli bir belgeye dayanarak Fanari adını taşı­dığını kaydettiği bir kapıdan girilmek­teydi, Osmanlı devrinde Fener Kapısı ola­rak anılan bu kapıya bazı XVI. yüzyıl ha­ritalarında Porta Fari ve Porta del Faro denilmesi, bu bölgede Haliç kıyılarının Önemli bir deniz fenerinin bulunduğuna işaret etmektedir. Celâl Esat Arseven, Haliç fenerinin Fener Kapısının bulun­duğu çıkıntıya rastgeldiğini belirtmek­tedir. Burada bu­gün Bulgar Kilisesi diye bilinen Stefan (Sveti) Kilisesi bulunmaktadır.

Günümüze ulaşmayan Haliç surları bu bölgede iki sıra halinde idi. Osmanlı dö­neminde ilk sıra ile deniz arasında bir­çok ticarethane, iskele, depo vb. yapılar bulunmaktaydı. Bizans başşehrinin Os­manlılar tarafından fethinin ardından Akdeniz adalarına, Mora’ya, İtalya’ya ve diğer Akdeniz ülkelerine göç eden Bi­zans’ın soylu ve varlıklı ailelerinden ba­zıları, XV. yüzyıl sonlarında İstanbul’un vaad ettiği güvenlik ortamına tekrar dönmüş ve Fener’de yerleşmişlerdi. An­cak Fener semti asıl ayırt edici karakte­rini, XVI. yüzyıl sonunda Ortodoks kili­sesi patriklik makamının (o sırada Eflak kapı kâhyalığına ait olduğu için Eflak Ko­nağı adı ile bilinen) bir konağın kilisesi­ne yerleştirilmesiyle kazanmıştır. Daha sonraları patrikhane ve patrikhane kili­sesi aynı semtte birkaç defa yer değiştirmiş olmakla birlikte Fener’de. semtin bugüne kadar Ortodoks kilisesinin ru­hanî liderinin makamı ile birlikte anıl­masına yol açacak bir süreklilik sağlan­mıştır.

Fener’de İstanbul Ortodoks Rum ce­maatinin bu dinî sürekliliğinin yanı sıra bir de sivil sürekliliğinden söz edilebilir. XVII. yüzyılda yaşayan Eremya Çelebi Kö-mürçiyan. Fener Kapısı’nın iç ve dış ta­raflarında Rumlar’ın oturduğunu söyle­mektedir. XVIII. yüzyılda ise sarraf Ho-vennesyan. Fener Kapısı’nın iç tarafında 1797 yılında yeniden yapılmış geniş bir bina olan Rum patrikhânesi, Hagios Georgios patrikhane kilisesi etrafında da metropolitlerin evleri olduğunu kaydet­mektedir. Gemicilik ve balıkçılık yapan, küçük ticaret, sanat ve zenaatla uğra­şan, Pera’da ve Boğaziçi’nde taverna ve meyhane işleten Egeli ve İstanbullu Rum eşrafın yanı sıra patriğin yanında faali­yette bulunan birçok yarı dinî, yarı bü­rokrat makam ve memuriyetlere sahip olan, aynı şekilde gemicilik, ticaret, ban­kerlik ve sarraflık yapan Rum aristokrat aileleri de patrikhanenin etrafında Ciba-li’den Balat’a kadar uzanan mahallelere yerleşmiş, sahilde gösterişli konaklar ve yalılar inşa ettirmişlerdi. Sık sık renkli yortu kutlamalarına ve ağır başlı dinî tö­renlere sahne olan Fener çok sayıda mey-hâneleriyle de her zaman canlı bir semt olagelmiştir.

Oldukça sık yangın geçirmiş olan Fe­ner’de her yangından sonra yeniden ya­pılaşma sürecinde mahalleler kurulur­ken gerçekleştirilen ön planlamalarla, dik açılarla birbirini kesen bir sokak ör­güsü ve surların arkasında şehrin en dü­zenli mahalle dokularından biri oluşmuş­tur. Sahilde Rum asilzadelerine ait Fe­ner evlerinin günümüze kadar gelebil­miş olan son örnekleri, bu arada Vene­dik balyosunun evi olarak bilinen yapı, 1985 yılındaki Haliç kıyı şeridini yeni­den düzenleme çalışmaları sırasında or­tadan kaldırılmıştır. Osmanlı sivil mi­marisinin Özgün örneklerinden olan bu binalar, İstanbul’un diğer semtlerinde gelişen ahşap mimariye tam bir tezat oluşturan taş yapılardı. Kalın duvarlar, iri demir parmaklıklar ardında küçük pencereler, tersine çevrilmiş merdiveni andıran konsollar üzerinde taşınan cum­balar, kemerli kapılar Fener evlerini ka-rakterize eden mimari unsurlardır. Bu evler iki veya üç katlıydı ve her kat bir biri üzerine cumbalarla sokağa taşıyordu. Genellikle her iki kat arasında ya kenger yapraklarıyla süslü ya da tuğlaların bir­biri üstüne çapraz oturtulmasından olu­şan testere dişli silmeler vardı. Aynı bi­çimde çatı da evin duvarından dışarıya taşkın bulunan ve tuğlaların çapraz ola­rak birbiri üzerine bindirilmesinden olu­şan kirpi saçaklar üzerine oturuyordu. Fener evlerinin cephe duvarlan, her iki sı­ra taş arasında birkaç sıra ince tuğla ta­bakasıyla ayrılmış ve araları kabartma olarak harçla derzlenmişti. Pencereler ya dikdörtgen veya üst tarafları yarım daire biçiminde idi. Evlerin iç düzeni ve beze­meleri ise ahşap İstanbul evlerinden fark­lı değildi. Bu evler hakkında en fazla bilgi ve resim, yöreyi XX. yüzyıl başında ince­leyen ve belgeleyen General L de BeyliĞ ve C. Gurlitt’in yayınlarında mevcuttur.

Fanariot, Fanaraki denilen Fenerli aile­ler, çocuklarını zamanın en ünlü ilim mer­kezlerine sahip İtalya’ya eğitime gönde-riyorlardı. Türkçe ve Arapça’nın yanı sı­ra birçok Avrupa dilini konuşabilen, mil­letlerarası politik ortamı takip eden, iş hayatında da başarılı olan bu “Fenerli beyler” İstanbul’a döndüklerinde Osman­lı Devleti’nin yabancı devletlerle ilişkile­rini yürütmek üzere bazı memuriyetler­le, özellikle Dîvân-ı Hümâyun ve Donan-ma-yı Hümâyun tercümanlığı ile görev­lendiriliyorlardı. Giderek itimat telkin ettikleri için başka önemli görevler üstlendikleri de olmuştur.

III. Ahmed zamanında Osmanlı Devle-ti’ne tâbi Boğdan voyvodası Dimitri Kan-temir Prut Savaşı’nda Rus tarafına ge­çince yerine 1711’de Nikola Mavrokor-dato adlı bir Fenerli tayin edildi. Eflak’ın yönetimi de Stefan Cantacuzino’dan son­ra 1716’da yine Nikola Mavrokordato-ya verilmişti. Mavrokordatolar gibi Ef­lak ve Boğdan beyi (hospodar) olarak Os­manlı Devleti’ne hizmet eden Fenerli aile­ler arasında Gikalar, Kalimahiler. Garagealar, Sutzular, İpsilantiler, Moruziler. Ralliler, Hangerliler, Rosettiler sayılmak­tadır. Bu aileler XVIII. yüzyılın sonu ile XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’­ne tâbi Eflak ve Boğdan’ı idare etmiş­lerdir. Fakat siyasî faaliyetleri yalnızca bu iki memleketle sınırlı kalmamış, Tan­zimat’a kadar başşehir politikasında, özellikle Avusturya ve Rus savaşları sı­rasında etkin olmuşlardır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Fener’İn var­lıklı ve soylu aileleri Fener’i terkedip Bo­ğaziçi’nde Rumeli yakasında Kuruçeşme, Arnavutköy, Yeniköy ve Tarabya kıyılarında yaptırdıkları yalılara taşındılar. Ay­nı zamanda XIX. yüzyılda Balkanlarda etkili olan bağımsızlık akımı, birçok Fe­nerli beyin Osmanlı Devleti çıkarlarına aykırı girişimde bulunarak İstanbul’dan uzaklaşmasına sebep olduğundan bu sü­reç içinde Fener semti de bir anlamda bu soylular tarafından terkedildi. Ancak 194O’lı yıllara kadar Fener çoğunlukla Rumlar’ın yaşadığı bir semt olmaya de­vam etti. Asıl sakinlerinin İstanbul’un başka semtlerine ve Yunanistan’a göç etmesi, yerlerine Anadolu’nun çeşitli yö­relerinden İstanbul’a gelip civardaki fab­rika, küçük imalâthane, atölye ve ben­zeri iş yerlerinde çalışanların yerleşmesi sonucu ve bunun ardından 1985 yıkımı dolayısıyla Fener’İn tarihî dokusu ve at­mosferi tamamıyla ortadan kalkmıştır.

Fener’deki bugün ayakta olan önemli mimari eserler arasında Bulgar Orto­doks Sveti Stefan Kilisesi, bir avlu etra­fında kilise, misafirhane ve kütüphane binalarından oluşan Tûrısînâ Külliyesi (loannes Prodromos Kilisesi). Vlah Saray Kilisesi, Panaiya Muhliotissa Kilisesi, Ma-raşlı Rum Okulu, Yoakimyon Rum Kız Lisesi ve Kırmızı Mektep veya Mekteb-i Kebîr diye anılan Rum Erkek Lisesi özel­likle dikkati çekmektedir. Bölgede bu­lunan Fener Kapısı Mescidi’nin fetihten hemen sonra Fâtih Sultan Mehmed dö­neminde inşa edildiği sanılmaktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi