Fatehpur Sikri Camii Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

34

Fetihpûr Sikri Camii. Hint-İslâm sanatının en muhteşem binalarından biri.

Dünyanın en büyük ve en bezemeli ca­milerinden biri olup Bâbürlü mimarisi­nin başlıca eserlerindendir; değişik özel­likleriyle bütün camiler içinde ayrı bir yer işgal eder. Hint halklarının dinî ve siyasî tek hâkimi olmak isteyen Ekber Şah tarafından, kendi kurduğu Fetihpûr Sikri şehrinde şahsının ve devletin gücü­nü, ihtişamını göstermek amacıyla yap­tırılmıştır. 979 (1571-72) tarihli kitabe­sinde Mescid-i Harâm’dan sonra en bü­yük mâbed olmasının istendiği belirtilen cami, Ekber Şah’ın sarayı ile ünlü mu­tasavvıf Selîm Çiştî’nin hankahının ya­kınında yer almakta, devâsâ boyutlarıy­la ve dünyanın hiçbir yerinde eşine rast­lanmayan ilginç yapısıyla da bu iddia­lı durumunu belirgin bir biçimde orta­ya koymaktadır. Cami, 1574 yılında Ek­ber Şah’ın Gucerât’ta elde ettiği zafer­den sonra Fetihpûr (zafer şehri) ismini vererek oturmaya başladığı yeni başşeh­rin gittikçe artan Önemine paralel ola­rak zamanla büyük bir ün kazanmıştır. Yeni bir din kurma hazırlığı içinde bulu­nan Ekber Sah’ın 12 Rebîülevve! 987[6] günü düzenlenen mevlid me­rasimi münasebetiyle minbere çıkıp ken­dini ilâhî mertebeye yücelttiği ünlü man­zum hutbeyi okumasına sahne olan ca­mi, onun şehri terkettiği 1586 yılından sonra da önemini korumuştur. Ekber Şah’ın artık Fetihpûr’da oturmadığı hal­de Dekken’i fethi (1602) münasebetiyle caminin güney kapısını yıktırıp yerine Hindistan’ın en görkemli zafer takların­dan biri olan Bülend Dervâze isimli taç-kapıyı yaptırması. Fetihpûr Sikri Ulucamii’ni kendi büyüklüğünün ve zaferleri­nin sembolü olarak görmeye devam et­tiğini göstermektedir.

130 basamaklı bir merdivenle çıkılan cami, şehrin güney batısında engebeli bir arazi üzerine inşa edilmiş ve bu amaçla kayalık yamaçların düzeltilmesi, ayrı­ca doğu ve güney taraflarda kemerler üzerine oturtulan bir dolgu yapılması suretiyle 134 X 157 m. boyutlarında bir platformun teşkil edilmesi gerekmiştir. Yerli Hint mimari anlayışı ile İran mima­risinin karışık uygulandığı derhal belli olan bina, Hint-İslâm sanatının ve cami mimarisinin gelişmesinde önemli bir ye­re sahiptir. Ana hatlarıyla, İslâm sana­tında ulucami veya cuma camii (Hindis­tan’da cami-mescid) adıyla bilinen çok büyük boyutlu cami planına sadık kalı­narak İnşa edildiği, ancak bu arada ba­zı yenilikler ve Özel düzenlemeler yapıl­dığı görülmektedir. Bilhassa Kanpûr’da-ki XV. yüzyıla ait Cami-Mescid’de uygu­lanan planın bir ölçüde geliştirilerek de­ğişik bir biçimde ortaya konulduğu bi­na. Bâbürlüler devrinde yapılan diğer büyük camiler için de örnek teşkil etmiş­tir. Caminin minaresi yoktur. Batısında ana ibadet mekânı bulunan 110 x 157 m. boyutlarındaki avlunun kuzey, güney ve doğu tarafları revaklar ve bu revaklara açılan odalar tarafından çevrilmiştir. Ana ibadet mekânı 88 x 20 m. ölçülerinde-dir. Mekke’deki Mescid-i Haram örnek alınarak yapılan caminin üzeri kubbeyle örtülü 12,50 x 12.50 m. boyutlarındaki kare bir orta mekânla buraya bağlı iki yan mekândan oluşan ana ibadet mekâ­nı ilgi çekici bir mimari kuruluşa sahip­tir. Yan kanatları teşkil eden kısımlar üç taraftan sütunlu bölümlerle çevrilmiş olup ortalarında 7,60 m. kenar uzunlu­ğuna sahip ve üzerleri kubbeyle örtülü birer mekân bulunmaktadır. Bu küçük kubbeli  mekânları  kuşatan  kısımların üstü ise düz bir çatıyla örtülüdür. Kare planlı merkezî mekândan büyük kubbe­ye geçiş, kemerli tromplar üstüne yerleştirilen sekizgen bir kasnak ve bu kas­nak üzerinde teşkil edilen onaltıgen ge­çiş bölümü aracılığıyla gerçekleştirilmiş­tir. Yan kanatlarda bulunan küçük kub­beli mekânlarda ise kubbelere geçiş dir­sekli pandantifler vasıtasıyla olmakta­dır. Orta mekân ve yan kanatlar arasın­daki bağlantı üçer kemer yardımıyla sağ­lanmış ve yan kanatların uçlarına kadın­lar için yapılan 6 x 6 m. Ölçüsünde ka­re planlı beşer oda ilâve edilmiştir. İba­det mekânının dışında bulunan ve batı duvarına bitişik inşa edilmiş olan köşe­lerdeki kuleler vasıtasıyla bu odaların üstündeki bölümlere geçiş sağlanmak­tadır.

İbadet mekânının içi hiç boş yer bı­rakmayacak şekilde ağır bir süslemeye sahiptir. Bu durum caminin ana ibadet mekânı içinde yer alan mihraplarda da kendini göstermektedir. 3 m. genişliğin­de ve 4,50 m. yüksekliğinde olan ana mihrap, yanlarında bulunan daha küçük iki mihrapla birlikte değişik bir görün­tü vermekte ve mermer, kıymetli taş, mozaik ve bunlarla birlikte kullanılmış zengin sırlı çinileriyle göz kamaştırmak­tadır. Kanatlarda yer alan küçük kubbeli mekânların içindeki mihraplar da buna benzer Özellikler göstermekle birlikte da­ha değişik bir süslemeye sahiptir. İç be­zemede önemli bir yer tutan yazılar ma­vi boya ve altın yaldızla çok canlı biçim­de yazılmış, bütün mimari elemanların üzerinde yer alan kabartma-boyama bit­kisel ve geometrik motifler ise camiyi bu alandaki en gösterişli örneklerden biri haline getirmiştir.

İbadet mekânının merkezî bölümünü oluşturan büyük kubbeli kısmın avluya bakan cephesi, sivri kemerli bir eyvan şeklindeki 18 m. yüksekliğinde bir cüm­le kapısı ile dışarıya açılmaktadır. Cüm­le kapısının ortasında bulunan ana kemerli bölümden içeriye açılan üç adet siv­ri kemerli kapı ile kubbeli mekâna geçil­mektedir. Revakların iki katı yüksekli­ğinde olan bu âbidevî cümle kapısı, ar­kasındaki mekânı örten kubbenin avlu­dan görünmesini engellemekte ve bütün dikkatleri üzerinde toplamaktadır. Kapı ayrıca üzerinde yer alan oyma mermer, kakma taş ve boya ile yapılmış zengin süslemelerle daha da dikkat çekici bir hale getirilmiştir. Avlunun etrafında bu­lunan revaklar. sade kare prizma sütun­lar üzerinde yükselen sivri kemerleri ve diğer mimari elemanları ile ihtişamlı bir görüntü arzetmektedir. Kemerlerin sa­çak pervazları üzerinde bulunan siper­likler, Hindistan’ın yakıcı güneşi ve şid­detli muson yağmurları için düşünülmüş önemli birer mimari unsur olup duvar yüzeylerine kıymetli malzemeyle işlen­miş gösterişli bezemeleri de daha belir­gin bir hale getirmektedir. Bütün örtü elemanlarının üzerinde yer alan küçük kubbeli kameriyelerin yapının siluetine büyük bir güzellik verdiği ve monoton yatay hatları yukarı doğru kırdığı görül­mektedir.

Revakların arkasında yer alan düz ça­tılı, duvarlarında elbise ve kitap koyma­ya mahsus nişler bulunan odalar, bina­nın aynı zamanda eğitim amacıyla yapıl­mış olduğunu göstermektedir. Geniş av­lunun ortasında yağmur sularının top­lanması için yapılmış bir sarnıç bulun­makta ve buraya bir merdivenle inilmek­tedir. Avlunun batı tarafında Selîm Çişti ile torunu İslâm Han’a ait iki türbe yer al­makta ve özellikle tamamen beyaz mer­merden olan Selîm Çiştî’nİn türbesi, ve­randasını ve pencerelerini örten oyma geometrik desenli mermer şebekeleriyle dikkat çekmektedir.

Caminin cümle kapılarının en muhte­şemi, güneyde yer alan Bülend Dervâze adlı piştak olup 40 metrelik cephe ge­nişliği ve 54 metrelik yüksekliğiyle nor­mal boyutların çok üstünde bir zafer taki özelliğindedir. Ekber Şah’ın Dekken zaferinin hâtırasını yaşatan bu kapının güney istikametinde yapılmış olması fet­hedilen bölgelerin bu yönde bulunmasıy­la İlgilidir. Zengin süslemelerin ve deği­şik mimari unsurların yanı sıra üzerin­de Ekber Şah’ın düşünce ve inançlarını yansıtan kitabelerin de bulunması kapı­nın önemli özellikleri arasındadır. Cami­nin doğusunda yer alan ve Ekber Şah’ın günlük İbadetleri için camiye gelirken kullandığı kapı olan Bâdşâh Dervâze’de-ki kitabede caminin yapım tarihi yer alır. Binalar zümresinin kuzey cephesi son derece sadedir ve bu kısımda kapı da bulunmamaktadır.

Bütün binaların yapımında kullanılan ana malzeme kırmızı kum taşı olmakla birlikte sarı kum taşı, mermer ve kara kayağan taşından da yaygın biçimde fay-dalanılmıştır. Özellikle değerli malzeme ve kıymetli taşların da kullanıldığı süs­lemelerin, binanın yapılışı sırasında cö­mertçe harcanan maddî kaynakların ve gösterilen itinanın büyüklüğü bu eseri İslâm sanatı içinde farklı bir yere koy­maktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi