Fakir Baykurt – Yılanların Öcü

Fakir Baykurt – Yılanların Öcü

“Yılanların Öcü”nü yazdığım zaman 28 yaşındaydım.

Sanat yapıtında “öz ve biçim” konusunda bir görüşe
varmış, yeni ve doğru bir özün, yeni ve güzel bir biçime dökülmedikçe, sanat
yapıtının yaratılamayacağını anlamıştım.

Kara Bayram ailesi, bana göre, Türkiye’deki topraksız, ya da
az topraklı aileler çokluğunun bir tipiğiydi.

Ama Kara Bayram, karısı, üç çocuğu ve anası Irazca umut
içindedir.

Birden bir “heykel” işi çıkar. İlin valisi,
Türkiye halkının nasıl bir “mutluluk” içinde yaşadığını sembolize
eden bir anıt dikme sevdasına kapılmıştır. Bu sevdayı gerçekleştirebilirse
Ankara’nın gözüne girecektir. İlçelere, köylere salma yapar. Karataş Muhtarı,
salınan parayı, “ev yeri” satarak bulmayı düşünür.

Bayram’ın ev önünü, yeni bir eve gereksinimi olan kurul
üyesi Deli Haceli’ye satar.

Böylece iki aile arasında kavgalar başlar.

Romanın Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmesinden sonra
Milli Eğitim bakanının talimatıyla müstehcen yayın kavuşturması açıldı. Duruşma
takipsizlik kararıyla sona erdi (burada anlatılanlar 1958’de yaşandı).

Savcılığın bu kararına rağmen Milli Eğitim bakanı inadını
sürdürür. O dönemki özel kalemi Cahit Okurer’den romanla ilgili bir rapor
ister. Raporda “Roman, hem müstehcendir, hem de sol propaganda yapmaktadır!”
ibarelerinin yanında Fakir Baykurt’un öğretmenlikten çıkartılması da önerildi. Bakan,
maksadına ulaştı: Fakir Baykurt meslekten uzaklaştırıldı.

Yılanların Öcü, Türkiye gerçeklerini dile getirmeğe çalışan
mütevazı bir romandır. İçi boş değildir. Hepimizi rahatsız edecek acı bir dille
yazılmıştır.

Fakir Baykurt – 8 Şubat, 1962

Notlar

1 GÖK GÖVERTİ EKİMİ

Bayram, sorumsuz politikacılar gibi sesini kabartarak bol
keseden atmaya başladı, (s. 17)

2 EVYERİ

Kaymakam toplantıya çağırmış. Heykel işi için. Çok para
gerekiyormuş. (s. 23)

3 DUŞTAN AKAN ILIK SULAR

Köylünün kiri, öyle giysiden giysiye ovmakla filan çıkıverse
daha ne istersin gı! (s. 29)

4 KOCA KİTAP NE DİYOR?

(Heceli) yeni bir ev yaptırmaya niyetlendim. Kerpicim
kesiliyor.  Allah izin verir, hem de
nasip ederse hemen başlatacağım. Yeri, sahipli mi, değil mi, bir anlayıver diye
zatına geldim… (s. 32)

“Kara Bayram’ın evinin yanı mı?”

“Biraz önüne düşüyor Hocam…”

Gözel yer oğlum; camiye karşı ve birinci! Bu Kara Bayram’ın
babası Kara Şali biraz saftı, ama temiz adamdı. On dört yıl askerlik yaptı.
Yaralandı, sakatlandı, tutsak düştü, çile çekti, Yemen, Yunan, hiç kaçmadı!
Dönüp geldi, “Madalya verelim gel!” diye çağırdılar, gitmedi. Kaçanlar
şimdi şeref aylığı alıyor… (s. 33)

5 YILANLAR

Ahmet soluk soluğa yaklaşıp geldi:

“Yılan va-var, baba yı-yılaaaaaan!” diye kekeledi.
(s. 36)

“İstemiyorum!” diye bağırdı Haçça. “Bu
dördüncü olacak! Dört çocuk bizim gibi iki yoksula
ne lazım bugün?” (s. 44)

6 SULTANCA’NIN EV YILANI
GEZER DOLANI DOLANI

Karı koca kağnıya binip köy içinden geçmek ayıp sayılırdı.
Ta ninelerden, dedelerden böyle geliyordu. (s. 46)

Ahmet: “Öteki yılanı da yarın öldüreceğim nine!”
dedi. “Aradım bulamadım bugün…”

“Öteki hangisi? Öteki ne?”

“Öldürdüğümün eşi! Eşli gezmez mi yılanlar?” (s.
49)

Ağali: “Muhtar, senin evin önünden bir ev yeri sattı,
haberin var mı Kara Bayram?” dedi. (s. 53)

“Pekey Ağali emmi, şimdi ne yapmak lazım gelir bu durum
karşısında?”

Valiye şikât edeceksin.

Onbaşıya gideçeksin. Kaymakam getireceksin!”

Bayram sessiz dinliyor. Olurlu mu Ağali’nin bu dediklerinden
birini yapmak? Valiye şikâyet ettin, Vali havale etti Kaymakama, Kaymakam
havale etti Onbaşıya, Onbaşı havale etti Muhtara. Muhtar da Haceli’nin adamı!
Söker mi? (s. 54-55)

7 SİNİR

(Irazca) …Akılsız herif! Senin pasaklı bir karın var. Bunun
burası köy içi. Gelen geçen senin eve bakar. Nasıl yapacaksın o karıyla?
Karataş’ın içine şan mı olacaksın yoksa? (s. 62)

“Iraz halacığım!” dedi Haceli. “Bak sana Iraz
halacığım diyorum, saygılarımla, Irazca halacığım! Niye böyle sen çıkıyorsun
yamacıma? Senin oğlun erkek değil mi? O çıksa ya!” (s. 66)

8 ÖYLE DE ÖLÜM, BÖYLE
DE…

“Ee Haceli Efendi, bu yirmi komşunun içinde evi önüne
ev yapılacak tek enayi beni mi buldun kardaşım?”

“Köy Kurulunun satış kararı var!” dedi Haceli.
“Sandığa yedi yüz lira yatırıyorum. Yoksa bedava mı sanıyorsun?”

“Para yatırıyorsun da niye gidip daha gözel bir yerden
almıyorsun? Beni dişine göre buldun tabii: “Ötekiler dayatır, Bayram
dayatmaz, hiç sesini çıkarmaz!” dedin tabii?”

“Yooo!” dedi Haceli. “Yanlışın var! Kurul
burasını gösterdi. Başka bir yeri gösterse gider orayı alırdım.”

“Kurul da senin gibi düşündü anlaşılan: “Bayram
yoksul, sesini çıkarmaz, çıkarırsa bastırırız!” dedi. (s. 69-70)

(Irazca) “Öldür ulen beni!” dedim. “Öldür,
gir cezaevine! Benim oğlum da senin karıyı alsın!” Attım kendimi önüne.
“Öldürmem!” dedi. “Öyleyse ben seni öldürüp gireyim cezaevine,
oğlum senin karıyı gene alsın!” Benzi kül gibi geçiverdi. Kolay değil: Ya
ölecek, ya öldürecek! Ölse de ölüm, öldürse de ölüm. Çünkü az çok mapusluk da
bir ölümdür dünyada Bayram! Mapusluk dünyadan elini eteğini çekmek demektir.
Dünyadan elini çeken adam ölü sayılır. (s. 70)

9 YORGUN MUSTAFA

(Bekçi Mustafa) “Gelince söyle de akşam Nuri’nin
Kahve’ye buyursun. Muhtar çağırıyor. Unutma, çok önemli!” (s. 74)

10 KİMSE GÖRMEDEN

(Irazca) “Eğer Muhtar, Haceli’nin evyerinden söz
açarsa, kendinden cevap verme. Benim dediklerimi söyle: “O işe anam
karışıyor!” de. Eğer, “Sen necisin, neye sen karışmıyorsun?” diye
sorarsa, “O benim anamdır, bugün başımda büyüktür, o varken ben
karışmam!” de. Açık verme kimseye!” (s. 76)

11 “HAYHAAAYL”

Muhtar:

“Komşular!” diye sürdürdü sözünü.
“Biliyorsunuz, ortalıkta neler olup bitiyor. Kaymakam Beyimiz muhtarları
topladı. Dedi ki: “Muhtarlar, kardaşlarım! Mesele böyle böyle… Şimdi
önümüzde bir büyük cenaze var. Biliyorsunuz, cenaze cemaatle kalkar. Şimdi biz
de beraberce bu cenazeyi kaldıracağız!” Böyle dedi. Biz de: “Hayhay efendim,
emredersin!” dedik. İyi demiş miyiz arkadaşlar? Tabii iyi demişiz. Elin
içinde başka türlü diyemezsin ki! Kırk yedi köyün muhtarı orda. Eller hangi
sözden konuşuyorsa, sen de o sözden konuşacaksın. Bahusus, şimdi ortalıkta bir
demokratçılar var. Dikkat edin, cilik değil, cılık! Malum ya, cilik başka,
cılık başka. Demokratcılıktan amaç, herkes nerde, sen de orda olacaksın
demektir. Şimdi bir işe başladın mı çoğunluk diyorlar. Çoğunluk hayhayı bastı
mı, “Hayır” deyenin hali harap. Anlaşıldı mı arkadaşlar? Bundan böyle
muhaliflik, münafıklık yoktur. “Hayır” demek yasak edilmiştir. Devam
edelim arkadaşlar, ne diyordum? Kaymakam Beyimiz bizi topladığında ne dedi
biliyor musunuz? “Muhtarlar, kardaşlarım!” dedi. “Bu cenaze
mühimdir. Aslen hökümetin her işi mühimdir, ama bu daha mühimdir. Nazarı
dikkatinizi celbederim, iyi dinleyin!” dedi. “Aynen benim sizi
topladığım gibi Vali Beyefendi de bizi topladı Vilayette!” dedi. Yani
arkadaşlar, kısacası, bu toplantıda, Şehirdeki çarşının ortasına bir büyük
heykel dikmeğe karar vermişler. Bunun için derhal teşebbüse geçmişler. Cenaze
bu heykel işidir işte. Tevatür büyük bir şey olacak. Nedenine gelince, on yıldır
hökümet ölüm cezalarını, mapus cezalarını artırdı. On yıldan bu yana, adam öldürmeler,
ırza geçmeler, ev soymalar, kafa yarmalar yok oldu. Gerçekten yok olmuştur. Radyo
bile öyle söylüyor. Küslükler kalmamıştır. Millet barışıktır. Korku kalkmıştır.
Gerçekten arkadaşlar, şimdi kimse kimseden korkmuyor. Kanlar kocalarından,
oğullar babalarından, kimse kimseden korkmuyor! Bir büyük özgürlük içinde
yaşadığımızdan, vilayet çarşısının ortasına, çok büyük ve çok yüksek bir heykel
dikmeğe karar vermişler. Ne kadar gözel bir fikir değil mi komşular? Barışıklık
için, güvenlik için, özgürlük için heykel dikecekler! Kaymakamlar:
“Hayhay” demiş Valiye. Tabii biz de Kaymakama “Hayhay”
dedik. Ortada demokratcılık olduğu için itiraz olmaz. İtiraz bozgunculuktur.
Meşhur cevaptır yani, ön teker nere giderse arka teker de oraya gider. Biz de
zorunluyuz Kaymakamın dediği yere gitmeye. Elindeyse gitme. Zorla götürürler.
Şimdi arkadaşlar, bu benim sözüm için cevabınız nedir? “Hayır” mı, yoksa
“Hayhay” mı?” (s. 81-83)

Bugün bizden bu heykel için külliyetli para isteniyor.

Kaymakam da benden 1600 lirayı mevcut istiyor.

Kaymakam diyor ki: “Paranın yarısı köy sandığından,
yarısı köylüden sağlanacak!” O dürzü orda oturur, sadece sağlanacak demeyi
bilir! Bizim sandığımızda heykele verilecek beş kuruş para yoktur arkadaşlar!
(s. 84)

12 YILANIN BAŞI

“Yılanın başını küçükken ezmeliymiş!” dedi Muhtar.
“Biz bilememişiz! Bu Kara Bayram’ın böyle bokun biri olacağı daha
ufacıkken belliydi!” (s. 96)

13 HAÇÇA

14 FATMA

(Heceli’nin karısı Fatma) Ben senin gelinin olmak istedim,
olamadım, bari şimdi komşun olayım Iraz hala! (s. 105)

“Gönlün varsa, bugünden tezi yok, gel hemen otur benim
eve! Evelallah, Bayram’ım seni de idare eder inşaallah! istersen hiç gitme,
hazır gelmişken!” (s. 106)

15 ALA KERPİÇ

16 GECE İŞİ

“Benim kendi gönlümle verdiğim bir meyva sana! Haram mı
olur?” Sarıldı. Fatma’nın öpüşlerinden, gözyaşlarından, Bayram’ın yüzü
gözü ıpıslak oldu. (s. 126)

17 DENGİ DENGİNE

18 ASI KUZU

Kara Bayram’ın iki tane ası kuzusu olduğunu haber aldım!
Çabucak birini tutup getirecek Deli Haceli. (s. 145)

19 YOLLAR BAYIR

20 KÖR GELİŞ

Kerpiçler ezilmiş bre Haceli ağam! Git bir bak! Bir bak ama
bana darılma haber verdim diye! (s. 157)

Birden aklına gelmiş gibi, köy içine doğru koşmağa başladı.
Bastığı yeri görmüyor.

Köy içine o hızla girdi. Taş toplamağa başladı kucağına.

Daldı içeri, ilk taşı, kazana doğru savurdu. İkinciyi
savurdu! İkinci taş, Haçça’yı belinden yıktı.

Taş bitti elinde. Bu kez de tekmeyle tokatla girişti vurmağa.
(s. 158)

Bayram yanaştı Haceli’ye. Atıldığı gibi yıktı yere. Vurmağa
başladı. Kaşıdır gözüdür demiyor. Orasına burasına, neresine gelirse vuruyor
elindeki odununu. (s. 159)

21 UZUN APTEST

Ee bakalım! Yapsınlar ne yapacaklarsa! Dövsünler ne kadar döveceklerse!
Bağırtmayacak orospu evlatları beni! Zaten bağıran namerttir! (s. 167)

Bizim uğradığımız bunca hakaretlere hiçbir cevap vermiyor mu
o canına yandığımın kanunu? (s. 171)

22 VAY BU ÇOCUK, BU
ÇOCUK

Hırsız köpekler, bu nee? Bu kuzu bizim ası kuzu! Gıı orospu,
biz senin kocanın Muhtar olduğunu biliyorduk, ama hırsız olduğunu bilmiyorduk!
(s.173)

“Görün halimizi!” dedi Irazca. “Görün de
kimlerin kumandasında yaşadığınızı anlayın! Köyü bir kuzu hırsızı kumanda
ediyor komşular! Anlayın ne halde olduğumuzu!” (s. 176)

23 ARZUHAL

Dur anam Kaymakam! Atın başını çek biraz! İki saattir ulu
yolunu gözlerim. Ha şimdi geleceksin, ha şimdi geleceksin diye beklerim burda!
Tepip geçme bizi. (s. 182)

Seksen evli Karataş’ın üç evi iyidir. Her gün üçüne de kadı
gelse, ağırlanır. Yağı, tuzu, eti, sütü bulunur… Yedi evi de şöyle böyle.
Bunlar da iyi sayılır… Bu yedinin altında elli ev var, bir pabucu dört kişi
ortak giyer. Ölmeyecek kadar kaldırır, ölmeyecek kadar yerler. Biz onlardanız.
(s. 183)

Muhtar, benim Kara Bayram’ımı bir kahpelikle Oda’sına
çağırtıp dövdürdü bu sabah.

“Köy Kurulundaki ikinci üye Haceli de sabah sabah
avlumuza baskın yapıp, biricik gelinimi bir taşta yere devirdi. Gelinimin üç
buçuk aylık çocuğunu düşürdü. Kanı durmuyor. Öldü ölecek. Elsiz ayaksız yatıyor
şimdi. (s. 184)

24 KARŞILAMA

“İptal edeceksiniz bu kararları!” diye bağırdı
Kaymakam. “Köy içinden evyeri satmak yok! (s. 194)

25 KARA BULUT

26 SARARMIŞ GELİN

27 GÖZ BAKAR

28 AKIL HOCALARI

29 ESKİ FATMA

Bayram, dönüp yan gözle Fatma’ya baktı. Büzülmüş oturan
kadını omuz başlarından kavradı gözleriyle. (s. 222)

30 ESKİ CUMA

“Dayanamadım ana! Başım dönmeğe başladı! Başladı gönlüm
bulanmaya… Çıkıp yürüdüm ben de!” (s. 233)

31 ESKİLER

“Asla barışmam!” dedi Bayram.

“Sen hiç yorulma aslanım!” dedi Irazca. “Biz
gelmeyiz! Bizim o Muhtar denen dürzüyle hiçbir işimiz kalmadı! Biz işimizi
mahkemede göreceğiz! Git böyle söyle!” (s. 240)

32 ELİN ADAMI

“Nereye gidiyorsun ulen eşşek herif? Ne söyleyeceğini
iyi düşündün mü? Düşünmeden nereye gidiyorsun? Teslim olmaya mı gidiyorsun
Muhtaraa?”

“Hiç üzme kendini ana!” dedi Bayram.
“Düşündüm: Sözcük çıkmayacak ağzımdan! Dinleyip geleceğim…” (s. 249)

33 GENE YILANLAR

Şimdi soracaklarıma açık açık cevap ver: Bu Haceli iğne
paralarını verdiği takdirde, davadan vazgeçip barışıyor musun, barışmıyor musun
Haceli’yle?”

Bayram dikleşti: “Asla barışmıyorum!” (s. 257)

Şakir Efendi:

“Köy yerinde işini kendin halledeceksin!” dedi.
“Asacaksın beline bir tabanca! Cüzdanı doldurup sokacaksın kuşağın
arasına! O zaman kimse çıkıp da, “Eğri yürüdün, yan bastın!” demeyecek.
Yılacaklar. Bir kez yıldırdın mı tamamdır. Yedi sülalen rahat yaşar sayende!”
(s. 263)

34 IRAZCA’NIN PARMAĞI

Irazca’nın dirliği düzeni adamakıllı bozulmuştu. Nerde
olduğunu, nerde durduğunu bilmiyor, bilemiyor. (s. 266)

Adam Yayınları

1997