Fakir Baykurt – Irazcanın Dirliği

45

Fakir
Baykurt –
Irazca’nın Dirliği


Yılanların Öcü adlı romanın devamıdır.

Kara Bayram’ın oğlu Ahmet, hayvan otlatırken, Heceli’nin kardeşi Ömer ve muhtarın oğlu Cemal tarafından cinsel tacize uğrar. Ahmet durumu annesine o da Irazca’ya anlatır. Irazca olayı gizlemekten yanadır ne var ki tacizci oğlanlar vukuatı tüm köye yayarlar.
Kara Bayram olayı kaymakama anlatarak tacizcilerin tutuklanmasını sağlar. Muhtar ve Heceli rüşvetle tacizcileri cezaevinden çıkarırlar. İki genç bu defa Kara Bayram’a saldırırlar. Ağır yaralanan Bayram hastanelik olur. Oğlanlar yeniden cezaevine gönderilir.
Karataş Köyü’nde Muhtar ve Heceli gibi ensesi kalınlara yaranamayan Kara Bayram, yediği dayak sonucunda ağır yaralanıp hastaneye
kaldırılır. Irazca’nın köydeki dirliği bozulur. Kara Bayram ailenin ayakta
kalabilmesi için kente taşınmayı gerekli görür. 

Irazca buna şiddetle karşı çıkar.

Muhtar, kaymakama rağmen istediği dümeni
çeviremeyeceğinin farkındadır. Belediye reisiyle bir kumpas tertip ederek kaymakamın
tayin edilmesini sağlar.
Bayram, annesini köyde bırakıp şehre gider.
Hastanede bir iş bulur. Çocuklarını da okula yazdırır.
Notlar

1
Ahmet

Analar kundağa böyle çocuk sarmamışlar!

Irazca’yı en öfkeli anlarında o güldürüyor.

Hıdrellez’de sekizine bastı. Tay gibi de
boy sürüyor.

Boyu uzun olanlar gabazeyin olurlar…
Dünyanın bu kadar hilesi fenni var, gabazeyin olursa, nasıl baş eder, nasıl güç
yetirir? (s. 6-7)

2 Saban
Demiri

Bayram zorla güldü: «Oku ulan künyeni!»
dedi.

Ahmet okudu: «Burdur elinin… Erle
Çukuru’ndan… Garadaş köylüğünden… Bayram oğlu Ahmet Gara… Doğumum kırk sekiz…
Heç bir mukatım yoktur, garnım da toktur gomutanım!..» (s. 10)

3
Karataş Kırları

Ahmet, azık torbasını takınıp çıktı. Öküzle
ineği sürdü. Evin küçük sarı köpeği “Toman” da yanı sıra gidiyordu.

Düzlüğün ortasında bir topal ahlat. Karı
kız gütmeciler dibini doldurmuş.

«Bir oturmalık kölge verin ulan!» dedi
Ahmet.

Anasından babasından duymadığı, yetişkin
erkeklerin konuşmadığı sözleri kadınların konuşması garibine gidiyordu.

İki genç erkek (Muhtarın Cemal ile Boz
Ömer)

Yönleri ahlatın dibindeki karılardan yana.

Gel haloğlu gel, yanımıza gel. Ne işin var
orasbıların içinde?

4
Değirmen Deresinde

İki eleman Ahmet’i yanlarına katıp değirmen
deresine gidiyorlar.

(Ömer) «Bak Amat, ben bu bıçağı sana veririm
emme, bir şartım var.» Geldi, Ahmet’in bıçaklı bileğinden tuttu. Hiç
çaktırmadan şakkadak öptü.

…bıçaklı elini savurdu Ahmet. Bıçak,
Ömer’in kulak altına değdi. İncecik bir kan yürüdü.

5
Bişi

Ben bunu ninene açayım. Namıs meselesi anam
bu. O ne derse ona göre yapalım. (s. 38)

(Irazca) Heç bir şey olmamış gibi ağzımızı
yumalım. İçimizdekini belli etmeyelim.

«Bayram’a açmayalım mı demek, ana?»

«O Bayram’ın boyları devrilsin gızım! Açıp
da ne yapacaksın? Biz ona zamanında her şeyi anlattık. Her yolu gösterdik. Evin
önüne ev yapmaya yeltendikleri zaman, senin çocuğunu düşürdükleri zaman, ası
guzumuzu çaldıkları zaman, var git davacı ol, dedik. Ana sözü dutmadı da
duşmanlarla zulf oldu. Gevşek tükrüğün sakala işte böyle zararı olur. (s. 40)

6 Ala
Şafak

Bayram, istemeye istemeye yatakta döndü.

Sağ yanda Ahmet, Şerfe, Osman… Uçta
Irazca… Irazca, içeride de, dışarıda da, hep böyle uca yatardı. Yıllar gelip
geçmiş, hayatın ucuna hala bir odacık çevirememişlerdi. (s. 46)

7
Atlılar İtliler

Boz Ömer boynunu sarmış, bağlamıştı.
Soranlara: «Boğazım ağrıyor, hastayım!» diyordu.

(Muhtar, Kara Bayram vs. hakkında
konuşuyor) Bunların oy hakkı ellerinden alınacak… Hökümetin golundan olmayan
döyüslerin ne işi var seçimde sandıkta? Bizim Reyiz akıllı. Şimdiden yel
gelecek delikleri dıkamak istiyor. Hem canım, bunların verdiği oydan ne
anlaşılır? Cahal dürzüler! Diyeceksin ki, sen de cahalsın. Evet, cahalım emme,
aklım var. Hökümeti destekliyorum. Amarikanlardan yana demokratçılık ediyorum.
(s. 57)

8
Muhtaroğlu

«Boz Omar’ın ellediği götleeeekk!..»

9
Fiskos Fiskos

Diyorlar ki: Gatır Haceli’nin gardaşı
Bozoğlan’la, ırzıgırık Muhtarın oğlu Camal, ikisi bir olup Amadımızı dereye
endirip, bir şeyler yapmışlar… aslı var mı?

Dayanmak için demirden yürek ister…

10
Muhtarın Irgatları

…Ve
Bayramın Cinleri

Şükrü. «Ali gıran, baş kesen mi oldu bunlar
köyün içinde? Amada bel bıçağı verip, ayna verip gandırmalarının sebabı ne? Daha
neler? Şişeden sidikli su içirmişler! Kirli alma yidirmişler! Yani ki,
yidirdikleri almayı şeylerne sürmüşler. Bunların sebabı nedir, deyzoğlu?»

Bayram’ın başı döndü… (s. 79)

Bayram, oğlunun gömleğini yakasından,
bağrından kavradı…

Irazca, göğsünü körük gibi indirip
çıkararak geldi:

«Südü sümüü bozuk! El gadar çocuğa efelik
mi taslıyorsun? Efeydin de vaktiyle, neye geri durdun? Sana kaç sefer anlattık,
gelecek tevlikeleri sezdirdik, neye dutmadın? Gelmiş de evin önünde çocuk
dövüyorsun şimdi!

(Irazca) Ben, “Duyulmasın, çocuğun adı
çıkmasın” diyordum emme, duyuldu. Madem duyuldu, heç durma, yörü makemeye.

11
Mavi Gözlü Kaymakam

Bizim garagola güvenimiz yok,

İşin aslını ararsan, benim hökümete güvenim
yok!

«Peki, n e olacak şimdi?»

«Onu zatın bilecek Beyim! Öyle ya, biz
köylük adamıyız. Köylük adamı demek kör demek. Hangı gapıdan girilip hangı gapıdan
çıkılacak, bilemez demek. Zatın bize yol gösterecek Beyim! Garadaş köyünde
bizim arkamız galemiz yok. Arkamız galemiz sen olacan bizim!» (s. 96)

«Okut bu çocuğu Bayram!»

«Garadaş’ta okul ne gezer?»

«Toplanıp okul yapın! Size buradan yardım
edelim! »

«Bir benim dememinen olur m u Beyim? Bizim
köyün parası bir yere gider emme, sözü gitmez. Garadaş’ın adamı, birbirini düzmeye
uğraşıyor şimdi. Heç toplanıp da okul yapar mı?»

12
Devriyeler

Savcı Beyin emri: Deli Mehmet oğlu Ömer,
Muhtar oğlu Cemal… bunlar derdest ilçeye!

13
Tahsildar

Bayram başladı:

«Bu senin Gaymakam, daşşaklı bir herif ana!»
dedi.

Yunus Efendi oturmadan:

«İşler müstacel Muhtar!» dedi. «Çabuk birez
tasilat yapmamız ilazım!

(…)

Seçim gıradosu, cami yapımı deyerekten etek
etek para saçıyorlar. Bir yandan da şeherlere panga binasından daha yüksek
apartmanlar dikiyorlar ki para gitsin! Pekey nereden tecemmim ediyor bu gadar
para? Onun için, çabuk tarafından biraz tasilat yapacaz…»

14
Akan Sular Duruyordu…

Savcı:

«Delillerin hepsi aleyhinize!» dedi.

Muhtar:

«Sakızı çamurlara düşürdük Reyiz Bey!»
dedi.

İtin olayım, yardım et de bizi bu beladan
gurtar…

Reyiz Bey:

Senin yapacağın iş, Bayram Gara’nın başına
çöküp, emme datlılıkla, emme cebirle, şahsi davasından vazgeçirmektir. Birinci
mazifen budur. İkincisi, Onbaşının gulağına fıslamayı da unutma. Heralde, takikatın
bir golu gene ona havale olunur. Gönlünü edin de evrakları sizden yana ayar
etsin. Bir de tanıklar var. Onlara da sen gomut ver, doğru gonuşsunlar. (s.
122)

Irazca yüksek sesle sordu öteden:

«Ne diyor o, Bayram?»

«Davadan vazgeçin, ele “beş”
vereceğimize, size “üç” verelim, para köyümüzde galsın, diyor…»

Irazca, -başında ak tülbent, saçları da
kınalı- parladı: «Üooooşt!.. Oşt köpeğim! Ölmemişiz daha, oooooştt!.. Bizi kendin
gibi südübozuk mu biliyorsun, dürzü?»

Muhtar, köydeki jandarmaya para yedirir,
jandarma Bayram’dan yazdığı evraka parmak basmasını ister. Böylece Bayram
davadan çekilmiş olur!

15
Ağıt

Irazca, merdivenin başına vardı:

«Bayraam! Gara Bayram!» diye bağırdı.
«Seninkiler mapustan çıkmış, habarın olsun, Gara Bayram!»

Ömer ve Cemal Kara Bayram’a saldırırlar.
Bayram, başına yediği odun darbesiyle bayılıp düşer. Olaylar büyür, köy
karışır.

Ağır yaralanan Kara Bayram ilçeye
götürülür.

16
Kara Zulüm

Öğleye doğru, iki jandarma; Boz Ömer’le
Cemal’i alıp getirdiler.

Savcılıkta ifade verdiler. Sonra cezaevine
gittiler.

Kaymakam:

«Erle karakolundaki Onbaşıyı da aldım,
teyze!» dedi. «İldeki komutana tel vurdum. Muhtarı da güzel terbiye edeceğim. Bundan
sonra Karataş köyü sütliman! Cipe atladım mı her hafta ordayım. Orda ve bütün
köylerde. Köyleri kızıştırıp okullar yaptıracağım. Yoksullar uyansınlar ki,
gözlerini açsınlar… (s. 163)

Reyiz Bey, elindeki sigarayı hayıfla yere
attı:

«Ben bu Gaymakamın anasını satayım !

17
Hastanenin Önü

Yaman bir gürültüydü şehir.

Irazca, elinde olmadan büzüldü. Çuluyla
çaputuyla, kaba dokuma önülceğiyle, çitili çarıklarıyla, köylü yürüyüşü ve
bakışlarıyla, buralara yabancı olduğunu iyi anlıyordu.

«Bayramım, nassın anam?» dedi.

Bayram: «Ha işte…» diye başını salladı.
«Ha işte emme, ben eyiyim. Siz bana bakmayın. Köy nasıl? Ekini orağı ne
yaptınız?»

Toktur Amat Bey diyor ki: “Senin
kafada, kafa denecek hal galmamış. Uğraşıp çalışıp yeniden bir kafa yapacağız
sana!”

18
Sürgün

Kaymakam:

«Yolcuyum Irazca teyze! Sepetlediler bizi!
Ankara’ya filan varıp geldim, bir çare olmadı. Oğuzeli diye bir yere yolluyorlar
beni. Sürüyorlar yani… »

(Kaymakam)
Hey gidi hey! Hey gidi benim çilesi uzun, insanları mahzun, mahzun, mahzun memleketim! Sevenlerinin futbol topu gibi oradan oraya tekmelendiği memleketim! (s. 188)

Kalemi çocuğa uzattı: «Bunu al!» dedi.
«Benim sana armağanım olsun. Okuma-yazma öğren…» Başını, çenesini bir daha
okşadı. «Babana söyle, seni okutsun…»

19
Sığınak

«Ben o köyde durucu değilim Toktur Bey!»
dedi.

Operatör hayretle sordu:

«Ne yapacaksın?»

«Garar verdim, göçecem şehere!»

Çok ocudum köyden Toktur Bey. Şimdi dönüp
varacam, gene daklaşacaklar. Garşıma geçip alay edecekler. Laf atacaklar.
Anama, garıma sövecekler. Ben de dayanamayıp cuvap verecem. Böyük bir bela daha
çıkacak. Ya onlar beni furacaklar, ya ben onları! Eyisi mi gaçayım daha eyi…
(s. 195)

Bayram, hastanenin başhekiminden hastanede
hademe olarak çalışmak üzere izin alır. Şehre yerleşmeye karar vermiştir artık.

20 Uç
Uç Böceği Gibi

Bayram ertesi akşam Karataş’a ulaştı.

Haçça’yla biz de hastaneye girecez. Ben
hademe gadrosuna; Haçça dikiş dikecek. İki baştan çalışıp gül gibi geçinecez.
Dahi Şerfe’yi de okula verecem. Böyüyünce Osman’ı da…

(Irazca köyden ayrılmaya hevesli değildir)

Demek böyle ha Kara Bayram?

Köyü goyup gideceksin demek, ha?

Tuuu senin yüzüne, eşşeh herifin dölü!

Gidersin, gidemezsin… Geç vakte kadar
tartıştılar.

Sen bu gadar yıllık ananı, goca Irazca’yı
tanıyamadın mı? Ben ölürüm gene gitmem! Sen git. Ben oturur bu viraneyi
beklerim.

21
Bir Ayrılık

Bayramgil, sessizlik içindeki mezarlıktan
geçtiler. Tarlaların içinden, ip gibi uzanan yoldan yürüdüler. Kağnıyla,
eşekle, sığır sıpayla ağır ağır uzaklaşıp gittiler.

22
Irazca’nın Dirliği

«Şimdi ben sana vergi vermiyorum. Yonis
Efendi!»

23
Kara Ahmet

Oku da kendini gurtar, gara gözlü Amadım!

Oku da… bizi gurtar, bizim akıllı Amadım!
(s. 239)

Remzi Kitabevi

1976