Ana Sayfa Tarih Tarihi Şahsiyetler Fahreddin Paşa Kimdir, Hayatı, Medine Savunması Hakkında Bilgi

Fahreddin Paşa Kimdir, Hayatı, Medine Savunması Hakkında Bilgi

0

Fahreddin Paşa (1868-1948) Medine müdafii, Türk kumandanı.

Rusçuk’ta doğdu. Asıl adı Ömer’dir. Soyadı kanunundan sonra Türkkan so­yadını almıştır. Babası Mehmed Nâhid Efendi, annesi Bâlî oğullarından Fatma Âdile Hanım’dır. 93 Harbi’nden sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a gelen Ömer Fahreddin 1888’de Harp Okulu’nu, 1891-de Erkân-ı Harbiyye’yi bitirdi ve kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Balkan Savaşı sırasında Çatalca savunmasında­ki başarısıyla Edirne’nin geri alınmasın­da rol oynadı. Osmanlı Devleti 1914’te I. Dünya Savaşı’na girdiği vakit miralay rüt­besiyle Dördüncü Ordu’ya bağlı 12. Ko­lordu kumandanı olarak Musul’da bulunuyordu. 25 Kasım 1914’te mirlivalığa terfi ettirildi. 26 Ocak 191S’te 12. Kolordu’daki vazifesine ilâveten Dördüncü Or­du kumandan vekilliğine getirildi. Bura­da bir yandan tehcire tâbi tutulan Ermeniler’i yerleştirirken bir yandan da Urfa, Zeytun, Haçin, Musadağı Ermeni ayaklanmalarını bastırdı.

Bu sırada İngilizler’le anlaşan Mekke Şerifi Hüseyin’in isyana hazırlandığı ha­berinin alınması üzerine Fahreddin Pa­şa Dördüncü Ordu kumandanı Cemal Pa­şa tarafından Medine’ye gönderildi(28 Mayıs 1916). Fahreddin Paşa 31 Mayıs-ta Medine’ye ulaştı ve Şerif Hüseyin’in birkaç gün içinde isyan edeceğini Cemal Paşa’ya bildirdi. Şerif Hüseyin ve dört oğlu, 3 Haziran 1916’da Medine çevre­sindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip ederek isyanı başlattılar. 5-6 Ha­ziran gecesi Medine karakollarına saldırdılarsa da Fahreddin Paşa’nın aldığı tedbirler sayesinde geri püskürtüldüler. Başlangıçta âsilerin sayısı 50.000, bütün Hicaz bölgesindeki Osmanlı askerinin sayısı 15.000 civarındaydı. Fahreddin Pa­şa hemen karşı harekâta başlayarak Bi’riali, el-İlâve. Bi’rimâşt mevkilerindeki âsileri yenilgiye uğrattı(27 Haziran 1916). Arkasından yeni birliklerle takviye edi­len Hicaz Kuwe-i Seferiyyesi kumandan­lığına tayin edildi(15 Temmuz 1916). Âsi­ler. Mekke Valisi Galib Paşa’nın tedbir­sizliği yüzünden 9 Haziran’da genel sal­dırıya geçerek 16 Haziran’da Cidde’ye, 7 Temmuz’da Mekke’ye. 22 Eylül’de de Taife girdiler. Fahreddin Paşa’nın sa­vunduğu Medine dışındaki hemen bü­tün büyük merkezler âsilerin eline geç­ti. Bu sırada Kanal Harekâtı bütün şid­detiyle devam ettiğinden Hicaz’a asker gönderilemiyordu. Fahreddin Paşa elin­de bulunan son derece kısıtlı imkânlar­la Medine’yi iki yıl yedi ay boyunca mü­dafaa etti. Önce Medine ve çevresinde bir güvenlik hattı oluşturmak için Aşar Boğazı, Bi’riderviş. Bi’riabbas ve Bi’rirehâ mevkilerini âsilerden temizledi. 29 Ağustos 1916’da Medine çevresinde 100 kilometrelik bir emniyet şeridi meyda­na getirilmiş oldu. Fahreddin Paşa Me­dine’yi savunabilmek için İstanbul’dan devamlı takviye kuvveti istiyor, Osmanlı hükümeti de onun isteklerine cevap ve­rebilecek durumda olmadığını bildiriyor­du. Osmanlı hükümetinin Hicaz’ı kısmen boşaltma kararı alması üzerine Fahred­din Paşa. herhangi bir yağmaya karşı Medine’de Hz. Peygamber’in mezarında bulunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a nakledilmesini teklif etti. Sorum­luluk kendisinde olmak şartıyla teklifi hükümet tarafından kabul edildi. Fah­reddin Paşa bir komisyon kurarak tek tek kontrol ettirdiği otuz parçadan olu­şan mukaddes emanetleri 2000 aske­rin koruması altında İstanbul’a gönder­di. Medine’yi Suriye’den ayıran çölde do­laşan ve yağmacılıkla geçinen bedeviler. Şerif Hüseyin’in hileleri ve İngilizler’in paralarıyla kandırılarak Osmanlı Devleti aleyhine harekete geçirildikleri için Me­dine’yi Suriye’ye bağlayan demiryolunun korunması güçleşti. Meşhur İngiliz ca­susu Lavvrence demiryolu boyunca do­laşarak rayları dinamitle parçalatıyor­du. Her geçen gün çölün ortasında çev­re ile irtibatı kesilmiş bir kale durumu­na gelen ve iaşesi de azalan Medine’nin tahliyesine karar verildi. Önce yeni tayin edilmiş olan Mekke Emîri Şerif Haydar Paşa ailesiyle birlikte Medine’den ayrıl­dı. Onları 3-4000 kişilik yerli halk takip etti.

Fahreddin Paşa elinde kalan az sayı­daki kuvvetle hem bu çöl yolunu hem de Medine’yi müdafaaya devam etti. Fa­kat Hicaz demiryolunun Medine’ye ya­kın olan Tebük-Medâin arasındaki Müdevvere İstasyonu’nun düşman eline geç­mesinden sonra Medine Kalesi isyancı­lar tarafından kuşatıldı. Hiçbir yerden yardım alamaz duruma gelen şehirde kalmış olan halk ve asker arasında aç­lık ve hastalık hüküm sürmeye başladı. Bu güç şartlara rağmen Fahreddin Pa­şa şehrin müdafaasını sürdürdü. Hatta kuşatmadan önce kaleyi tahliye etmesi­ni teklif eden İstanbul hükümetine, “Me­dine Kalesi’nden Türk bayrağını ben ken­di elimle indiremem, eğer mutlaka tah­liye edecekseniz buraya başka bir ku­mandan gönderin” cevabını vermişti. Fah­reddin Paşa, “Takdîr-i ilâhî, rızâ-yı peygamberî ve irâde-i pâdişâhî şeref-müteallik oluncaya kadar Medine müdafa­ası devam edecektir” diyordu; İngiliz­ler’le Araplar’a teslim olmaktansa Hz. Peygamber’in merkadini havaya uçura­rak kendisini feda edeceğine dair ye­min ediyordu.

Fahreddin Paşa ve askerleri bir taraf­tan düşmanla, diğer taraftan açlık ve hastalıkla mücadele ederken Kanal Harekâtı felâketle bitmiş, Filistin elden çık­mış ve en yakın Osmanlı kuvvetleri Me­dine’den 1300 km. uzakta kalmıştı. Bu sırada Osmanlı Devleti mağlûp olmuş ve Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştı(30 Ekim 1918). Mütarekenin 16. maddesine göre teslim olması gereken Fahred­din Paşa buna yanaşmadı. Medine’dekiler ise her tarafla irtibatları kesilmiş ol­duğundan mütarekeden haberdar de­ğillerdi. Olup bitenleri telsiz vasıtasıyla takip eden Fahreddin Paşa. Kızıldeniz’de demirleyen bir İngiliz torpidosu mü­tareke şartlarını ve Medine’ye ait mad­deyi kendisine bildirdiği halde buna ce­vap vermedi. Aynca Babıâli’nin Mondros Mütarekesi’ni tebliğ etmek üzere gön­derdiği yüzbaşıyı hapsederek İstanbul’u da cevapsız bıraktı. Bir yandan İngiliz­ler, bir yandan Medine’yi kuşatmış olan Şerif Hüseyin’in kuvvetleri Medine’nin bir an önce teslim edilmesini istedilerse de bu isteklerine karşılık vermedi. Ba­bıâli İngilizler’in de baskısı üzerine bu defa padişahın imzasını taşıyan bir tes­lim emrini Adliye Nâzırı Haydar Molla ile Medine’ye gönderdi. Fahreddin Paşa bu emri de dinlemedi. Askerlerin çoğunun hasta olmasına, cephane, ilâç ve giye­cek stoklarının bitmesine rağmen diren­meyi sürdürdü. Ancak sonunda kendi subaylarının da baskısı ile teslim olmaya rızâ gösterdi.

Kabul edilen teslim şartlarının başın­da, “Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi kuman­danı Fahreddin Paşa hazretleri yirmi dört saat zarfında Hâşimî kuvvetleri karar­gâhının misâfir-i hâssı olacaktır” ibare­si yer aldığı halde Fahreddin Paşa Ravza-i Mutahhara yakınındaki bir medre­seye giderek burada önceden hazırlat­mış olduğu yatağına girdi ve bir yere git­meyeceğini bildirdi. Fakat kendisiyle gö­rüşmeye gelen kumandan vekili Necib Bey ve etrafındakiler tarafından tutulup Hâşimî karargâhında hazırlanmış olan çadırına götürüldü(10 Ocak 1919). Şerif Abdullah’ın kuvvetleri antlaşma gere­ğince 13 Ocak 1919’da Medine’ye girdi. Böylece Mondros Mütarekesi’nden yet­miş iki gün sonra Medine teslim edilmiş oldu.

İngilizler tarafından “Türk kaplanı” di­ye adlandırılan Fahreddin Paşa 27 Ocak’ta savaş esiri olarak Mısır’a gönderildi. 5 Ağustos’ta Malta’ya sürgün edildi. Sür­gün sırasında, savaş suçlularını yargıla­mak üzere işgalci devlet tarafından İs­tanbul’da kurdurulan ve başkanından dolayı halk arasında Nemrud Mustafa Dîvânıharbi adı verilen mahkemece ölü­me mahkûm edildi. Ancak Fahreddin Pa­şa Ankara hükümetinin gayretleriyle 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtuldu. Ber­lin’de karşılaştığı Enver Paşa’nın daveti üzerine Moskova’ya geçti. Burada İslâm

İhtilâl Cemiyetleri İttihadı Kongresi’ne iştirak etti. 24 Eylül 1921’de Millî Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kabil sefirliğine tayin edildi. Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı. Ruslar’la mücadele eden Başkırdistan Cumhurbaşkanı Zeki Velidi Togan’a yardımda bulundu. 12 Ma­yıs 1926’da görevinin sona ermesi üze­rine yurda döndü. 5 Şubat 1936’da Türk Silâhlı Kuvvetleri nden tümgeneral rüt­besiyle emekliye ayrıldı. 22 Kasım 1948′-de vefat etti ve vasiyeti üzerine Rumelihisarı’na defnedildi.

TDV İslam Ansiklopedisi