Ernst Diez Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

25

Ernst Diez, (1878-1961) Avusturyalı Türk ve İslâm sanatları tarihçisi.

Avusturya’nın Lölling şehrinde dünya­ya geldi. Graz ve Viyana üniversitelerin­de sanat tarihi-arkeoloji öğrenimi gördü. 1902de ünlü sanat tarihçileri J. Strzy-govvski ile W. Gurlitt1 in huzurunda ver­diği imtihanla doktor oldu. Tezinin ko­nusu, XVI. yüzyılda Busbeke’nin İstan­bul’da bir yahudi hekiminden satın ala­rak Viyana’da imparatorun kütüphane­sine mal ettiği, çok değerli bir tıbbî bit­kiler kitabı olan Dioskorides Pedanius’un (ö. m.s. i. yüzyıl) Peri hyles iatrikes (tıb­bî malzemelere dair] adlı eserinin VI. yüz­yıl başlarında istinsah edilmiş minyatür-lü bir nüshası üzerine idi.

Dİez, askerlik görevini tamamladıktan sonra inceleme ve araştırmalarda bulun­mak üzere İstanbul ve Roma’ya gitti; 1903-1904 yıllarını bu iki sanat merke­zinde geçirdi. 1905’te ülkesine döndüğünde Viyana Sanat ve Sanayi Müzesi’n-de gönüllü asistan olarak görev aidi; bu­rada 1907 yılına kadar çalıştıktan sonra 1908’de Berlin Müzesi’ne geçerek Fried-lânder, von Bode ve Sarre gibi ünlü ar­keolog ve sanat tarihçilerinin yanında asistanlık yaptı. 0 yıllarda İslâm sanat­ları üzerinde çalışan, bu konuda eserler telif eden ve 1895’te Anadolu’da dola­şarak Selçuklu yapılarını inceleyen ünlü arkeolog F. Sarre’nin teşvikiyle Doğu ve İslâm sanattan üzerinde çalışmaya karar verdi. 1911″de Berlin’den ayrılarak Vı-yana’ya döndü ve üniversitede kürsü baş­kanı olan Graz’daki eski hocası Strzygovvski’nin yanında asistan kaldı. Diez’in burada İslâm sanatına daha da yaklaş­mak için eline bir fırsat geçti. Görünüş­te İran ve Afganistan’da coğrafya, jeolo­ji ve etnografya konularında araştırma yapmak, gerçekte ise Afganistan’da ba­zı temaslarda bulunarak İngilizlerin Hin­distan’daki nüfuzunu kırmaya çalışmak­la görevlendirilen teğmen O. von Nieder-mayer’in yanına, dolaşacağı yerlerdeki İslâm eserlerini tesbit etmek ve incele­mek üzere Diez’in de katılması uygun görüldü. Rusya üzerinden İran’a giderek 1913 yılı Şubatında Esterâbâd’da von Nİedermayer ile buluşan Dİez, bu görevi sayesinde özellikle Râdkân, Meşhed, Ho­rasan, Kişmer. Fîrûzâbâd ve İsfahan böl­gelerinde ilmî çalışmalar yaptı. Daha son­ra Basra körfezine inerek kısa bir süre kaldığı Bahreyn adası üzerinden Hindis­tan’a geçti.

I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine yurduna dönen Diez 1915’te yeniden as­kere alındı ve 1918’e kadar Avusturya ordusunda hizmet etti. Bu arada 1915 yılında İslâm sanatına dair ilk büyük ki­tabı. 1918’de de Horasan bölgesindeki Türk-İslâm eserleri üzerine kaleme al­dığı eseri basıldı. Aynı yıl yine Viyana Üniversitesi’nde Strzygovvski’nin önünde do­çentlik imtihanını verdi; 1924 yılında da kadrosuz profesörlüğe yükseldi. Ancak Möşettâ Sarayı’nın hangi döneme ait ol­duğu hususunda hocası ile aralarında bir anlaşmazlık çıktı. Strzygovvski, işlen­miş bütün cephe taşlan Berlin’e götü­rülen bu sarayın İslâm’dan önceye ait ol­duğunu ileri sürüyor, Dİez ise bir İslâm eseri olduğunda ısrar ediyordu. Bu an­laşmazlık Diez’in Viyana Üniversitesi’nden ayrılmasına yol açtı. 1926’da Bryan Mawr College’in (Pennsylvannia) daveti özerine Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek on üç yıl süreyle Öğretim üyeli­ği yaptı. 1930-1931 yılları arasında da Uzakdoğu sanatlarını incelemek üzere Çin, Japonya, Hindistan ve Cava’ya gitti.

II. Dünya Savaşı”nın başlaması üzeri­ne, Avusturya’nın Almanya’ya katılması sebebiyle Alman vatandaşı sayılan Diez yurduna dönmek zorunda kaldı ve tek­rar Viyana Üniversitesi’nde görev aldı. 1943’te İstanbul Üniversitesi’nin da­vetiyle Edebiyat Fakültesi’nde Türk ve İslâm sanatları derslerini vermeye baş­ladı. Fakat bir yıl sonra Türkiye ile Al­manya arasında siyasî ilişkilerin kesilme­si ve arkasından ülkede yaşayan bütün Almanlar’ın Kırşehir ve Yozgat’ta göz al­tına alınmaları üzerine 1945 yılı sonuna kadar derslerine ara vermek zorunda kaldı. 1946’da İstanbul’da yayımlanan, çok kötü şartlar altında hazırladığı Türk Sanat, Başlangıcından Günümüze Kadar adlı kitabındaki bazı hatalar baha­ne edilerek birkaç kişi tarafından gün­lük gazetelerde başlatılan bir kampan­ya sonucu üniversite senatosunca “ilmî yetersizlik” gerekçesiyle sözleşmesi uza­tılmadığından 1950 yılı içinde Türkiye’­den ayrılarak Viyana’ya döndü. İlerlemiş yaşına rağmen çalışmalarına devam eden ve Ankara’da 1959 sonbahannda topla­nan I. Türk Sanatları Kongresi’ne de ka­tlan Diez, bir beyin kanaması sonucun­da 8 Temmuz 1961’de Viyana’da öldü. ölümünden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları arasında hâ­tırasına bir anma kitabı çıkarılmış, doğu­munun 100. yıl dönümünde de İstanbul’­da Avusturya Başkonsolosluğumda bir toplantı düzenlenmiştir.

Diez çok yönlü bir sanat tarihçisi ol­duğundan Doğu sanatlarının her dalı üze­rinde bilgiye sahipti ve Arap, Türk, İran. Afgan, Hint Çin, Uzakdoğu sanatların­dan başka Avrupa, Bizans sanatları hak­kında da kalem yürütebiliyordu. Ayrıca sanat tarihini medeniyet tarihinin içinde onun bir parçası olarak gördüğünden ilgilendiği eserleri meydana getiren ki­şileri ve çevreyi de araştırmaktan hoş­lanıyor, sanat tarihini sanat eserlerinin tarifinden ibaret bir çeşit katalog çalış­ması biçiminde değil felsefesini yaparak bir sentez halinde işlemeyi tercih edi­yordu.

Eserleri. Diez’in İslâm sanatna dair ilk eseri Die Kunst der islamischen VÖ1-Jcer’dir. Bu bol resimli kitabın 1917’de gözden ge­çirilmiş ikinci. 1925’te de üçüncü baskı­sı yapılmıştır. Eserde Doğu’nun İslâm’­dan önceki sanatları hakkında bilgi ve­rildikten sonra İslâm’ın devlet anlayışı­na ve İslâm ülkelerinde topluma dair bir özetle konuya girilir. Diez ilk İslâm dinî yapılarını, Emevî mimarisini, çöl kasır ve saraylarını, Abbasî dönemi camilerini, erken İslâm mimarisinde cephe süslemeleriyle mimari plastiği tanıttıktan sonra İran’daki kule biçimi ve kubbeli türbe­lerden, medreselerden ve kubbeli cami­lerden bahseder. Kitabın daha sonraki ana bölümleri Anadolu’da Selçuklu ve Osmanlı dinî mimarilerine ayrılmış olup bunu Kahire’deki Eyyûbî ve Memlûk di­nî yapıları bölümü takip eder. Kitapta Hindistan’daki İslâm mimarisinden son­ra dinî olmayan İslâm mimarisiyle min­yatür ve sanayi sanatlarına da birer bö­lüm ayrılmıştır. Henüz İslâm sanatının çok az bilindiği ve eserlerinin sınırlı öl­çüde tanındığı bu dönemde İslâm sanat tarihi hakkında genel ve eksiksiz bir ki­tap yazmak, hatasız sonuçlara ulaşmak imkânsızdı. Dolayısıyla Diez’in bu ilk İs­lâm sanatı el kitabı da gerek düzeni ge­rekse içindeki hükümler bakımından ak­saklıklardan arınmış sayılmaz; fakat her şeye rağmen İslâm sanat tarihinin ilk sentezi olarak önemlidir.

Diez I. Dünya Savaşı ‘ndan önce İran’­da, özellikle Horasan bölgesinde yaptığı incelemeler üzerine hazırladığı Churâ-sânische Baudenkmaler adlı büyük ki­tabını 1918’de yayımladı (Berlin). Bu eser­de Râdkân, Cürcân (Kümbed-i Kâbus), Kişmer kule-türbeleri; Hüsrevgird, Kerât, Ffrûzâbâd minare ve kuleleri; Sengbest, Tûs, Şeyh Lokman, Hâce Rebf ve Len­ger yakınında Mahmud LuganFdeki kub­beli türbeler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrı bir bölümde karma tipte yapılar üze­rinde durularak Hargird Camii ve Med­resesi, Meşhed Musallası, Meşhed’de Mescid-i Şâh, Şeyh Câm Türbe ve Camii, Çadşam Camii ile Beşşâr Hankahı, son bölümde de Sences Ribâtı ile Cürcân – Meşhed hac yolu anlatılır. Türbelerden bazılarının en sona eklenen kitabeleri, ünlü Arap epigrafisti Max van Berchem tarafından okunarak işlenmiştir. Hora­san bölgesi ve İran’a dair araştırmaları­nın II. cildini ise beş yıl sonra bastırabildi: Persien. Islamische Baukunst in Churâsân. Bu cilt, önceki ciltte tanıtılan yapıların sa­nat tarihi bakımından değerlendirilmesi yolunda bir çalışmaydı ve burada hocası Strzygovvski’nin sanat tarihi araştırma­ları için öngördüğü metoda uygun ola­rak Horasan mimari eserlerinin önemi ve sanat tarihindeki yerleri tesbit edil­mişti. Ayrıca bu cildin içinde o vakte ka­dar sadece varlıkları bilinen, fakat etraf­lı surette mimarileri ve kitabeleri henüz tanınmayan Gazneii Mahmud’un türbe­si ve kulesiyle Gazneii Sultanı III. Me-sud’un kulesi hakkında bir ek bölüm ha­linde etraflı bilgi verilmiştir. F. Oelmann bu kitabı oldukça sert biçimde tenkit etmiştir.

Diez’in Viyana Üniversitesi’nde, Strzygovvski’nin en gözde öğrencilerinden olan H. Glück ile birlikte hazırladığı eski İs­tanbul’a dair Alt-Konstantinopel adlı küçük kitap, bu­gün çoğu birer belge değeri taşıyan Cornelius Gurlitt’in İstanbul hakkında ya­yımladığı büyük eserin resimleriyle bun­ların açıklamalarından meydana gelmiş­tir. Diez, 1914 Şubatında İran’dan Hindistan’a geçerken Bahreyn adasında gördüğü İslâm sanatı bakımından önem­li bir cami harabesini incelemiş ve çalış­masını bir süre sonra yayımlamıştır. Diez’e göre 740 (1339-40) tarihli camide daha eski bir yapının oyma bezemelere sahip ahşap direk ve kirişlerinin kullanılmış olması, ahşap des­tekli cami mimarisinin buraya kadar gel­diğini göstermektedir. Aynı yıl Glück ile birlikte Propylöen Kunstgeschichte di­zisi için İslâm sanatları cildini yayımladı: Kunst des islam. İyi basıl­mış bol resimli bu cilt, çeşitli ülkelerde­ki İslâm sanatını bütün dalları ile tanı­tır. Daha iyisi yapılmadığından eser sa­nat tarihiyle uğraşanlar için bir başvuru kitabı olarak kalmıştır.

Diez, Amerika’da bulunduğu yıllarda A. U. Pope’un İran sanatları hakkındaki altı ciltlik büyük kitabına, tarihî çerçeve bölümünün bir kısmını yazmak suretiyle katildi; yine 1930lu yıllarda İslâm sanatının felsefesine dair önem­li makaleler yayımladı {Al, III |1936l, s. 201-212; 1VI1937I, s. 185-189; V [I938|, s. 201-212) ve Encyclopedie de l’Islam’a, “Msçhattâ'”, “Mihrâb”, “Masdjid”, “Ma-nâra”, “Minbar”, “Mukarnass”, “Kubba” maddelerini yazdı. Hint sanatı ile de ya­kından ilgilenen Diez’in Hindistan cami­leri hakkında güzel fotoğraflarla süslü bir makalesi basıldı.

Sanat tarihinin yanı sıra medeniyet tarihi üzerinde de çalışan Diez, küçük boy bir kitapta İslâm İnanç ve dünyasını tanıtmaya çalışmıştır. Bu eser içinde İslâm dininin doğuşu, yayılışı, esasları, devlet anlayışı, mezhepleri, edebiyatı ve mimarisi özetlenmiştir. Fakat İslâmiyet’in bu çok değişik konuları hakkında yaz­dıkları bir dereceye kadar ihtiyatla kar­şılanmalıdır. Geniş okuyucu kitlesine hi­tap eden diğer bir çalışması ise Herodotos’tan Moltke’ye kadar çeşitli yazarla­rın Asya medeniyeti ve sanatları hakkın­da verdikleri bilgilerin Almanca tercüme­lerinden oluşan bir antolojidir. İki yıl sonra İslâm sa­natı dışındaki sanatlar üzerine de eser­ler veren Diez, İran’daki sanat hakkında bol resimli bir kitap yayımladı. Ancak Asya’nın bu böl­gesindeki bütün mimari eserleri İran sa­natı çerçevesi içinde incelediği için pek inandırıcı olamamıştır.

Diez’in Anadolu’daki Türk sanatına yak­laşması İstanbul Üniversitesi1 nde görev alması ile mümkün oldu. 1944-1945 yıl­larında çok zor günler yaşamasına ve gerekli başvuru malzemesinden yoksun olmasına rağmen bir kitap yazdı ve eser o yıllarda asistanı olan Oktay Aslanapa tarafından Türkçe’ye çevrilerek İstan­bul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ya­yınları arasında Türk Sanatı, Başlangı­cından Günümüze Kadar başlığı ile ya­yımlandı. Diez bu kitap­ta, o zamana kadar yerli ve yabancı hiç kimsenin girişmediği bir işi yaparak Türk sanatının bir sentezini ortaya koymaya gayret etmişti. Batıda o dönemde he­nüz başlı başına bir Türk sanatının var­lığından söz edilmediği düşünülecek olur­sa bu çalışmanın önemi daha iyi anlaşı­lır. Diez bu kitabı, birçok hususları henüz karanlıklar içinde olan Türk sanatı hakkında eksik ve yanıltıcı bilgiler içe­ren yetersiz malzeme ile hazırlamıştı; dolayısıyla bu çalışmada bazı yanlışlık ve eksiklikler oldu. Aynı kitap bir süre son­ra pek çok ilâveyle hacmi genişletilmiş olarak Oktay Aslanapa tarafından tekrar yayımlandı. Diez’in İstanbul’daki çalışmalarının di­ğer bir ürünü de Oktay Aslanapa ve Me­sut Komanın katkıları ile hazırlanan Ka­raman Devri Sanatı olup Diez bu eserin sonundaki bir bölümü yaz­mıştır. Diez İstanbul’da ya­şadığı yıllarda birkaç önemli makale yaz­dı. Bunlardan sanatta dış tesirlere dair “Endosmos’lar” “Josef Strzygovvski”; Sivas’taki Gökmedrese’nin taçkapısında yer alan burçlar kabart­ması üzerine “The Zodiac Reliefs at the Portal of the Gök Medrese in Sivas”; Gazne’de Sultan Mahmud ve Sultan III. Mesud kulelerinin dünya tasavvurunu vurgulayan zafer anıtları oldukları yolundaki görüşünü yansıtan “Die Siegestürme in Ghazna als VVeltbilder” ilgi çekici makalelerdir. Aynı yıllarda Türk sanatına dair bazı düşünce­leri de dört makale halinde bir dergide çıktı. Türk-İran mimarlık sanatında step kültürlerinin izlerini ko­nu alan bir yazısı ise Almanca olarak ba­sıldı.

Diez yurduna döndükten sonra da ya­yınlarını sürdürdü ve genellikle Hindis­tan’daki İslâm sanatı üzerinde durmayı tercih etti. Öldüğü yıl satışa çıkan Ek-ber Şah hakkındaki küçük kitabı, kültür tarihine olan merakının son belirtisi sa­yılabilir. Bu eserde Ekber Şah’ın şahsi­yetini, hayatını, yaşama tarzını, sarayını, edebiyat ve kitap merakını, etrafındaki ressamları, yaptırdığı binaları, bahçeleri ve nihayet türbesini anlatmak suretiyle XVI. yüzyılda Güney Asya’daki bir İslâm medeniyetinin görüntüsünü Ekber’in ta­rihî varlığı etrafında tasvir eder. Ölümün­den kısa bir süre önce önsözünü yazdığı son kitabında da Yakındoğu’nun önemli eski merkezlerinde yapılan kazılarda mey­dana çıkan ve medeniyet tarihinin kilit taşlan olan buluntuları güzel basılmış resimler eşliğinde anlatır.

Diez çok yönlü bir sanat tarihçisi olup ilim âlemine en büyük hizmetini çeşitli ülkelerdeki İslâm sanatlarını tanıtmak­la yapmıştır. Bu arada Türk sanatını da bir sentez denemesi olarak işlemeye ça­lışmış ve bu yoldaki ilk eseri vermiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi