ENFLASYON

0
277

 

ENFLASYON

 

Bir ekonomide genel
fiyat düzeyindeki sü­rekli ve ısrarlı artış sürecine enflasyon adı veri­lir.
Genel kabul görmüş bu tanımdan da anla­şılacağı gibi, bir ya da birkaç mal ve
hizmet fi­yatıyla sınırlanmış artışlar ya da bir defaya mahsusu ve süreklilik
arzetmeyen fiyat artışla­rı enflasyon tanımına girmemektedir. Enflas­yon bir
süreçtir. Enflasyon genel fiyat düzeyin­de gözlenen sürekli ve ısrarlı artışlar
şeklinde olduğundan bu artışların hangi nedenlerden kaynaklandığını belirlemek
son derece önem­lidir. Bu nedenler şöyle sıralanabilir:

1– Aşırı
Talep: Fiziki üretim genişlemesinin üzerine çıkan parasal genişleme, ekonomide
aşırı talep yaratarak enflasyona yol açar. Para­sal genişleme devletin bütçe
açıklarının Mer­kez Bankası kaynağından finanse edilmesi (pa­ra basılması),
para otoritelerince sürdürülen genişleyici para/kredi politikaları sonucu orta­ya
çıkar. Faiz oranlarının para otoritelerince veri para arzı miktarında para
talebinin altın­da belirlenmesi ve tutulmaya çalışılması da pa­rasal
genişlemenin bir nedenidir; zira belirle­nen faiz oranında para talebinin
karşılanması ancak para arzında genişleme İle mümkün ola­caktır. Enflasyon
süreci hangi nedenlerle baş­lamış olursa olsun, süreklilik arzetmesi ancak
parasal genişlemenin sürekli olmasına bağlı­dır. Parasal genişleme ile
desteklenmeyen fi­yat artışları sürekli ve ısrarlı fiyat artışlarına
(enflasyona) dönüşmez.

2-  Kısa Dönemde Azalan Marjinal Verim: Bütün
sermaye ve emek girdileri homojen ve aynı verimlilikte olsa bile, kısa vadede
üretim genişlemesi diğer üretim girdilerinde karştlaşılabilecek darboğazlar
(yönetim, hammadde, döviz, enerji, altyapı vb.den kaynaklanan dar­boğazlar)
marjinal verimin azalmasına yol aça­bilir. Kaldı ki, tüm üretim faktörleri tam
ho­mojen ve birbirine tam ikame edilebilir bir ya­pıda da değildir. Azalan
verimliliğin geçerli ol­duğu şartlarda, her marjinal ürün daha fazla üretim
girdisinin kullanımını gerektirecek, azalan marjinal verim altında girdi
gelirleri­nin (kâr marjları, ücretler) nominal olarak sa­bit kalması ancak
birim ürün fiyatının artışı ile mümkün olacaktır. Bu tip fiyat artışları üre­tim
artışı devam elliği sürece geçerli olacak, artışın durması ile birlikte ortadan
kalkacak­tır. Gelişmekle olan ülkelerde üretimin kısa vadede hızlı artışı,
ekonomide kısa vadede aşılması zor döviz, enerji, altyapı gibi darbo­ğazlar
nedeniyle fiyat baskılarına yol açmakta­dır. İşgücü açısından istihdama yakın
olan ve döviz, enerji, altyapı vb. darboğazların sözko-nusu olmadığı gelişmiş
ekonomilerde ise, kısa vadede hızlı üretim artışı işgücü piyasasında taleb
baskısı yaratarak ücret ve fiyat baskıları­na yol açmaktadır.

3
Sosyoekonomik Gelir Grupları Arasında­ki Gelir Çekişmesi: Geleneksel fiyat
teorisi, tam rekabet şartları altında denge fiyatlarının nasıl belirleneceğini
açıklamaya yöneliktir. Bu çerçevede, tüm ekonomik birimler, üretici ya da
tüketici, piyasada “gayri-şahsi” tarzda oluşan fiyatları
“veri” kabul eder ve “fiyat belir­leyici” değildir.
Geleneksel teori fiyat oluşum sürecini belirli bir basitlik ve genelleme içinde
ele almış, fazla ayrıntıya girmemiştir. Ne var-kİ, modern bir sanayi ekonomisinde
fiyat olu­şum süreci geleneksel teorinin basitliği ve ge­nelliği içinde ele
alınamamaktadır. Modern sa­nayi ve ekonomik yapı, fiyatların kendi kendi­ne
otonom bir şekilde “gayrİ-şahsİ” bir piyasa­da oluşmasına imkân
tanımamakta, fiyatlar ço­ğu kez kurum ve belirli kişilerce belirlenmek­tedir.
Fiyatlar kişiler, kurumlar ya da organize gruplar (işveren sendika ve
kuruluşları, İşçi sendikaları, mesleki gruplar) tarafından belir­leniyorsa,
özellikle enflasyon olgusunun açık­lanması bakımından bu fiyat belirleyici
grupla­rın amaç ve davranış tarzları önem kazanmak-

tadır. Bu gruplar
açısından önemli olan mut­lak fiyatlar değil, her grubun kendi fiyatının di­ğer
«ruhların fiyatına göre nİsbİ konumudur.

Zira kısa vadede sabit
ya da çok az artış gös­teren reel milli gelirden daha fazla pay almak, ancak
grubun arzetlİğİ mal ve hizmetlerin nİs-bi fiyaunıyükseltmesiyoluyla mümkün
olacak­tır. Grup açısından bunun mümkün olup ol­maması kritik biçimde diğer
grupların tepki ve karşı davranışlarına bağlı olacaktır. Burada grupların
karşılıklı dinamik etkileşimi ve gelir Çekişmesi fiyat artışlarında kısır bir
döngünün oluşmasına ve fiyat artışlarında sürekliliğe ne­den olabilmektedir.
Geleneksel teori fiyat olu-şum sürecinde ekonomide organize grupların
mevcudiyeti ve etkilerini, karşılıklı dinamik et­kileşim ve siyasal iktidar
üzerindeki etkilerini hesaba katmamakla, bu yönüyle enflasyonu açıklamakta
yetersiz kalmaktadır. Fiyatların oluşmasında, bir yanda sanayi sektöründe sa­nayici
ve müteşebbis grubların ve işçi sendika­larının, diğer yanda siyasal İktidar
tarafından -oy kaygularıyla- desteklendiği ölçüde tarım sektörünün gelir
çekişmesindekİ karşılıklı dİ-namik etkileşimi hesaba katılmadıkça enflas­yonun
açıklaması yetersiz kalacaktır.

4- İıhal
Enflasyon: Ulusal paranın, dış değe­rinin sürekli biçimde düştüğü durumlarda
dış fiyatlar sabit kalsa dahi ithal mallarındaki fi­yat artışları yoluyla iç
fiyatlar -ekonominin dı­şa  
bağımlılığı   ölçüsünde  -körüklenecektir. İÇ-dış enflasyon farkları
devamlılık ar/ettiği sürece ulusal paranın değeri de düşmeye de­vam edecek,
enflasyon üzerinde tekrar geri— besleme yapılacaktır.

5- Enflasyon
Beklentileri: Enflasyon beklen­tileri enflasyonun devamlılığı ve hızlanmasın­da
son derece Önemli bir faktördür. Fiyat be­lirleme gücüne sahip gruplar
enflasyonun ge­lecekteki seyrine ilişkin beklentilerine dayana-rakbugünkü
kararlarında bu beklentilerini he­saba kalarak fiyatlarını o t ar/da
oluşturacak­lardır.

Yüksek ve değişken
oranlı enflasyonun bir Çok sakıncaları olduğu öne sürülmektedir. Bunlar;

– Mal ve hizmet
fiyatları, enflasyon dönemlerinde arz ve taleple ilgili (yani gerçek piyasa
koşulları ile ilgili) yanıltıcı bilgiler taşımak su­retiyle kaynaklanıl yanlış
ve verimsiz tahsisine yol açmaktadır. Zira her üretici, fiyatların ge­nelde ve
tüm mallarve hizmetler için arttığını -yani gerçekte kendi arzettiği mal ve
hizmetin nisbi fiyatının artmadığını- algılayamadığı Öl­çüde artan fiyatları
kendi tarafından arz edi­len mal ve hizmete olan talep artışı olarak yo­rumlayacak,
üretim artışına gidecektir. Halbu­ki burada fiyatlar piyasa şartları hakkında
doğ­ru bilgileri taşımamak suretiyle ekonomik ka­rar birimlerini yanıltmış
olmaktadır.

– Enflasyon gelir
dağılımını bozucu etkiler yaratmaktadır. Toplumdaki tüm grupların ay­nı
derecede “fiyat belirleme” gücüne sahip ol­maması, bu gücü elinde
bulunduran grupların fiyatlarını diğerlerine oranla daha fazla arttır­masına
yol açmakta, bu yolla, grupların nisbi fiyatları değişerek gelir dağılımını
değiştir­mektedir. Enflasyon bu nedenle, gelirin yeni-den-dağılım mekanizması
olarak ele alınabil­mektedir. Enflasyonun bazı gelişmekte olan ekonomilerde bir
sermaye birikim modeli ola­rak teşvik edildiği görülmektedir. Gelir ve ta­sarruf
düzeyinin düşük olduğu bu ekonomiler­de, ortalama tasarruf düzeyini yükseltmek
için gelirin, marjinal tasarruf eğiliminin düşük olduğu düşünülen düşük gelir
düzeyindeki gruplardan, bu eğilimin yüksek olduğu düşü­nülen yüksek gelir
gruplarına aktarılması enf­lasyon yolu ile gerçekleştirilmeye çalışılmakta­dır.
Böylece tasarruf eğiliminin yükseleceği, bu tasarrufların yatırıma dönüşerek
düşük gc-lİr -düşük tasarruf düzeyi- düşük yatırım düze­yi- düşük gelir kısır
döngüsünün kırılabileccği düşünülmektedir.

Adnan BÜYÜKDENİZ Bk.
Devalüasyon; iktisat PolHikııtan; Para.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here