Emrullah Emri Kimdir, Hayatı, Edebi Kişiliği, Hakkında Bilgi

23

Emrullah Emrî (ö. 983/1575) Divan şairi.

Edirneli olduğu bütün kaynaklarda it­tifakla belirtilmektedir. Ailesi hakkında bilgi bulunmayan Emrî’nin tahsil haya­tıyla ilgili sadece Sehî Bey tezkiresinde, “İlm-i zahire sa’yederken feragat etti” ifadesi yer almaktadır. Önceleri bazı ima­retlerin kitabet vazifesiyle meşgul olur­ken Kmalızâde Ali Çelebi’nin Edirne ka­dısı olmasından sonra onun himayesiyle Yıldırım Bayezid Medresesinin tevliyeti hizmetinde bulunmuş, daha sonra bu­radan azledilmiştir. Kaynaklar ömrünü tevliyet hizmetleriyle geçirdiğini, Edirne ve İstanbul dışında herhangi bir yerde bulunmadığını ifade ederler.

Emrî’nin memurluk hayatında yükse-lememesinde onun “kemâl-i istiğnâ’sı-nın ve inzivayı sevmesinin rolü vardır. Gerçekten de Emri hayatını istiğna ve kanaat içinde geçirmiş, bundan dolayı da herhangi bir devlet büyüğünün met­hi için şiir yazmamıştır. Âşık Çelebi, dev­let ileri gelenlerinin himayesinden mah­rum olmasını onun bir kusuru olarak kaydederken Gelibolulu Mustafa Âlî de aynı hususa işaret etmektedir. Bu du­rum. Emrî’nin bütün ömrünü sıkıntı ve yoksulluk içinde geçirmesine sebep ol­muş, hayatının sonuna doğru da şuurunu kaybetmiştir. 983 (1575) yılında Edir­ne’de vefat eden Emrî’nin ölüm tarihini Hasan Çelebi, Gelibolulu Mustafa Alî ve daha sonra Bursalı Mehmed Tâhir 982 (1574) olarak vermişlerse de doğru de­ğildir.

Emrî’nin edebî şahsiyetinden çağdaş­ları çok geniş şekilde bahsetmektedir. Şiiri hakkında hüküm verilirken tahayyül gücü ve kullandığı teşbihlere dikkat çe­kilir. Daha önce hiçbir şairin kullanma­dığı mazmunlar ve ince fikirlerle şiirleri­ni ördüğü belirtilen Emrî’nin sanat dev­rinde takdir edilmiştir. Muamma İle faz­la meşgul olması gazellerini de muam­ma gibi yazmasına ve birtakım kelime oyunlarına rağbet etmesine yol açmış, bu durum yer yer şiirinin anlaşılmama-sına sebebiyet vermiştir. Nitekim bu hu­sus onun tenkit edilen belli başlı yönü olmuştur. Ta’likîzâde, padişahın Emrî’­nin şiirlerini kapalı bulduğunu ve beğen­mediğini nakleder. Bununla birlikte onun şiirlerinde bir sanatkâr titizliğiyle güçlü bir hayal dünyası ve yer yer bir lirizm bulunmaktadır. Emrî’nin dinî, tasavvufî, tarihî ve efsanevî unsurlara fazla yer vermemesi şiirinin arka planının zayıf kalmasına yol açmışsa da muhayyilesi ve tasvir gücü bu eksikliği hissettirmemektedir.

Özellikle muamma alanında divan ede­biyatının önde gelen bir ismi olan Emrî muammaya genç yaşta ilgi duymuş, ön­ce Kınalızâde Ali Çelebi ile Mîr Hüseyin Nîşâbûrî’nin muamma risaleleri üzerin­de çalışmıştır. Ardından da devrinde faz­la revaç bulmamış olan bu sanatı ilerle­terek muammanın Önem kazanmasını ve kendisinden sonra da devam ettiril­mesini sağlamıştır. Tezkirelerde Emrî’­nin birçok İranlı’yı muammada geçmiş olduğu belirtilir. Sonraki dönemlerde mu­amma konusunda yazılan risalelerde ve­rilen örnekler genellikle Emrî’den seçil­miştir. Ancak Âlî, Emrî’nin ikbale ulaşa­mamasını açıklarken buna, “bî-meâl ve bî-netîce” olarak nitelendirdiği muam­ma ile fazlaca uğraşmasının sebep oldu­ğunu söyler.

Emrî’nin kaynaklarda üzerinde duru­lan diğer bir yönü de tarih düşürmede­ki ustalığıdır. Tezkireler, onun bu husus­taki maharetinin benzersiz olduğunu ve bu alanda yenilik getirdiğini kaydeder­ler. Nitekim tarih düşürmede tarh usu­lü Emrî ile başlamıştır.

Emrî’nin bugüne ulaşan eserleri di­vanı ile muammalarıdır. Divanı ölümün­den sonra tertip edilmiştir. Türkiye’de ve Türkiye dışında birçok nüshası bulu­nan divanının tenkitli neşrini hazırlayan Yekta Saraç iki kaside, 581 gazel, iki tahmis, birer müstezad, murab­ba, muhammes, müsemmen ve 53O’dan fazla mukattaını tesbit etmiştir. Bazı di­van nüshalarında kısmen mevcut olan muammaları müstakil bir şekilde de top­lanmış olup sayıları 650’den fazladır. Şa­irin muammaları Yekta Saraç tarafın­dan derlenerek baskıya hazırlanmıştır. Tarih düşürmedeki ustalığından bahse­dilmekle beraber tesbit edilebilen tarih­lerinin sayısı azdır.

Bursalı Mehmed Tâhir, Emrî’nin man­zum ve matbu bir Pend-i Attâr Tercümesi’nin olduğunu söylerse de S. Nüzhet Ergun bu eserin Emrî’ye ait olmadı­ğını göstermiştir. Riyâzrnin, Emrî’nin bir aşk mesnevisi yazdığı şeklindeki ifade­sini diğer kaynaklarda ve kendi eserin­de işaret yoluyla da olsa doğrulayan bir hususa rastlanmamaktadır.

Devrinin kaynaklarında Emrî’ye gös­terilen ilgi daha sonraki dönemlerde ya­zılan eserlerde devam etmez. Bunun se­bebi, Emrî’nin zarif ve güzel birçok ga­zeli bulunmasına rağmen daha ziyade muamma ve tarih düşürmedeki ustalığı ile tanınmış olmasına bağlanabilir. Bir nevi edebî moda sayılabilecek olan bu hususların sonraki dönemlerde kısmen itibardan düşmesi Emrî’nin de önemini kaybetmesine yol açmıştır.

TDV İslam Ansiklopedisi