Emmanuel Levinas – Martin Heidegger ve Ontoloji

Emmanuel Levinas – Martin Heidegger ve Ontoloji

Heidegger’in düşünce sisteminin merkezine ulaşmak için atılacak ilk adım, genellikle aşina olduğumuz bir probleme değinmektedir aslında.
Bu da, bilgi problemidir.
Bizi Heidegger’in düşüncesinin eşiğine taşıyacak olan daha derin bir javrayıştır.

Düşüncenin, nesnelere doğru uzanırken, kendinden çıkmadığını, çünkü zaten nesnelerin –idealar ve düşünce içerikleri olarak- bir anlamda onda içerildiklerini söylememiz de mümkün.

Özne kendi nesnesini kendisi tesis edecekti. İdealizm aslında hem KartezyenCogito’nun hem de bu yeni özne kavrayışının teşviki sayesinde gelişen bilgi kuramlarının doğurduğu sonuçlardan biridir.

Töz, olanın ta kendisidir.

Hem Yeni Kantçılara hem de Leibniz’e göre zaman, öznenin o incelikli doğasına yabancı, müphem bir algıdır; Kant’a göre, özneden hakiki öznelliğini gizleyen fenomenal bir form, Hegel içinse, Tinin asli olarak ayrı olduğu ama kendini içine sokulmuş bulduğu bir şeydir.

Zaman br anlamda varlığın varoluşunun vuku bulduğu boyuttur. Varolmak “zamansal” olmaktır.

O halde zaman kavramı ontolojidir. Fakat özgül anlamıyla ontolojidir.

Hegel sorar; Tin zamanın içine nasıl düşer? Ve Heidegger cevaplar; Tin zamanın içine düşüyor değildir. Aksine fiili varoluş, düşkün olduğu için asli ve sahih zamansallıktan gelip oraya düşmektedir.

Olan, yani varolan, tüm nesneleri ve belli bir anlamda tüm kişileri hatta Tanrı’yı bile kapsıyordu. Varolanın varlığı ise, tüm bu nesnelerin ve bu kişilerin olması olgusuydu.

Varolanın varlığı, yani en genel anlamda varlık, mutlak bir varlık ya da Tanrı olarak kavranmıştı hep.

Heidegger’in özgünlüğü ise, sla feragat edilmeyen bir nitelikte bu ayrımı korumaya çalışmasından ibaretti. Varolanın varlığı ontolojinin ‘nesnesi’yken, varolanlar ontik bilimlerin araştırma konusuydu.

Heidegger’e göre varolanı inceleyen bilim ontikti ve bunun, varolanın varlığını inceleyen ontolojik bilimlerden ayrı tutulması zorunluydu.

Heidegger ise varlığın anlamı sorusunun çözümsüzlüğüne itiraz ediyor ve bu çözümsüzlükte aslında felsefenin en temel problemini –bu da en katı anlamıyla ontolojiydi- görüyordu.

İnsan, varlığı anlayabildiği için ontolojik sorgulamanın tam ortasında yer alır.

Heidegger’in tüm eserleri, zamanın, insan varoluşunun -veya varlığı anlamanın benzer bir başka edimin- içinde konumladığı bir çerçeve olmadığını fakat sahih biçimiyle zamanın husule getirilişinin aslında bizatihi varlığı anlamak olduğunu göstermeye hizmet eder. Hakikaten de meydana çıkan şey, anlamanın ta kendisidir.

Varlığın anlaşılması, insanın özsel bir niteliğinden ziyade, onun varolma kipinin ta kendisidir. Özünü değil de varoluşunu belirleyen şeydir.

İnsanın özü aynı zamanda onun varoluşudur.

Heidegger’in ortaya koyduğu varlık problemi bizi insana getirir; çünkü insan, varlığı anlayan bir varolandır. Fakat öte yandan, varlığın bu şekilde anlaşılması bizatihi varlıktır – bir nitelik değil, insanın varoluş modudur.

Bu durumda, bizi doğrudan varlığın anlamına yöneltecek olan varlığı anlama (çabası) çalışması tam da bu yüzden insanın varoluş kipini incelemektir. Ontoloji için bir ön hazırlık değil, halihazırda ontolojidir. İnsan varoluşu hakkındaki bu çalışmaya Heidegger “Dasein analitiği” adını verir. Dasein analitiği, eksistensiyel bir biçimde ve insan üzerinde çeşitli felsefi, psikolojik, dinsel ve edebi çalışmayla başlar.

Varlık, tam olarak Dasein’a ifşa olan şeydir…

Varlığı anlamak, kişinin kendi varoluşuyla pür dikkat ilgilendiği bir biçimde varolmaktır. Anlamak ilgi göstermektir.

Dünya içinde varolmak, dünyanın ta kendisini anlamaktır.

Dasein’ın varoluşu kendisini göz önünde bulundurarak varolmaktan ibarettir.

Dünya, Dasein’ın kendi varoluşuyla ilgilendiği bu “kendini-göz-önünde-bulundurma” yapısından başka bir şey değildir ve el altında olanla karşılaşma da bu sayede meydana gelir.

Dasein için varlık, varlığın anlaşılmasıdır. Varlığı anlamak ise, “bizzat varoluşun asıl mesele olduğu” bir biçimde varolmaktır.

Varoluşu boyunca ve onun sayesinde kendi imkânlarını anlayan Dasein, aynı zamanda dünyada gereçler keşfeden Dasein’ın özanlayışının ta kendisidir.

O halde felsefe yapmak, Dasein’ın varoluşunun çok temel bir kipidir. Fakat bu haliyle felsefe sonlu bir imkândır.

Heidegger, Dasein’ın temel varlık biçimlerini ‘eksistensiyaller’ olarak adlandırır. Terk edilmişlik, anlama, imkân, dünya-içinde-varolmak, uzamda olmak, düşüş vs; bunlar kategori değildir, eksistensiyallerdir.
Heidegger’in başarısı, öznenin öznelliğini bu eksistensiyaller açısından yakalamaya ve ontoloji problemiyle ilgilenirken bu eksistensiyalleri fark edemeyen Antik Yunan felsefesinin ötesine geçmeye çalışmasında yatar.

Heidegger, Dasein’ın modalitelerini basit yüklemler olarak değil de, varoluş modları olarak kavrayabildiği için insan varoluşunu ontolojik olarak kavrayabilmeyi başardı.

Herşey, varolanların değil varoluşun birliğini aramamız gerektiği gerçeğine bağlanır.

Her şeyin tam kalbinde zamanın yattığını görürüz.

Cogito: Heidegger: Varlığın Çobanı
Sayı 64, Güz 2010 (s. 19-49)