Emir Şekip Arslan Bey Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

32

Şekîb b. Hammûd b. Hasen el-Arslânî (1869-1946) Lübnanlı âlim, fikir ve siyaset adamı.

Beyrut yakınında bulunan Şûf kazası­na bağlı Şüveyfât nahiyesinde doğdu. Şûf un, XVIII. yüzyılın sonlarından itiba­ren “emir” unvanını alan, Hîre’de hüküm süren Lahmî krallarından Münzir b. Mâ-üssemâ’ın soyundan geldiği söylenen nüfuzlu Dürzî ailelerinden birine men­suptur. Ancak Emîr Şekîb, ailesinin Sün­nîliği benimsediğini ileri sürmektedir. Ni­tekim hem kendisi hem kardeşleri Sün­nî eğitimi görmüş ve Sünnî olarak yaşa­mışlardır. Şekîb Arslan altı yaşından iti­baren bir süre Şûf’taki bir Amerikan okuluna devam etti. 1879’da, Beyrut’ta­ki en gelişmiş Mârûnî okulu olan Medresetü dâri’l-hikme’ye girdi. Özellikle Arap edebiyatı ve tarihi alanında çok iyi yetişti; ayrıca Fransızca öğrendi. 1886 yılında Beyrut’ta Medresetü’s-sultâniy-ye’ye geçti. Burada diğer ilimlerin yanı sıra, o yıllarda Beyrut’ta sürgünde bu­lunan ve Medresetü’s-sultâniyye’de öğ­retmenlik yapan Mısırlı âlim Muhammed Abduh’tan fıkıh ve akaid dersleri aldı. Türkçe’yi de burada öğrendi. Ayrıca Abduh’un okul dışında yaptığı sohbet top­lantılarına katıldı. 1887de Şûfa dönen Şekîb Arslan, aynı yıl babasının ölümüyle boşalan Şüveyfât nahiye müdürlüğüne tayin edildi. 1890’da bu görevinden ay­rılarak gittiği Mısır’da Muhammed Ab-duh’un etrafında oluşan ve fikirlerini ya­yan gruba dahil oldu; Mısır’ın önde ge­len fikir ve kalem erbabı ile tanıştı. Bu arada Kahire’de yayımlanan el-Ehrâm gazetesinde çeşitli yazılar yazdı. 1890 yı­lı sonlarında İstanbul’a gitti; devrin Önde gelen devlet adamlarından Hasan Feh­mi ve Maarif Nâzın Münif Mehmed pa­şalarla yakınlık kurdu. 1892’de kısa bir süre Paris’te kaldı ve orada Mısırlı meş­hur şair Ahmed Şevki ile görüştü. Aynı yıl İstanbul’a dönen Şekîb Arslan, o gün­lerde İstanbul’da bulunan Cemâleddîn-i Efgânî ile tanıştı ve sohbetlerine katıldı. 1892 sonlarında Lübnan’a döndü. 1902′-de üç ay kadar Şûf kazası kaymakamlı­ğı yaptı, daha sonra istifa etmek zorunda kaldı. Fakat 1908’de Jön Türkler’in yönetime gelmesiyle tekrar Şûf kayma­kamlığına tayin edildi ve üç yıl bu gö­revde kaldı.

1911 sonlarında İtalyanlar’ın Trablusgarp’ı (Libya) işgalleri üzerine gizlice Lib­ya’ya gitti ve Enver Paşa kumandasın­daki Osmanlı ordusuna katıldı. Aynı yılın sonlarında İstanbul’a dönen Emîr Şekîb Kızılay heyetleri müfettişliğine seçildi. 1914’te Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanfnda Havran temsilcisi olarak görev aidi; I. Dünya Savaşı’nın ilk iki yılını Suriye’de ge­çirdi. Burada bir taraftan ayrılıkçı Arap-lar’r kazanmaya çalışırken diğer taraf­tan güney cephesinde ordu kumandanı olarak görev yapan Cemal Paşa’ya halk­la ilişkilerinde yardımcı oluyordu. 1916 sonlarında İstanbul’a döndü ve 1917 ortalarına kadar Harbiye Nâzın Enver Paşa ile birlikte çalıştı. Aynı yılın sonun­da özel bir görevle Almanya’ya gönde­rilen Şekîb Arslan uzun süre Avrupa’da kaldı.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışından önce Emîr Sekîb, devleti parçalamaya yönelik en büyük tehlikenin Batı’dan geleceği­ni, bunu önlemek için Osmanlı hilâfeti etrafında bir İslâm dayanışması oluştur­mak gerektiğini, Türkler ve Araplar’ın bu dayanışmanın vazgeçilmez unsurları olduğunu, bunun da hilâfetin güçlendi­rilmesi ve İslâm mirasının geliştirilme­siyle gerçekleşebileceğini ileri sürmüş; adem-İ merkeziyetçiliği ve aynlıkçılığı sa­vunan Türkler’in ve Araplar’ın yanıldık­larını, güç dağılımının imparatorluğun kısa zamanda parçalanıp Avrupa’ya yem olmasına sebep teşkil edeceğini, bundan dolayı merkezî otoritenin güçlendirilme­si gerektiğini söylemiştir. Bunun için hem II. Abdülhamid’in yönetimini, hem de Jön Türkler’in bilhassa Arap İleri gelenlerin­ce tenkit edilen sertlik yanlısı politika-lanni tasvip etmiştir. Onu diğer Arap aydınlarından ayıran en önemli özellik, İs­lâm dayanışması adına Osmanlı hilâfeti ve hükümetini kayıtsız şartsız destekle­miş olmasıdır.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızlar’ın Suriye ve Lübnan’ı, İngilizler’in Filistin’i iş­gal etmeleri üzerine emperyalizme kar­şı sert bir tavır takındığı için bölgeye gi­rişi yasaklanan Emîr Şekîb Avrupa’da ikamete mecbur edildi. Bunun üzerine mücadelesini Avrupa’nın değişik şehir­lerinde sürdürdü/ 1920’de Berlin’de Şark Kulübü başkanlığına seçildi; 1921’de yi­ne Berlin’de Milletler Cemiyeti’nde Arap-lar’ın haklarını korumayı amaçlayan Su­riye- Filistin heyetinde yer aldı. Üç yıl son­ra Almanya’daki müslümanların işleriy­le ilgilenmek üzere Berlin’de Hey’etü şe-âiri’l-İslâmiyye adıyla bir dernek kurdu.

1925-1926 yıllarında Suriye’de mey­dana gelen ayaklanmalar, esasen Arap-lar’ı temsil etmeye çalışan Emîr Şekîb Arslan’ın liderliğinin belirgin hale gel­mesine vesile oldu. 1926’da Suriye Man­da Komisyonu başkanı Markiz Diyoddi ile görüşmek üzere bir heyetin başında Roma’ya. 1927’de hemşehrilerinin dave­ti üzerine Detroifte toplanan kongreye başkanlık etmek üzere Amerika’ya git­ti. Aynı yılın sonlarında Rusya’yı ziyaret ederek bu ülkedeki müslümanların me­seleleriyle ilgilendi, İslâmî konularda kon­feranslar verdi. 1929’da hacca giden Şe­kîb Arslan bu sırada Kral Abdülazîz ile görüştü. 1930’da İspanya’yı ziyaret et­ti. Aynı yıl Cenevre’de La Nation arabe dergisini yayımlamaya başladı. 1934’te Mekke’de düzenlenen İslâm Konferan-sı’na katıldı. 1937’de Fransa’nın yasağı kaldırması üzerine Suriye’ye dönen Emîr Şekîb Arslan büyük bir törenle karşılan­dı. Suriye hükümeti onu Mecmau’l-ilmî1-ye başkan tayin etti. Fakat Fransa, Su­riye ile 1936’da yaptığı anlaşmayı bo­zarak Emîr Şekîb’in sınır dışı edilmesi­ni istedi; bu yüzden görevine başlama­dan Cenevre’ye dönmek zorunda kaldı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Suriye ve Lübnan’ın istiklâle kavuşması üzerine 1946 Ekiminde Lübnan’a döndü ve 9 Ara­lık 1946’da burada vefat etti.

Arapça yanında Farsça, Türkçe, Fran­sızca, İngilizce ve orta derecede Alman­ca bilen Emîr Şekîb Arslan, 1935’te Hâ-şim el-AttassFye yazdığı bir mektupta 1781 özel mektup, 176 makale ve 1100 sayfa hacminde çeşitli kitaplar yazdığı­nı ifade ediyordu. Çabuk ve kolay yazar, yazılarında müsvedde kullanmazdı. Telif etmekte olduğu eserin bir kısmı dizi­lirken diğer kısmının yazımına devam ederdi. Bunun için kendisine “emîrü’l-beyân” lakabı verilmişti. Okuduğunu bir daha unutmayacak kadar güçlü bir ha­fızaya sahipti.

İslâm birliği düşüncesinde Cemâled­dîn-i Efgânî ve Ahmed Fâris eş-Şidyâk. dinî anlayışta ıslah (reform) düşüncesin­de Muhammed Abduh, dinî ilimlere me­rakında Tâhir el-Cezâirî, geniş kültür konusunda Amerikalı doktor Kornelyus Fendik, edebî üslûbunda İbnü’l-Mukaf-fa’, Câhiz, Bedîüzzamanel-Hemedânîve Ebû İshak es-Sâbî, tarih anlayışında da İbn Haldun’un etkisinde kalmıştır.

Arap dünyasının istiklâline kavuşması için çok büyük gayretler sarfeden Emîr Şekîb bu hususla ilgili hemen her top­lantıya katılmış ve Araplar’m meselele­rini milletlerarası platformda savunmuş­tur. Emîr Şekîb, İslâm ve Arap âleminin parçalanmasında İngiltere ve Fransa’yı suçlu görüyor, her fırsatta bu iki devle­tin İslâm dünyasına verdiği zararlara dik­kat çekiyordu. Aralannda çeşitli anlaş­mazlıklar bulunsa bile İslâmiyet’e karşı düşmanlık konusunda kolaylıkla anlaşıp bir araya gelebileceklerini söylüyordu.

Çok güçlü bir tahlil kabiliyetine ve sez­giye sahip olan Emîr Şekîb Arslan’ın si­yasî konularla ilgili tahminleri büyük öl­çüde gerçekleşmiştir. Meselâ İngiltere’­nin vaadlerine kapılarak Osmanlılar’dan ayrılmak isteyen Arap aydınlarına İngi­lizlerin sözlerini tutmayacaklarını, Filis­tin’de bir yahudi devleti kurdurmak için Arap topraklarını parçalayacaklannı söy­lemiş, aynı şekilde İngilizler’le anlaşan Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in pişman ola­cağını, zira onlar tarafından azledilerek sürgüne gönderileceğini ifade etmiştir. Mısır’da çıkan eş-Şa’b gazetesinde 12 Mart 1913’te yayımlanan “Nâru Uvrub-bâ min şerâreti’l-Balkan” başlıklı yazı­sında I. Dünya Savaşı’nın Balkanlar’dan çıkacağını haber vermiştir. Emîr Şekîb kendisi daha hayatta iken İslâm dünya­sınca takdir edilmiştir. Nitekim 1935’te Hindistan’da İslâm dünyasının ileri ge­len ilim, siyaset ve edebiyat adamları­nın katıldığı bir toplantıda, “Bugün İs­lâm dünyasının en büyük siması kim­dir?” sorusuna verilen cevaplarla seçi­len on üç isim arasından en fazla oyu Emîr Şekîb Arslan almıştır.