Elias Canetti – Ölüm Üzerine

47

Elias Canetti – Ölüm Üzerine

l5 Şubat l942

…insanın ölüme karşı savunulması üzerine düşüncelerimi
toparlamak istiyorum.

Sen oynayıp duruyorsun, babansa öldü!

Babam öldüğünde yedi yaşındaydım, o ise otuz birinde bile
değildi.

“Kültür,” onu destekleyenlerin kibirlerinden oluşmuştur. O,
ölümden uzaklaştıran tehlikeli bir aşk iksiridir. Kültürün en saf ifadesi, alet,
ziynet, yiyecek, resim, heykeller, dualar, her şeyin boş yere etrafta durduğu
ve ölünün hayatta olmadığı bir Mısır mezarıdır. (s. 20)

Tanrıların ölmesi, ölümü daha arsız yapar.

Çevremde gittikçe daha az insan bulundurmalıyım ki, kayıplarıyla
acı çekmeyeyim.

En iyi nedenlerle de olsa ölümün acıların tümünü artırdığını
bildiği sürece kim kalkıp da ölümü düşünmeye cesaret edebilir? (s. 29)

Öleceğimizi bildiğimiz için kötü olmak zorundayız. Ne zaman öleceğimizi
bilsek daha da kötü olurduk. (s. 31)

Değerini ve beklentilerini hep hissettiğimiz bir hayattan
yüz çevirmek imkânsız olmaktadır. Ama değeri ve beklentisi bizimkilerden daha
az olmayan öteki yaratıkların ölümünden yararlanarak yaşamak da imkânsızdır. (s.
37)

Bir ölünün geri gelmesi için tüm yaşayanları feda etme ye
hazırdır. Ama işte ancak o zaman anlar ölümün onu tümüyle yok ettiğini ve hiç
doğmamış olmanın daha iyi olduğunu. (s. 42)

Schopenhauer’ı üç şeyle baştan çıkarmıştır ölüm: Babasının
emeklilik maaşıyla, annesine olan nefretiyle ve Hintlilerin felsefesiyle. Profesör
olmadığı için kendisinin baştan çıkarılmasının imkânsız olduğuna inanır. Kabul
etmez ki en ağır suç, en düzeltilmesi imkânsız rüşvet, ölüm aracılığıyla
olandır.

Bu konuda yararlı bir muhalif değildir. Kendisine karşı söylenecek
şeylerin daha iyisi Hintlilere karşı söylenebilir. (s. 53)

Daha çok sevmek mümkün olsa? Bir ölüyü daha çok sevgiyle hayata
döndürmek? Şimdiye kadar hiç kimse yeterince sevmedi mi?

Solon, oğlunun ölümüne ağlarken biri ona “Bununla eline bir
şey geçmez” dediğinde, cevabı şu olmuş: “Asıl buna, elime bir şey geçmeyeceğine
ağlıyorum.” (s. 54)

Eşsiz olmak kadar korkunç hiçbir şey ·yoktur; ah şu hayatta
kalanlar, hepsi nasıl da aldanıyorlar! (s. 58)

Benim meselem onun imkânsız olan yok edilişi değil. Benim
meselem ölümün uzaklaştırılarak cezalandırılması. (s. 60)

Ölümün ne olduğunu açıkça anlamadığım sürece yaşamamışım demektir.
(s. 61)

Dr. Haşiya’nın Hiroşima
Güncesi

Hiroşima’nın erimiş insan yüzleri, körlerin susuzluğu.

Doktor Mişihiko Haşiya’nın Güncesi, Atom bombasının atıldığı
6 Ağustos’tan 30 Eylül 1945 tarihine dek, Hiroşima’nın 56 gününü kapsıyor.

Japon edebiyatının bir eseri gibi yazılmış: Titizlik,
incelik ve sorumluluk onun özellikleri. (s. 69)

Hiroşima tam anlamıyla insanlar tarafından planlanıp
uygulanmış bir yok etme örneğidir. “Doğa”nın bir rolü yoktur burada. (s. 71)

O, ölülere saygısını asla kaybetmez ve bu saygının başkalarında
kayboluşuna karşı dehşet duyar. (s. 73)

Bombanın atılışından on gün sonra gelen teslimiyet haberinin
etkisi bir o kadar ağır olmuştur. (s. 74)

Nietzsche’ye onu bekleyen ölümsüzlükten dolayı acıyorum.

Ölümü geciktiren bir gülümseme… (s. 80)

Ölüm olduğu sürece alçakgönüllülük imkânsızdır. (s. 83)

Dil oyunlarında ölüm yok olur. (s. 95)

Zamana ayak uydurmaktan daha korkunç ne olabilir? Daha öldürücü
nedir?

Adını unuttuğu dostu için yaş döktü. (s. 101)

Ölümsüzlükleri için en çok dert edinenler, iktidar sahipleri.
O zaman insana, kendisi için istediklerinden dolayı utanmak kalıyor. (s. 111)

Artık şikâyet etmemek için ölüyor. (s. 112)

Hayatta kalan kimse kendinden sorumlu olduğu gibi
ötekilerden de sorumlu olur. (s. 120)

Über den Tod

Türkçeleştiren: Gürsel Aytaç

Payel Yayınları

Haziran 2007