Elbis­tan Nerededir, Tarihi, Eserleri/Yerleri, Hakkında Bilgi

60

Elbis­tan. Kahramanmaraş iline bağlı ilçe merkezi.

Denizden 1150 m. yükseklikte, eski yerleşim yeri olan Kara Elbistan’a 5 km. kadar uzaklıkta kurulmuş olup etrafı yüKsek dağlarla çevrili geniş bir ovada yer almaktadır. Tarih boyunca çeşitli olaylara sahne olan ve önemli bir yerleş­me merkezi özelliği kazanan Elbistan Ermeni, Süryâni ve Arap kaynaklarında birbirine benzer isimlerle zikredilmiştir. Merkezi Arabissos (Arabsus-Efsûs) olan şehrin adı Bizans kaynaklarında Plasta, Ablastha; Ermenice kaynaklarda Ablasta. Ablastayn; Arapça kaynaklarda Ablestin. AbDlüsteyn, Ablüsteyn; Farsça kaynak­larda ise Ablistin olarak kaydedilmekte­dir. XVI. yüzyılda Osmanlı hâkimiyetine girmesinin ardından bugünkü söylenişine uygun şeklini almıştır. Halk arasında adı Albistan biçiminde de söylenmiştir.

Elbistan bölgesinin tarihi eski çağlara kadar uzanır. Burada Hititler ile Kom-magenler devirlerine ait Til, Kara Elbis­tan, Ozan, Kara Öyük, Çavlı Han, Tel Af­şin, Mehre, Hunu ve Efsûs gibi yerleş­me merkezleriyle tarihî kalıntıların ve höyüklerin bulunması, kaza merkezinin kuzeyindeki İkizin mağarasında Üst Paleolitik ve Neolitik çağlara ait kalıntıla­rın ortaya çıkarılması yerleşmenin çok eski devirlere indiğini gösterir. Persler zamanında Kappadokia Büyük Satraplığı içinde yer alan yöre İslâm-Bizans sı­nır bölgesini oluşturduğundan Ortaçağ’-da sık sık istilâlara ve savaş dolayısıyla tahribata uğradı. Bu dönemlerde Cey­han adıyla anılan bölge Sugürüşşâm’a dahil olup Bizans ile mücadele eden Ab­basî ordularının merkez üssü haline gel­di. Ovanın etrafının yüksek dağlarla çev­rilmiş olması stratejik Önemini arttırdı­ğı gibi bu özelliği sebebiyle VII. yüzyılın ortalarından X. yüzyılın sonlarına kadar Anadolu’ya yapılan askerî harekât ve akınlardan oldukça etkilendi. Elbistan 951 yılında Hamdânî Emîri Seyfüddev-le tarafından tahrip edildi. Efsûs (Afşin), Elbistan bölgesinde Ashâb-ı Kehf kıs­sasının geçtiği yer olarak kabul edildiği için müslümanlar tarafından bir ziyaret-gâh haline getirildi. Meşhur tarihçi İbnü’l-Adîm de Halep Eyyûbî melikinin el­çisi sıfatıyla, 1237 ve 1238 yıllarında iki defa Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyâ-seddin Keyhusrev’e gönderildiğinde El­bistan’a uğramış ve Efsûs’ta Ashâb-ı Kehf’in bulunduğu yeri ziyaret etmiştir. XI. yüzyılda başlayan Türk akınların­dan sonra giderek bölgedeki Hunu şehri Ön plana çıktı. 1071 Malazgirt Savaşı’n-da Bizans İmparatoru Romanos Dioge-nes’in esir alınmasını fırsat bilen Phila-retos, 1073’te Hunu şehrinde Ermeni rahiplerini toplayarak bir katolikos seç­tirmiş ve bu şehri katolikosluk merkezi yapmıştı. Birçok defa Türkmen gazileri­nin akınlarına hedef olan Ceyhan (Elbis­tan) bölgesi. 1085te Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın emirlerinden Buldacı tarafından fethedildi. Bu dönem­de Bizans uçlarındaki önemli şehirlerden biri olan Elbistan 1097 yılında Haçlılar’ın eline geçti ve yönetimi Pierre d’Aulps adlı bir şövalyeye verildi. 1103 yılına ka­dar birkaç defa el değiştiren bölge bu tarihten itibaren tekrar Haçlılar’ın hâki­miyetine girdi. Sultan I. Kılıcarslan 1105′-te burayı yeniden fethederek vezir Ziyâ-eddin Muhammed’e iktâ etti. I. Kılıcars-lan’ın ölümünden (1107) sonra meydana gelen karışıklıklardan faydalanan Antak­ya Prensi Tancred Elbistan’ı zaptettiy-se de bölge, Malatya Meliki Tuğrul Arslan’ın atabeği olan İlarslan tarafından 1111 ‘de geri alındı. 1114 yılında büyük bir deprem sonucunda harap olan El­bistan, 1124’te Dânişmendli Emîr Gazi’nin (Melik Gazi) Malatya yöresini zap-tetmesiyle onların idaresi altına girdi. Dânişmendü emirlerinin mücadelesine de sahne olan şehir ve yöresi Sultan 1. Mesud zamanında Anadolu Selçuklula-rı’nın eline geçti (1144). Mesud buranın idaresini oğlu II. Kılıcarslan’a verdi. I. Mesud’un ölümünden sonra Dânişmend-liler’in Sivas meliki Yağıbasan 1 iSO’­da Elbistan ve yöresini zaptedince II. Kı­lıcarslan Yağıbasan’ın üzerine yürüdü. Ancak muharebe olmadı ve yapılan an­laşma sonunda bölgenin yönetimi Ya­ğıbasan’a bırakıldı. Dânişmendliler arasındaki mücadele sonucu yöreye II. Kılıcarslan yeniden hâkim oldu ve buraya oğlu Tuğrul Şah’ı tayin etti. Tuğrul Şah, Anadolu’da birliği yeniden kuran kar­deşi II. Süleyman Şah’a tâbi oldu. Süley­man Şah Gürcistan seferi sırasında Er­zurum’u Saltuklular’dan alıp maiyetin­de bulunan Tuğrul Şah’a verdi ve bu­na karşılık Elbistan’ı doğrudan merkeze bağlı bir vilâyet haline getirdi (1202). Bu tarihten itibaren Elbistan Konya’dan ta­yin ve azledilen valiler tarafından idare edildi. Bunların en önemlileri arasında Emîr Yûsuf, Emîr İlyas, Emîr Mübârizüd-din Çavlı zikredilebilir. Bu bölgelerde bu­gün onların adlarıyla anılan mezraa ve köyler bulunmaktadır. Özellikle Çavlı bu­ranın imarında önemli hizmetlerde bu­lunmuştur. Elbistan Ulucamii’nin onun tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Ancak caminin II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında (1237-1246) onun emriyle in­şa ettirildiği ve kitabede hem sultanın hem de bu emîrin adının geçtiği bilin­mektedir. Çavlı, Hurman yolu üzerinde bir han tesis etmiş, fakat zamanla ha­rap olan hanın yerinde Cavlıhanı adlı bir köy kurulmuştur.

İbn Bîbî. l.Alâeddin Keykubad’ın 1228’de Mengücükler’in Erzincan kolunu or­tadan kaldırdığını ve bu hanedandan Şar-kîkarahisar Hâkimi Melik Muzafferüddin’e Kırşehir’i iktâ olarak, diğer bazı yer­lerle birlikte Efsûs kasabasını da mülk olarak verdiğini kaydeder. II. İzzeddin Keykâvus’u mağlûp ederek IV. Kılıcarslan’ı Selçuklu tahtına çıkaran İlhanlı kumandanı Baycu Noyan, II. İzzeddin Keykâvus tarafta­rı olan emîrleri cezalandırıp Elbistan’a girmiş, pek çok kişiyi öldürmüş, kadın ve çocukları esir almıştır 1277 yılına kadar çeşitli valiler ta­rafından idare edilen Elbistan, XIII-XIV. yüzyıllarda orta büyüklükte meşhur bir şehir olarak tanıtılır. Gerek Er­meniler gerekse Suriye’deki Haçlılar’a ve diğer unsurlara karşı Anadolu’nun mü­him bir müdafaa hattı olması sebebiyle Selçuklular döneminde önemli uç vilâ­yetleri arasında yer almıştır. Memlûk Sultanı Baybars Anadolu (Kayseri) seferi sı­rasında İlhanlı Hükümdarı Abaka Han’ın ordusunu Elbistan yakınlarında bozgu­na uğratmıştır. Bazı kaynaklara göre bu savaş Hunu’da cereyan etmiştir.

Anadolu’daki Moğol hâkimiyeti sırasın­da Elbistan hakkında fazla bilgiye rast­lanmamaktadır. Bu dönemlerde Türk­men boy ve oymaklarının yaylağı olan bölgede Moğollar pek etkili olamadılar. İlhanlı idaresinin sarsılması sonucu 1337 yılında Taraklı oymağının reisi Halil Bey yöreyi ele geçirdi; fakat bir yıl sonra bu­rayı Dulkadıroğlu Karaca Bey’e terket-mek zorunda kaldı. Böylece Elbistan, 1338 yılından itibaren yeni kurulan Dul­kadıroğlu Beyliği’nin merkezi oldu. Şe­hir 1381’de Memlükler’in eline geçtiyse de 1384’te yine Dulkadıroğlu Halil Bey tarafından geri alındı. Aynı yıl MemlüK ordusunun Elbistan’ı yeniden zaptetme teşebbüsleri başarısızlığa uğratıldı.

Elbistan’a yönelik ilk Osmanlı harekâ­tı 1399 yılında Yıldırım Bayezid tarafın­dan gerçekleştirildi; ancak bölge Osman­lı topraklarına katılmayarak Dulkadıroğ-lu Nâsırüddin Mehmed’e bırakıldı. Bun­dan bir yıl sonra Timur Elbistan ve yöre­sini tahrip etti. Harap olan Elbistan Nâ­sırüddin Mehmed tarafından imar edil­meye çalışıldıysa da az sonra yeni bir tahribata daha uğradı. 1435’te Halep Valisi Tanrıbirmiş ordusuyla Elbistan’a yürüdü ve şehri yağmaladı. Bunun ar­dından 1436’da yine yağma ve tahribe mâruz kaldı.

1465’te Dulkadırlı Hükümdarı Arslan Bey’in, Mısır Sultanı Hoşkadem’İn gön­derdiği bir fedai tarafından öldürülme­sine şahit olan Elbistan, 1471’de Şehsüvar Bey’in Mısır ordusuna mağlûp olma­sından sonra da Emîr Yeşbeg ve kuvvet­leri tarafından yağmalandı. Bu tarihten itibaren bölge Osmanlılar’la Memlükler arasındaki nüfuz mücadelesine sahne oldu. Dulkadıroğlu Alâüddevle’nin beyli­ğin başına geçmesinden sonra imar ve İnşa faaliyetleri gerçekleştirildi. Alâüd-devle Bey Elbistan’da iki cami ve med­rese yaptırarak âlim ve şeyhleri himayesi altına aldı. Böylece özellikle 1490-1505 yılları arasında Elbistan’da gözle görülür bir canlanma meydana gelmiş­se de 1505’te Şah İsmail’in saldırılan so­nucu tahrip edilmiş, şehir merkezinde bulunan ve Dulkadırlı sarayını oluşturan kale tamamen yıkılmıştır. Bu tahribat şehrin eski önemini yitirmesiyle sonuç­landı; Dulkadırlılar’ın merkezi Maraş’a taşındı. Alâüddevle Bey’in öldürülmesin­den sonra yerine geçen Ali Bey, merke­zi tekrar Elbistan’a nakledip birtakım imar faaliyetlerinde bulunduysa da hâki­miyeti kısa sürdü. 1521 yılında Ali Bey’in ortadan kaldırılması ve Dulkadıroğlu Beyliği’ne son verilmesiyle Elbistan doğru­dan Osmanlı idaresine bağlandı.

Elbistan, Osmanlı idaresi altında bir kaza merkezi olarak Halep beylerbeyili-ğine tâbi bulunuyordu. Daha sonra Dul-kadır beylerbeyiliğine bağlandı. 1540 yı­lındaki sayımda[5] kazaya bağlı nahiye sayısı sekizdi. Hısnımansûr’un Maraş’a bağlanma­sı ile nahiye sayısı yediye indi. Doğrudan Elbistan’a bağlı köy sayısı yirmi dört, mezraa sayısı ise on kadardı. 1563 yılın­daki sayımda kazaya bağlı on sekiz köy, on beş mezraa tesbit edilmiştir.

XVI. yüzyılda kasabanın on mahallesi bulunuyordu. Bunlar Zâviye-i Ümmet Ba­ba (Hatip), Cami (Alâüddevle), Bâb-ı Derb, Kaplanlı, Boyacı (Ekmekçizâde), Oğranca Kapı (Tabakhane), Çerçioğlu, Kızılca, Hacı İbrahim (Hacı Hasan) ve Mahalle-i Cedîd’-dir (Şehreküstü). Son mahalle yeni kurul­muş olup 1563 yılına ait defterde yer al­maktadır. Kasabanın nüfusu 1540 yılın­da S27 hâne, 318 mücerredden ibaretti, 1560 yılında ise nü­fus 3250’ye ulaştı. Bu nüfus içinde gay­ri müslimler bulunmamaktaydı.

Osmanlı yönetimine geçmesinden son­ra kasaba sosyal ve ekonomik yönden gelişmeye başladı. 1540 yılındaki vergi geliri toplamı 86.500 akçe iken 1560 yı­lında bu rakam 106.251’e ulaştı. Sanayi işletmeleri arasında dericilik, mum. bez imalâtı, boyahane, yapağı dokumacılığı başta geliyordu. Pazar vergi gelirlerin­den kasabada canlı bir alışverişin yapıl­dığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında ta­hıl ürünlerinin de ticareti yapılıyordu. Ni­tekim bu sıralarda kasabada bir pazar yeri ve çalışır vaziyette 193 dükkân bu­lunmaktaydı. Kasabada XVI. yüzyılda üç cami, dokuz mescid, iki medrese, on za­viye, bir hamam, yirmi değirmen mev­cuttu. Kırsal kesimdeki ahalinin geçim kaynağını hayvancılık ve tahıl ürünleri oluşturuyordu. Türkmen boy ve aşiret­lerinin yoğun bir şekilde görüldüğü El­bistan’da[8] halkın çoğun­luğu konar göçerlerden teşekkül etmek­te ve kazada otuz beş yaylak, beş koru ve birçok mera ve çayır alanı bulunmak­taydı.

XVII. yüzyılda Anadolu’da görülen ka­rışıklıklar ve ayaklanmalarda Elbistan bir korunma ve sığınma yeri oldu. 1608′-de meydana gelen isyanların elebaşısı Kalenderoğlu Mehmed Paşa ile arkadaş­ları maiyetleriyle beraber Elbistan’da toplanmıştı. Göksün yaylasında Kuyucu Murad Paşa ile yaptıkları şiddetli çarpış­madan Elbistan da etkilenmişti. Yöre XIX. yüzyılın ortalarına kadar büyük yol­ların uzağında olması dolayısıyla asayiş­sizlik içinde kaldı. Bu sebeple sosyal ve ekonomik yönden pek fazla gelişemedi. XIX. yüzyılda ekonomik gücü azaldı, hat­ta XVI. yüzyıldaki seviyesinin altına in­di. Bölgenin tamamına yakın bölümün­de Türkmen aşiret ve boylarının bulun­ması, bunlar arasında meydana gelen mücadeleler bazı köy ve mezraalann tah­ribine yol açmıştı.

Elbistan, XIX. yüzyılda ya doğrudan Maraş’tan tayin edilen valiler veya onla­rın yerli eşraf arasından seçtikleri müte-sellimler tarafından idare edildi. 1847′-de mütesellim olarak tayin edilen Kara Bekirzâde Ahmed Ağa Elbistan ve yöre­sini eşkıyadan temizledi. Daha sonra mütesellimliğin kaldırılmasıyla Elbistan mü­dürlük haline getirilmiş, ardından da kay­makamlık olmuştur. XIX. yüzyılın sonla­rına doğru yöredeki Ermeni isyanları Elbistan’dan gelen gönüllüler tarafından bastırıldı. Millî Mücadele döneminde Ma-raş’ın kurtarılmasında da Elbistan gö­nüllülerinin önemli rolleri olmuştur.

XX. yüzyılın başlarına kadar değerli âlimler yetiştiren Elbistan’da bu sıralar­da rüşdiye, ibtidâî ve sıbyan mektepleri yanında gayri müslimler için de okullar, ayrıca beş medrese, bir kütüphane yer almaktaydı. Şehirde on bir cami, üç mes­cid, üç kilise, 335 dükkân, bir hamam, bir bedesten, dokuz fırın ve yedi han bu­lunmaktaydı. Kasabada boyahane, ta­bakhane de mevcut olup abâ, bez ve ki­lim dokumacılığı ön plandaydı, demirci­lik de önemli yer tutuyordu.

Cumhuriyet’in ilânından sonra Elbis­tan Maraş vilâyetine bağlı bir kaza mer­kezi oldu ve 1970’li yıllara kadar küçük bir kasaba olarak kaldı. Cumhuriyet’in ilk sayımında (1927) 6456 olan ve 1935 sayımında 6365’e düşen nüfusu 1950’de 7547, 1960’ta 10.282 olarak tesbit edil­di. 1970’ten sonra tarım ve hayvancılık sektörünün desteklenmesi ve Afşin-El­bistan Termik Santrali’nin yapılmaya baş­lanmasıyla birlikte şehir sosyal ve eko­nomik yönden gelişme gösterdi. 1984’te santralin faaliyete geçişiyle nüfusta ar­tış meydana geldi. 1985’te 48.756 olan nüfusu 1990’da 54.741’e ulaştı.

Yüzyıllar boyunca uğradığı tahribat se­bebiyle Elbistan’da pek fazla tarihî eser bulunmamaktadır. Şehirde Ulucami ile birlikte Himmet Baba Türbesi ve ilçe sı­nırları içinde harabe halinde altı kalenin kalıntılarıyla Kale köyünde bir tepe üze­rinde kurulmuş olan Kız Kalesi yer al­maktadır. İlçenin en önemli turistik yö­resi Cela içmeleridir.

Elbistan İlçesinin merkez bucağından başka Gücük adlı bir bucağı ve bunlara bağlı yetmiş köyü vardır. İlçenin 1990 sayımına göre nüfusu 112.024 idi.

Türkiye Diyanet Vakfi Islam Ansiklopedisi