Ekonomi Kurumu

 

“Ekonomi, insanın maddi ihtiyaçlarını karşılamak üzere emtianın üretimi, dağıtımı, tüketimi ve hizmet faaliyetlerinin tümü”  olarak ifade edildiğinde, “madde-insan” ilişkisine ait olay ve olguları kapsamaktadır. Böyle bir ilişkide taraflardan birisi insan olmasına rağmen iktisat biliminin konusuna girer. Halbuki defalarca tekrar ettiğimiz gibi, sosyoloji “insan-insan” ilişkisinden doğan olay ve olguları kendisine konu edinmektedir. Ancak dikkat edilecek olursa bütün ekonomik faaliyetler insan ihtiyaçlarını karşılamak için yapılmaktadır. İşte bu ihtiyaçların karşılanması esnasında emtiaya sahip olma derecesi “insan-insan” ilişkisi şeklinde ortaya çıkmakta ve ekonomik sosyal kurumlar oluşmaktadır. Açık bir ifade ile, sosyolojiyi, ekonomik faktörlerin “insan-insan” ilişkisine etki etmeleri ve bu etkileşme sonucunda meydana çıkan sosyal kurumlar ilgilendirmektedir.
Bütün toplumlar ekonomik kurumlara sahiptirler. Fakat ekonomik kurumların teşekkülü ve işleyişi kültürün ve toplumun organizasyon yoğunluğuna, mevcut kaynakların, teknoloji ve servetin dağılımına göre toplumdan topluma farklılık gösterir. Buna uygun olarak da ekonomik kalıplar arasında büyük farklılıklar doğar. Genelde karmaşık toplumlarda iptidai toplumlardan farklı olarak iş bölümünün durumuna göre ekonomik kurumların da çoğaldığını ve faklılaştığını görmekteyiz.
İptidai toplumlarda ekonomik kurumlar nisbeten basittir ve çok fazla değildir. Bu tür toplumlarda iş bölümü az gelişmiş ve özel “spesifik” ekonomik fonksiyonlar icra eden çok az sürekli organizasyonlar mevcuttu. Mesela bir avcı kültüründe bir ailenin üyeleri veya lokal grupların erkek üyeleri tarafından av yapılırdı. Şahsi ihtiyaçlar, giyim-kuşam dâhil aile üyeleri tarafından imal edilirdi. Basit bir zenginliğin var olduğu; genellikle bu zenginlik birkaç alet-edevat, gündelik kullanılan şeyler ve şahsi süs eşyalarını aşmazdı. İlkel bir teknoloji, basit bir iş bölümü ve bu nedenle de düşük bir verimlilik mevcuttu. Özellikle, farklılaşmış ekonomik gruplar ve bunlara ait fonksiyon icra eden kurumlar, mesela işçiler, memurlar, yöneticiler mevcut değildi.
Karmaşık kültürlerde bu tamamen farklıdır. Bu tür toplumlarda geniş bir iş bölümü bulunur. Ticaretin gelişmesi ve teknoloji vasıtasıyla artık aileler tarafından imali mümkün olmayan daha büyük bir zenginlik kültürü gelişir. İş bölümü artar; bir veya birden çok fonksiyon icra eden iş bölümü yapmış gruplar ve kurumlar ortaya çıkar. Şahsi teşebbüs, sanayi ve ticari işletmeleri bu tür spesifik ekonomik fonksiyonları temsil ederler. Böylece modern ve kompleks iktisat sistemi özel ve serbest bir meslek tutmuş fonksiyon sahaları ile karakterize edilir.
Geleneksel toplum yapısının (feodal toplum yapısının yıkılması, Fransız ihtilali ve sanayi inkılâbı ile) yeni bir toplum yapısına dönüşmesi, ekonominin de yeniden yapılanmasını ve bu yapılanmaya uygun ekonomik kurumların gelişmesini doğurmuştur. Fransız ihtilali ile milletleşme sürecine geçmiş ve milli devletler doğmuş, sanayi inkılâbı ile de elle ve küçük işletmelerde yapılan üretimden fabrikalarda yapılan kitle üretimine geçilmiştir.
Sanayi toplumu aşamasında mal ve hizmetlerin üretiminde makine ve fabrikanın önemi büyüktür. Üretimin fabrika gerçeğinde düşünülmesi, tarımda istihdam edilen işgücü oranının düşmesi, bol ve kaliteli üretim, hane halkı ile üretimin ayrılması, artan verimlilik, ihtisaslaşma ve iş bölümü, kitle eğitimi, çatışmalı toplu pazarlık ve sendikalaşma, şehirleşme olguları ile sanayileşme tüketim, sosyal güvenlik ve refah özellikleri ile dikkati çekmiştir. Bu klasik sanayi toplumu adını verebileceğimiz yapıdan ileri sanayi toplumuna geçilmiştir. İleri sanayi toplumunda ise, hizmetler sektörü, bilgi üretimi ve yüksek nitelikli insangücü imalat sanayiinin ekonomideki etkinliğini zayıflatmış, mal yerine bilgi üretimi ön plana çıkmıştır. Bilgi ağırlıklı mesleklerin çoğulcu sınıf yapılarını daha da değiştirdiği görülmektedir. Boş zamanların yaratılması, ileri sanayi toplumunda kitle iletişim araçları ve ulaştırma ağındaki önemli gelişmeler, zamanla ileri sanayi toplumunun da başka bir topluma geçiş süreci olduğu tartışılan konular arasındadır.  Globalleşme ve küreselleşme tartışmaları postmodern bir toplumdaki meseleler olarak ele alınmaktadır. Özetle:

     Mülkiyet ve kontrol şekilleri değişmiştir. Büyük toprak sahipliğinden menkul mülkiyete, menkul mülkiyetten bilgi üretimine geçilmiştir. Sermayenin bileşimi değişmiş; şirketleşme olgusu doğmuş, şirket-lerde mülkiyeti elinde bulunduranla kontrol eden ve yöneten farklı-laşmış; şirketler profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmeye baş-lanmıştır.
     Kapital belli bir sınıfın elinde toplanmasına rağmen, çalışanların ha-yat seviyeleri yükselmiş, sosyal güvenlik kurumları vasıtasıyla insan-lar güvenliğe kavuşmuştur. İşgücünün bileşimi vasıf itibariyle farklı-laşmıştır.
     Sosyal tabakalaşma piramidinde mobilite gerçekleşmiş; alt tabaka azalırken üst tabaka tröstleşmiş ve kartelleşmiştir. Buna karşılık yeni orta sınıflar ortaya çıkmıştır.
     Milli devletler kurulmuş; milli ekonomilerin dışa açılması ve dünya ekonomisi ile bütünleşme eğilimleri artmıştır.
     Demokratik yönetim sistemi öne çıkmış; eşitliğe yönelik siyasi ve ekonomik politikalar gerçekleşmiş, geniş kitleler siyasi katılımlarla yönetimde söz sahibi olmuştur.
     Sosyal statü ölçüleri değişmiş; doğuştan statü yerine, yeteneğe dayalı başarı ile elde edilen statü önem kazanmıştır.
     Laikleşme eğilimleri ile din, ferdi vicdanlara çekilmiştir.
     Şehirleşme eğilimleri artmıştır.
     Gelişmiş ülkelerde bölgelerarası dengesizlikler azalmış veya ortadan kalkmıştır.

Bütün bu değişmeler toplumların yapılarını etkileyerek önceye nazaran farklı bir yapıya kavuştururken, farklı toplumları birbirine benzer duruma getirmiştir. Bu durum ise günümüzde globalleşme ve küreselleşme kavramları ile ifade edilmektedir.