Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

24

Ekmekçizâde Ahmed Paşa Medresesi. İstanbul’da XVII. yüzyıl başlarında yapılan medrese.

Vefa semtinde, Cemal Yener Tosyalı (Eski Kovacılar) caddesi üzerindeki Molla Hüsrev Camii karşısındadır. Banisi olan Ekmekçizâde Ahmed Paşa, 1015 yılı Safer ayından(Haziran 1606) 1022 Şevvali sonlarına kadar (Aralık 1613) başdefterdarlık makamında bulunmuş, 1027’de (1618) vefat edince medresesinin bitişi­ğindeki türbesine defnedilmiştir. Med­reseyi de başdefterdarhğı sırasında yap­tırmış olabileceği tahmin edilmektedir. Nitekim Ahmed Paşa’nın Edirne’deki kervansarayı da 1018 (1609-10) tarih­lidir.

20 Ağustos 1330(2 Eylül 1914) tarihli bir keşif raporunda medresenin o sıra­daki durumu şöyle anlatılmaktadır: “Ze­mine muttasıl ve birkaçının arka pence­releri olmağla bir dereceye kadar cereyân-ı havaya müsaid ise de, diğerlerinin arkalan kapalı olduğundan cereyân-i havâdan ve cümlesi de ziyâ-ı şemsin nüfu­zundan mahrum ve râtıb on yedi odası, gusülhâne, abdesthâne, çamaşırhane ve suyu nâ-mevcud bir şadırvan ile bir dershanesi, hey’et-i mecmûasıyla harâb bir halde olduğundan, talebe iskânı fen-nen mahzurdan salim değildir. Havlısı vüs’at-i kâfiyyede olmağla tadilât ve tâ’-mîrât-ı fenniyye İcrâsıyla talebe iskân etdirilebilir; yirmi kişi ikamet edebilir”. 19İ41-te rutubetli ve harap durumda olması­na rağmen “kadro dahili” olan Ekmek-çizâde Medresesi’nin 1918’deki büyük yangın felâketinden sonra evleri yanan­lar tarafından İşgal edildiği aynı belge­deki bir ek nottan öğrenilmektedir.

Bu tarihten sonra uzun yıllar bakım görmeyen ve birtakım yersiz yurtsuzla­ra barınak olan medrese, ancak 1963’e doğru Vakıflar İdareşi’nce tahliyesi yo­luna gidilerek Mimar Cahide Tamer ta­rafından 1966-1968 yılları arasında ta­mir edilmiştir; bir müddet sonra da bi­tişiğindeki Nuri Bey Konağı’nın yıkılma­sı ile yerine yaptırılan İlim Yayma Cemi­yeti talebe yurdunun müştemilâtı olmuş­tur. Günümüzde de (1994) bakımlı bir şe­kilde bu maksatla kullanılmaktadır.

Muntazam bir dikdörtgen plana göre yapılan medresenin girişi Kovacılar cad-desindendir. Baklavalı başlıklı on dokuz mermer sütun avluyu çeviren revak ke­merlerini taşır. Revaklann üstleri kub­beli olduğu gibi gerideki hücreler de kub­belerle örtülmüştür. Dershanenin karşı­sındaki sırada helalarla gusülhâne hüc­resi bulunur. Güzel ve nisbetü medre­senin avlusunun güney tarafında, üs­tü büyük bir kubbe ile örtülü mescid-dershane yer alır. Burası altlı üstlü iki sıra halinde bol pencerelerle aydınlatıl­mıştır.

Sokakla dershanenin yan duvarı ara­sına dershane ile hemen hemen aynı bü­yüklükte olan Ekmekçizâde’nin türbesi yerleştirilmiştir. Yandaki Taştekneler so­kağından girişi olan türbe de büyük bir kubbe ite örtülü olup içinde küçüklü bü­yüklü dokuz sanduka vardır. Türbenin Ahmed Paşa tarafından veya medrese­nin inşaatından sonra vefatının ardından yapıldığı tahmin edilebilir.

Dershane ve türbenin dışında Taştek­neler sokağı kenarında, içinde pek çok mezar taşı bulunan etrafı duvarlarla çev­rili oldukça geniş bir hazîre vardır. Pek bakımlı olmayan bu hazîrenin içinde son yıllarda kaçak bir duvar yapılmış, bir kıs­mı tanzim edilen mezar taşlarından ye­ri belli olmayanlar ise duvar diplerinde istiflen mistir, Türbenin girişi üstündeki sundurma da yıkılmıştır.

Hazîre duvarı ile türbenin birleştiği köşede çok güzel bir sebil bulunmakta­dır. Ayvansarâyî, Molla Hüsrev Camii’nden bahsederken bunun bitişiğinde Hüs­rev Kethüda adında bir hayır sahibinin bir dârülkurrâsı ile (1565-1566) sebilinin olduğunu da kaydeder. Dârülkurrâdan bugün bir iz olmamakla beraber Hüsrev Kethüda sebili son derece perişan bir halde durmaktadır. İstanbul’un en eski sebillerinden olan bu küçük eser, önün­deki sokak seviyesinin çok yükselmesi sonunda şebekelerinin alt kenarına ka­dar toprağa gömülmüştür. Mukarnas-lı başlıklı mermer üç sütun sebilin mer­merden sivri kemerlerini taşır. Herhal­de üstünde evvelce ahşap ve geniş sa­çaklı bir çatı örtülü idi. Sütunların ara­sında ise zarif desenli üç şebeke bulu­nur. İzzet Kumbaracılar, kaynağını gös­termeden sebilin 973 (1565-66) yılında yaptırıldığını bildirir.

Sebil gerçekten XVI. yüzyıla aitse biti­şiğinde bulunan XVII. yüzyıl medresesi ve türbesiyle münasebeti ayrıca araştı­rılması gereken bir konudur.

Türkiye Diyanet Vakfi Islam Ansiklopedisi