Eğitim Kurumu

 

 

Eğitimin temel özelliği, onun bir sosyalleştirme (sosyalizasyon) süreci olmasıdır. Bütün sosyal olay ve olgular bir eğitim sürecinde yapısallaşırlar. O, her yerde ve her zamanda vardır: Ailede vardır. Ekonomide vardır. Dinde vardır. Siyasette vardır. Ancak bu etkileme sürecini eğitim kendine özgü kurumlar oluşturmak suretiyle yapar; kurumların oluşumu, yapısı ve işleyişi geliştirilen eğitim sistemleri çerçevesinde yapısallaşır.
Herkesin üzerinde anlaşabileceği tek bir eğitim tanımı mevcut değildir. Bunun nedenleri arasında eğitim bilimcilerinin eğitim olgusunu yalın bir tanımından çok eğitim sistemlerini öne çıkarmalarıdır. Ancak çok kaba bir tanımla eğitimi, bir varlığı (olay, olgu ve nesneyi) nasıl biçimlendirip kültür varlığı haline getirebiliriz? sorusunun cevaplandırılması faaliyetlerinin bütünü olarak tanımlayabiliriz. Dikkat edilecek olursa böyle bir tanımda, iki özelliğin vurgulandığını görüyoruz. Bunlar eğitimin, deyim yerinde ise, bir yontma-şekillendirme ve kültür yaratma işlemi olduğu hususlarıdır. Yontma-şekillendirme işlemi özelliği, eğitimin aynı zamanda bir yöntem olduğu sonucuna bizi götürmektedir. Ancak, eiğitimin yöntem özelliği, bir araştırma yöntemi değil, bir etkileme yöntemidir. Bu nedenle de eğitimi, bir süreç (proses) olarak nitelendirmekteyiz.
R. Steiner çalışmalarında eğitim olgususunun dört özelliğine dikkati çeker. Bunlar:

     Önceden belirlenmiş kurallar
     Davranış oluşturma, davranış değiştirme ve geliştirme
     Süreç yapısı
     Davranış modeli özellikleridir.

Bu özellikler çerçevesinde o eğitimi, önceden belirlenmiş ilkeler doğrultusunda bireye davranış kazandırma, davranış değiştirme ve davranış geliştirme süreci ve olgusu olarak tanımlar. Tanımdan anlaşılacağı gibi Steiner’e göre eğitim, bireyin davranışlarını belli amaçlar doğrultusunda etkileme ve kurumsallaştırma sürecidir .
M. Weber’in eğitime yüklediği görev ise daha kısa ve nettir. Ona göre eğitimin görevi, bireyin daha sonra gelmeyi arzu ettiği pozisyona önceden hazırlanmasıdır. Daha açıkçası, bireye arzu ettiği statüyü kazandırmak, eğitimin görevidir . Tabiidir ki, bireyin bu isteğini yönlendirecek başat faktör, onun yetenekleri olacaktır. Böyle bir görevden eğitimin, aynı zamanda sosyal yapıyı da düzenlediğini çıkarabiliriz. Demek ki, toplumu meydana getiren sosyo-kültürel yapı, eğitimle doğrudan ilintilidir; eğitim, bir yandan kültürü oluşturuyor, diğer yandan oluşturduğu kültürle sosyal yapıyı anlamlandırıyor, sonra da yeni nesillere aktararak toplumun yaşamasını sağlıyor.
Eğitim ve Sosyal Mobilite

Toplum adı verilen varlık, farklılıklar içerisinde bir bütündür. Aşağıdaki sosyal süreçler bölümünde de ifade edeceğimiz gibi, bu farklılıkları ortadan kaldırmak mümkün değildir; ancak azaltmak mümkündür. Toplumda farklı tabakalar ve sınıflar halinde bulunan insanları, eğitim yoluyla hak ettikleri tabakada ve sınıfta statü sahibi yapmak, toplumsal bütünleşmeyi sağlayacaktır.

    

Pareto’ya göre, her toplumda en az iki katın bulunduğunu görürüz. Onlar aşağı ve yüksek katlardır. Her ikisının tortuları da başka başkadır. Sonra aşağı katlardan yüksek katlara ve yüksek katlardan da aşağı katlara doğru bir dolaşım olur. Alt ve üst olarak nitelendireceğimiz tabakaların bulunması, alt tabakadan üst tabakaya çıkma girişimi ve isteğini de beraberinde getirir. Yani her toplumsal yapıda bir iç hareketlilik mevcuttur. Bu hareketlilik çağdan çağa, toplumdan topluma değişiklik gösterir. Her toplumda var olan bu hareketlilik seçkinler sınıfının zamanla yok olması ve yerine yenilerinin gelmesi ile sonuçlanır; eski aristokrasi yok olur yerlerini yenileri alır. Tarih aristokrasinin mezarıdır. Ancak toplum, ortadan kalkanın yerine yenisini hazırlar. Bu durum yenilenerek devam eder.
Elit yaratmada eğitimin oynadığı rolü konu edindiğimizde siyaset kurumunun ve toplumsal sistemin eğitim yoluyla nasıl şekillendiğini de vurgulamış olmaktayız.
Sosyal bütünleşmeyi sağlama ve gelişmiş bir toplum yaratmada eği-tim, toplumların hayatında önemli rol icra etmiştir. Bu nedenle devletler öncelikle eğitim sistemlerini düzenlerler. Sosyal değişmelerin bu düzenlemeleri etkilemesi tabiidir. Eğitim sistemleri toplumsal değişmenin etkisi altında şekillendiği gibi, aynı şekilde milletler ve devletler eğitim sistemleri ile tarihi süreçte yerlerini almaktadırlar. Demek ki, eğitimin milliliği milletlerin kaderini belirlemektedir. Daha açık bir ifade ile eğitim, milli olmalıdır.
Eğitimin Sistem Özelliği

Sosyolojik anlamda sistem, bir bütün oluşturan sosyal varlığın parçaları arasında, parçalarla bütün arasında fonksiyonel bütünlük olarak tanımlanabilir. Sosyal problem de bu fonksiyonsuzluktan (disfonksiyonel durum) doğan sosyal olay/lar ve olgu/lardır.  Demek ki, sosyal olay ve olgular bir sistem oluşturacak şekilde tipleştirildiğinde, hem problemler azalmakta ve hem de problemler görülebilmektedir.
Eğitim, ilk önce ferde girdi sağlar. Ferdi sistemde, duygu-düşünce ve davranışları etkileyerek süreci başlatır. Sürecin bitiminde çıktılar olgu haline gelir ve yapısallaşır. Fertte yapısallaşan bu olgu, aynı zamanda ferdin sosyo-kültürel kişiliğini oluşturur. Artık fert, taplumda bir sossyo-kültürel kişidir. Bu aşamadan sonra bu sosyo-kültürel kişi toplumda bir pozisyon ve prestij elde etmiş; statü sahibi kişidir. Sibernetik sistem gereği toplumu etkiler, ondan etkilenir geri dönüşüm yoluyla sisteme yeni girdiler sağlar. İşte bu girdi>süreç>çıktı> geri besleme>girdi süreci sistemi meydana getirir. Demek ki eğitim bir yandan sisteme girdi, diğer yandan eğitim yöntemleri vasıtasıyla bu girdileri şekillendirerek kişiye toplumda bir statü sağlar. Fert de bu statüsüyle toplumsal sınıf ve tabakalarda yer edinir. Statüsünü yükseltme arzusunu fiiliyata geçirebilmek için yeniden bir eğitim sistemi içerisine girer. Bu durum aynı zamanda iradidir. Böyle bir özellik eğitim kurumlarının ikincil kurum olma özelliğinin (sekunderliğinin) bir sonucudur. Daha açık bir ifade ile fert, eğitim kurumlarında kendi iradesiyle yer alır yani eğitim kurumları ikincil kurumlardır. Demek ki, eğitim olgusunun (eğitim davranışlarının) bir sistem içerisinde yapısallaşması, eğitim kurumlarını meydana getirir.

SİSTEM SİBERNETİK BİR ÖZELLİK TAŞIR

Tabiidir ki, sistemin bir yapısı vardır ve bu yapı belli sınırlarla çizilidir. Daha önce (birinci bölümde) biz bu alana sosyal davranış düzlemi adını vermiştik. İster maddi varlıklardaki gibi belli fiziki bir anakütlesi bulunan ve bu nedenle de anlık algı içi (somut ) bir varlıktaki sistem yapısı olsun, isterse parçalardan oluşmuş sosyal davranış düzlemi şeklindeki bir bütünü ifade etsin her ikisi de belli bir mekâna sahiptirler. Mekân tabii olaylar için olduğu gibi, sosyal olay ve olgular için de onları ölçmeye yarar. Bu nedenle bir sosyal sistemde belli bir mekânda ölçülebilir davranışların fonksiyonel bütünlüğü söz konusudur. Bu nedenle sistem bilimciler, ‘’sistemin hangi parçası daha önemlidir ve sistemi etkilemektedir?’’  sorusuna cevap ararken birbirlerinden ayrılırlar:

Ortamcılar: Sistem ve ortam arasındaki ilişkiyi, etkileşimi ve dayanışmayı tanımlar.
Yapısalcı ve fonksiyonalistler: Sistemi oluşturan bütününü ve yapı taşlarını tasvir eder; statik bir resmini ortaya koyar. Sistemin parçaları arasında ve parçalarla bütün arasındaki ilişkinin fonksiyonelliklerini ortaya koyar.
Süreç-Davranış Modeli: Sistemin zaman içinde nasıl işlediğini> girdilerin özelliklerini >sisteme girişini>sistemde birbirleriyle ilişkilerini ve dönüşümlerini> yapısallaşmalarını>problemlerini>sistemin yeniden tasar-lanmasının gerekip gerekmediğini ortaya koymaya çalışır.

Eğitim Ortamları ve Eğitim Kurumları

Eğitim de diğer sosyal kurumlar gibi bir sosyo-kültürel ortamda kurumsallaşır. Daha açık bir ifade ile eğitim de, kendine özgü kurumlar vasıtasıyla toplumda bulunur ve fonksiyon icra eder. Eğitimi resmi (formel) ve gayri resmi (informel) eğitim diye ikiye ayırdığımızda toplumun kendisi bir gayri resmi eğitim kurumudur. Bunlar ailedir, sokaktır, çevredir. Hâlbuki tarihi süreç içerisinde gayri resmi eğitimden resmi eğitime doğru bir değişim vuku bulmuştur. Modern devlet eğitim kurumlarını bizzat kendisi kurmakta ve işleyişlerini kendisi denetlemektedir. Ancak bunu yaparken eğitimi toplumlara yaygın hale getirme politikasını da elden bırakmamaktadır. Bu nedenle de örgün eğitim kurumları olan okulları çoğaltmakta, zorunlu eğitim süresini artırmaktadır.
Aynı şekilde çağımızda toplumların kendine özgü ayrı ayrı sorunları vardır. Bölgeler arası farklılıklar, tabakalar arası dengesizlikler sosyal mobilitenin fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde düzenlenmesi, bu arada nitelikli eğitim için öğretmen ve öğretim elemanı yetiştirmek, eğitim kurumlarının araç-gereç ihtiyaçlarının sağlanması, gelişen teknolojiye ayak uydurması ve uzman eleman yetiştirmesi, eğitim yoluyla kalkınmayı sağlayacak şekilde geliştirilmesi, kadın sorunlarının çözümü, küreselleşmenin ortaya çıkardığı sorunlar; özellikle etnik, kültürel ve dini sorunlar, demokratik bir toplum yaratmak ve bilgi çağını yakalamak için kalitenin artırılması eğitim kurumlarına daha fazla görev yüklemektedir.