Edward L. Murray – Muhayyileye Dayalı Düşünmek

42

Edward
L. Murray – Muhayyileye Dayalı Düşünmek

Bu kitap (…) psikolojik yardım alma
ihtiyacı duyan kişilerle ilgilenen psikologlar, psikiyatrlar ve terapistler
için kaleme alınmıştır.

Hayatın bütünleştirilmesi…

Birinci bölümde felsefe alanında, muhayyileye
dayalı düşünce konusunda (…) ağırlıkla Paul Ricoeur’un önermeleri eşeleniyor.

Son bölümde insan kişiliğinin
bütünleştirilmesinde dinin önemine dikkat çekiliyor.

Freud, din yanılsamasının kendi amacına
hizmet ettiğini ve insanlığa artık ne türden olursa olsun bir katkı yaptığını
hissetmişti.

Wallace Stevens, insanoğlunun, aklın
onların hayatlarını tesis etmelerinden çok önceleri, muhayyileye dayalı
kavramlarla yaşadıklarını ifade ediyordu.

(Bu araştırma) İnsanların, gidip-gelen,
salınıp duran varoluş tecrübelerinde hayatlarını nasıl bütünleştirdiklerini (…)
mercek altına alarak incelemeyi hedefliyor. (s. 16)

Tahayyül etmeyi, düşünce bağlamından
soyutlayamayız.

(zamansallık)

Olan

İnsan Varlık’ının (Dasein) insanın içinde
yaşadığı dünyayla bir olduğu doğruysa (…) insanın (…) düşünmeye başlayabilmesi
için belli bir zaman geçmiş olması gerektiği de doğrudur. Varlık’ın takdir
edildiği düşünmeyi mümkün kılan şey işte bu mesafe…
(s. 20)

Ortaçağlar döneminde üniversitelerin
müfredatı üçlü ya da dörtlü sacayağı üzerine tesis edilmeye izin veriyordu.

Üçlü sacayağı dil meseleleriyle meşgul
olurken (gramer, retorik, mantık); dörtlü sacayağı bilim ve matematikle
ilgileniyordu (müzik, aritmetik, astronomi ve geometri).

Muhayyileye dayalı düşüncenin göz ardı edilmesi
insanın insani bütünlüğüyle ve bütünlüğü içinde kavrayabilme ya da insanın
münferit olarak kendi şahsi bütünlüğünü gerçekleştirme çabalarına büyük hasar
ve zarar vermiştir.

Roman, oyun, oratoryo eserleri biricik
içtenlikli şekillerde çizdikleri karakterlerin hayatlarına girmemize izin
verirler.

Bu sanatçıların hepsi de insanları,
kendilerinin bize takdim ettikleri alanlara ve zevklere dahil olmaya davet eden
sanatçılardır. Onların hitapları misafirlerinin muhayyileye dayalı düşünme
biçimleridir

Şarkı söyleme (…) şiirsel ifşa edişi
doruklara ulaştırır.

Eflatun, muhayyileye dayalı bilgi ve
düşünmeyi algıya benzer ama algıdan da düşük, daha zayıf bir bilgi formu olarak
değerlendiriyordu.

Aristoteles, muhayyilede algı ile akıl
arasında hafızayla biricik bir ilişkiye sahip olan bir meleke görüyordu.

Descartes’ı izleyen zamanlarda ise
muhayyileye daha düşük bir rol biçildi.

Zamanla egzotik ve beyhude şeylerle
ilişkilendirilmeye başlandı.

“Rüya görmek isteyen kişiye, işe mutlu
olmakla başlaması gerektiğini söyleyin. İşte o zaman her şey güzelleşir.”
Bachelard

İnsan, bilincinin bilincinde değildir.

İnsan algıyı algılayamaz.

Bir kimse için bir anlam ifade edilmediği
sürece, anlam ya da önem diye bir şey mevcut değildir.

Kişi ile dünya birbirlerinin parçasıdırlar.
Ancak bu yalnızca başlangıçtır.

Kişi, hem anlamlı hem de anlamlandırıcıdır.

Algı, anlam verir/sunar ama bunu algıladığı
şeyin ışığında yapar.

Kişinin varolabilmesi için, mutlaka
algılayabilmesi gerekir.

Algı karanlıkta oluşmaz, insan ışığının
ışığında oluşur.

İnsanoğlu, bir Dasein’dır / orada olmadır.

İnsanoğlunun her zaman orada olan varlığı
sürekli olarak bir ifşa olunmayı/açığa çıkmayı gerektirir.

Tahayyül edilen şey, tahayyül edilen şeydir
ve nesnesinin gerçekliği bununla ilişkili değildir.

Ötekiler

Onlar, insanın kendisinin çoklukla
kendilerinden ayırmadığı, kendisinin de aralarında olan biri olduğu öznelerdir.

Eğer kişi, ötekinin varoluş biçimini
reddederse (…) kendi yokoluşunu garanti edecektir.

Ötekinden gelen her şeyi reddetmek,
kişinin, hiç eleştirilmeden, tartışılmadan kabul edilen şeyi kullandığını
varsaymak demektir.

Bütün dillerde, cansız varlıklarla ilintili
ifadelerin büyük bir kısmının, insan bedeni, insani duygular ve tutkular
üzerinden üretilen metaforlardan teşekkül etmiş olması, şayan-ı dikkat bir
olgudur.

Bir varlık hakkında bir şey söylemek…

Bir kimlik/özdeşlik yüklemektir.

Bu anlam, Grekçede, konuşmak, söylemek, bir
şeyi gün ışığına çıkarmak ve ifşa etmek fiillerinde yakalanmıştır.

“Sözcüğün bittiği yerde hiçbir şey bitmez”
Stefan George

Dil Varlık ve bütün varlıkların iskân
etmesine izin verilen yerdir.

Hiçbir teori insanı bir bütün olarak
kavrayamaz.

Sözcüklerin de anlamları ve sınırları
vardır.

Öte yandan sözcüklerin bir de yan-anlamları
vardır.

Yananlamlar, karmaşık bir meseledir.

Bilim düzanlamsal basitlikle varlığını
sürdürmeye çalışabilir.

Ancak hiçbir münferit kişi ya da kültür,
kendi sözcüklerini kendi tek anlamlıklarıyla sınırlı tutmaya çalışmaz…

Metaforun sunduğu imajinatif düşünme
biçimleri, çokanlamlılığın çoğul anlamlandırmalarını doğurdu…

Geleneksel olarak metafora retorik nokta-i
nazarından yaklaşılmıştır.

Bu yaklaşım biçimi metaforu (…) bir
sanatsal vasıta olarak görüyordu.

Bu retorik yaklaşım açısından bakıldığında
(…) metafor hiçbir şey öğretmez.

I.A. Richards metafora büsbütün farklı
açılardan yaklaşan çalışmalar yapmıştır.

Geleneksel teori, yer değiştirme teorisi
olarak adlandırılıyordu. Çağdaş yaklaşım ise en uygun şekilde gerilim teorisi
olarak adlandırılabilir. Bu yaklaşım (…) bir sözcük üzerinde değil, bütün cümle
üzerinde odaklanır. (s. 165-166)

Vardığım sonuç şu: Metaforik dilde ima
edilen/gizli olan söylemin stratejisi (…) dilimizi çökerterek ve artırarak
gerçeklik duygumuzu çökertmek ve artırmaktır.

Metaforun stratejisi, gerçekliği yeniden
tasvir etmek adına sezgisel bir kurmaca inşa etmektir.

Ricoeur, metaforun paradoksunun üç düzlemde
gerçekleştiğini gözlemler: Psikolojik, semantik ve mantıksal düzlemler.

Psikolojik düzlemde eski yapının
çökmesinden teşekkül eden yeni bir yapı vücuda gelir.

Semantik düzlemde, özne aynı zamanda
reddettiği bir hükme kucak açar.

Mantıksal düzlemde ise, metaforda
mündemiç/gizli olan aynılık ve farklılıklar, benzerliklerinde buluşurlarken
yine de birbirlerine karşı konumlanırlar.

Metaforik düşünme de kişi yalnızca
sözcükler üzerinde odaklanmaz, sözcüklerin mümkün kıldığı mevcudiyetler
üzerinde odaklanır.

Metaforlar ürettiğimiz sürece yaşarız,
hayatımız bir anlam ve derinlik kazanır.

Metafor, bir kişinin deyim yerindeyse daha
yola koyulmadan önce, varış noktasına ulaşmasını sağlayan imajinatif bir
sıçramadır. Metafor, kişinin önündeki çakıl taşlarını temizler ve böylelikle
yolunu açar.

Sözcükler, şeylerin hatırlatıcılarıdır.

İşaretler/göstergeler, şeylerin
semptomları/belirtileri değil sembolleridir.

Cassirer sembolizmi, zihin ile gerçeklik
arasında aracılık işlevi gören bir olgu olarak görür.

Wheelwright / Metaphor end Reality

Sembolün belirginleştirebileceği çeşitli
düzeylerden söz eder.

1) Birinci mertebede sembol, tek bir şiirin
ana imgesi olarak işlev görür.

2) İkinci mertebede sembol, yazarın/şairin
kişisel değer atfettiği kişisel atıfını gün ışığına çıkarır.

3) Üçüncü mertebede atalara gönderme yapan
semboller yer alır.

4) Dördüncü mertebede yer alan semboller
kültürel niteliklidir. Bunlar kültüre, topluma ya da halka nüfuz eden
imgelerdir.

5) Beşinci mertebedeki semboller ise
arketiplere dayalı semboller ya da bizzat arketiplerdir.

“Düşünce, dil olmaksızın büyük ölçüde
imkânsızdır.

Metaforik bir etkinlik olmaksızın dil
mümkün olmaz.

Sembollerin büsbütün reddedilmesi, son
kertede, dilin ve düşüncenin reddedilmesiyle sonuçlanacaktır.” Wheelwright (s.
197)

Hâkim olan sembolleştirmeye dâhil olmakla
kişi, tecrübeye dayalı olarak ve şimdi ile sınırları içinde ve şimdinin girişim
ve atılımlarıyla belirginleşir, vücuda gelir.

Sembolün senkronik etkisi budur.

Birlikte (sym)

Diabolic (parçalanma/dağıtma)

Sembolik, diabolikin karşıtıdır.

Sembolik olan, bütünleştirici iken,
diyabolik olan, tahrip edicidir.

Her sembolik inşa, bize, kişilerarası
geçmişi vücuda getirir.

“o olmasa yola hiç çıkmayacaktır.

Ama sana verecek bir şeyi yok bundan
başka.” Kavafis

İnsan türü, her zaman mitlere sahip
olagelmiştir ve sahip olmaya da devam edecektir; mitleştirmekten arındırma
çabası, mitteki hakikati korumayı ve bu hakikati diğer insanlarla paylaşmayı
amaçlar ve mümkün kılar.

Muhayyileye dayalı düşünce, mitin özünü
oluşturur.

İçsel psişik çevreyi gevşeyerek ve hatta
parçalayarak, içsel çevre ile dışsal çevre arasında çatışmalar yaşayarak oluşan
parçalanma süreci, daha yüksek bir psişik yapının geliştirilmesinin temelini
teşkil eder.

Heidegger, insani varoluş her zaman dünyada
varolan, dünyaya yakalanan bir varoluştur.

Bu varoluş bana aitlik tarafından
karakterize edilir.

Bütün aşma çabalarımız dünyayı aşma
çabalarımızdır. Özü itibariyle dünya, bizim bütün varoluşumuza iskân etmiştir.

İnsan olmak, dünyalı olmaktır; biz hiçbir
zaman dünyalı değiliz.

Ve bizi şaşırtacak şekilde, biz,
halihazırda dünyadayızdır.

Gördüğüm şey, benim görmemle görülür.

İşte tam bu noktada benlik sorunu ortaya
çıkar.

İnsanoğlu, bir sürgün halindedir,

Dasein sürekli olarak gerçekliğin perdesini
kaldırır (dil bunun içindir).

Dil ve söylem, daha fazlasını da yaparlar:
Bir gerçeklik olayını, diğer kişiye iletmeye yardımcı olurlar.

Anlam, insan varoluşu için zaruridir.

İnsanlar, kendilerini, varoluşa fırlatılmış
olarak tecrübe ederler.

Ve ayrıca insanlar kendilerini,
mevcudiyetlerle meşgul olabilecekleri (…) bir proje olarak tecrübe ederler.

Geçmişle ve kendisine doğru yol aldığı
gelecekle sürgit irtibat halindedir.

Dasein, gerçekte olduğundan daha fazla bir
şey değildir.

Varlık için potansiyelliği gerçekte olduğu
şeye aittir.

Ne iseniz olursunuz ve bu da anlam yoluyla
söylenir.

Çok perspektiflilik birleştirmeyi, zor,
içinden çıkılmaz hale getirebilir.

Bu tür durumlarda, nesnenin
isimlendirilmesi ve perspektifin tasviri, ön şarttır.

Nesne isimlendirilinceye ve perspektif
tasvir edilinceye kadar, hiçbir birleştirme mümkün olmaz.

Aynı şey, kişinin hayatının
bütünleştirilmesi bahsinde de geçerlidir.

(ancak oluş halindeki sürekliliği içindeki
benlikten söz edebiliriz)

Benlik, olmakta olduğumuz şeydir.

Çalışmamız muhayyileye dayalı düşünce ile
ilgili olmasına rağmen, kişinin gerçek dünyadaki hayatı üzerinde odaklanmaya
özel önem sarfettik.

İdrak/algılama alanı üzerinde odaklandık.

Hayatın ve düşünmenin yalnızca mantıksal ve
rasyonel olması kâfi değildir; aynı zamanda imajinatif de olmak zorundadır.

Dil

Hayat, sürekli olarak değişir ve oluş
halindedir.

Hayatı tasvir eden (…) dil, aynı değişim ve
oluşa imkân tanımalıdır.

Muhayyileye dayalı düşünmenin yaptığı şey
tam da budur.

(Rasyonel düşüncede) anlam mantıksal
düşünme tarzıyla özdeşleştirilmiştir.

Grek düşüncesi ilk zamanlarında (…)
logos’u, söze dökme, düşünme, akıl yürütme, tahayyül etme, anlama ve anlam
verme olarak anlıyordu.

İşte bütün boyutlarıyla yeniden bir bütün
olarak anlaşılması gereken kavram bu logos kavramıdır. (s. 347)

The Future of an Illusion / Bir
Yanılsamanın Geleceği

(kitabın) meselesi, tabiatın artık daha
fazla ev olmadığı, insanların varlıklarının kaynağıyla irtibata geçebilecekleri
daha fazla kutsal alanların olmadığı bir zamanda kişinin hayatına nasıl bir
prensip kazandırabileceği meselesidir.

İmajinatif düşünme çağrısı yapmakla din,
kişinin hayatta daha ötelere bakmasını, daha öteleri görebilmesini ve daha
öteleri düşünmesini mümkün kılar.

(koskoca çalışmayı buradaki gibi
kolaycılığa kaçan cümlelerle bitirmeye çalışmasaydı elbette daha iyi olacaktı)

Imaginative
Thinking and Human Existence

Türkçeleştiren: Yusuf Kaplan

Açılım Kitap

2008