Edmund Husserl ve Fenomenoloji

Edmund Husserl ve Fenomenoloji
Alman filozofu Edmund Husserl bütün bir felsefesini adlandırırken,
fenomenoloji terimini kullandı. O transendental araştır –
masını empirik önyargılardan kurtarmak ve gerek fizik ve gerekse
psikoloji biliminin temelinde bulunan zorunlu doğrulara tekabül
eden anlam bağıntılarını keşfetmek için, varoluş ve empirik
nedensellikle ilgili bütün yargıları paranteze ve askıya aldı. Onları
inkâr etmedi, fakat sadece daha fazla olumlamadı. Onların
niyet edilmiş anlamları üzerinde düşünümde bulundu. Husserl
işte bu düşünümde, şeylerin anlamlarını, insanlara düşünümsellik
öncesi yaşamda nasıl göründükleri yoluyla aldıklarını ve anlam
ile söz konusu anlamın bilincine varmanın bu “nasıl” aracılığıyla
şekillendiğini gördüğünü iddia etti. Düşünümsellik öncesi
yaşamlarında, insanlar bu “nasıl”ın tam olarak farkında değildirler.
O, insanların kendisi yoluyla şeylere gönderimde bulundukları
bu temel anlamı gözler önüne sermek suretiyle, onların
gözlerini basmakalıp ve aşikâr olanın “kataraktlarından
arındırabilir ve onları “şeylerin bizatihi kendilerine gitmeye”
dav.et edebilirdi.
Husserl geleneksel metafiziğin, ister fizikalistik, ister psikolojik
ya da ister mantıksal olarak, varoluşa eleştiri öncesi bir
bağlanıştan muzdarip olduğunu düşünüyordu. O, bununla birlikte,
bilincin nesneleriyle ilgili araştırması için ontoloji terimini
kullandı, hatta zaman zaman da Aristotelesçi ilk felsefe
terimini bile benimsedi. Dünya düşünümsel parantez içinde varoluşsal
olarak (yani, şeylerin kendilerinde mi varoluşa sahip oldukları,
yoksa insanlar için mi varoldukları açısından) nötr, fakat
ontolojik olarak düzenli görünür, çünkü çeşitli varlık düzeyleri
varolursa eğer, o zaman onların ne oldukları, hiçbir şey değil de,
olmalarının amaçlandığı şey olabilir. Ve onlarm ne oldukları, ne
olmalarının amaçlandığı bilininceye kadar, asla bilinemez.
Husserl iki tür ontolojiyi birbirinden ayırmıştır: Bunlardan
birincileri, formel mantık tarafından işlenen “bir”, “çok”,
“bütün” ya da “parça” gibi, Husserl’in boş diye atıfta bulunduğu,
özlerin ya da anlamların alanı olan formel ontolojilerdir;
ikincileri ise, duyumsal deneyimin anlamını ve yapısmı transen –
dental araştırma yoluyla keşfedip, söz konusu yapmm haritasını
çıkaran maddî ontolojilerdir. Maddî ontolojide, söz gelimi fizikî
bir şeyin özü, tekabül eden algısal bilinç kipi içinde verilmiş
olan nesneyi imgelemde çeşitli değişimlere uğratmak suretiyle
keşfedilir; burada öz, kendisini değişme boyunca sürekli olarak
öne süren veya koruyan özdeş bir şeydir. Algılanan şeyin imgelemde,
belirli bir algılayanın bakışının perspektifine göreli ve
tamlıktan yoksun olarak verilen bir şeyin olduğu noktanın ötesinde
değişemeyeceği sezilir; öyleyse bu, fizikî bir şeyin özüdür.
Bu eidetik zorunlulukla ilgili bir hakikat olup, Husserl’in tasarlanan
felsefî biliminde bir ilk ilkeyi, yani sayıların, başka şeyler
gibi olmama tarzları dolayısıyla her ne ise o oldukları ilkesini
ihtiva eder.