Edmund Husserl – Fenomenoloji Üzerine Beş Ders

Edmund Husserl – Fenomenoloji Üzerine Beş Ders

Daha önceki derslerimde doğal ve felsefi bilimleri birbirinden ayırdım; ilki doğal tinsel bakıştan, ikincisi ise felsefi bakıştan kaynaklanır.

Doğal tinsel bakış bilgi eleştirisine karşı ilgisizdir. Doğal tinsel bakışta, görerek ve düşünerek –bilgi kaynağına ve bilgi katmanına/kuramına göre farklı biçimlerde ve farklı tarzlarda da olsa- bize her defasında verilmiş olan ve doğal olarak verilmiş şeylere yöneliriz.

Bilgi bir doğa olgusudur; bilen organik varlıkların bir yaşantısıdır; psikolojik bir olgudur.

Bilgi, doğası gereği nesnenin bilgisidir ve ona içkin olan, kendisi aracılığıyla nesneyle bağlantı kurduğu anlamda bilgi olur.

Şey, benim onu algılayan gözlerimin önünde durmaktadır; onu görüyorum ve kavrıyorum. Ama algı, yalnızca benim yaşantımdır, algılayan öznenin yaşantısıdır.
Aynı şekilde anımsama ve beklenti de, bunların üzerine kurulan ve onlara dolaylı bir real varlığın ve varlık hakkındaki hger türlü hakikatin ortaya konulduğu tüm düşünce edimleri de öznel yaşantılardır.

Öyleyse bilgi yalnız ve yalnız insanın bilgisidir, insan zihninin formlarına bağlıdır; şeylerin kendi doğasına, şeylerin kendine ulaşamaz.

Öte yandan bilgi kuramının pozitif ödevi, bilginin neliğini/özünü araştırarak, bilgi, bilginin anlamı ve bilgi nesnesinin karşılıklı ilişkisine ilişkin sorunları çözüme kavuşturmaktır.

Böylece her refleksiyonun sonunda zorunlu olarak gelmesi beklenen yoruma göre, bir ve aynı doğa bilimi materyalist, ruhçu, dualist, psikomonist, pozitivist ve diğer anlamlarda yorumlanacaktır. Demek ki ilk kez bilgi kuramsal refleksiyon, doğa bilim ile felsefe arasındaki ayrımı ortaya çıkarır. İlk kez onunla doğal varlık bilimlerinin nihai varlık bölümleri olmadığı açığa çıkar.

Mutlak anlamda bir varlık bilimine ihtiyaç vardır. Bizim metafizik diye adlandırdığımız bubilim, tek tek bilimlerin doğal bilgilerinin eleştirisinden doğar; bu eleştiri, bilgi ve bilgi nesnesinin çeşitli temel biçimlerine göre (oluşan) neliğine/özüne ve bilgi ile bilgi nesnesinin çeşitli karşılıklı ilişkilerinin anlamı hakkında kazanılmış bilgilere dayanır.

Bilgi eleştirisinin metafizik amaçlarını bir yana bırakıp, kendimizi sırf bilginin ve bilgi nesnesinin neliğini/özünü aydınlatma ödeviyle sınırlarsak, işte o zaman bu bilgi eleştirisi, bilgi ve bilgi nesnesinin fenomenolojisidir ve fenomenolojinin ilk ve temel öğesini oluşturur.

Fenomenoloji: Bu tür bir bilimi, bilimsel disiplinlerin bir bağlantısını gösterir; ama fenomenoloji aynı zamanda ve öncelikle bir yönteme ve düşünme biçimine işaret eder: Öznel felsefi bir düşünme biçimine, özel felsefi bir yönteme.

Yine saf felsefenin tüm bilgi eleştirisini ve genel olarak eleştirel disiplinler içerisindeki doğa bilimlerinin bilgilerinin tümünü ve bilimsel olmayan doğal bilgelik ile bilgileri tamamen bir yana bırakması ve onları hiçbir biçimde kullanmaması gerekliliği de bundandır.

Her türlü doğal bilgiye karşı, felsefe yeni bir boyuttadır, ve bu yeni boyut –mecazi anlatımda dile geldiği gibi- eski boyutlarla temel bağlantılara sahip olsa da, yeni, temelden yeni bir yöntem, doğal yöntem karşısında (yeni) bir yöntemdir.

Her zihinsel yaşantı ve her tür yaşantı –gerçekleşir gerçekleşmez- saf bir görme ve kavramanın nesnesi yapılabilir ve bu görmede yaşantı, mutlak verilmişliktir. O, varlığından şüphelenmenin hiçbir anlam taşımadığı, bir varolan olarak, bir orada-duran olarak verilmiştir.

Bilgi eleştirisi, bilim öncesi bilgi alanlarından da herhangi bir şey alamaz; her bilgi sorgulanacaktır.

Her tür doğal bilgi, bilim öncesi ve özellikle de bilimsel bilgi, aşkın olarak nesnelleştiren bilgidir; o, nesneleri varolan olarak varsayar, kendisine gerçek anlamda verilmemiş olan, kendisinde içkin olarak bulunmayan olgu bağlamlarına, onları bilerek ulaşabildiğini iddia eder.

O halde burada içkin, bilgi yaşantısında reel olarak içkin olan anlamındadır.

Apaçık olmayan, nesneye yönelen veya onu varsayan, ama kendisini görermeyen her tür bilgi, ikinci anlamda aşkındır. Bu bilgide, hakiki anlamda verilmiş olanın üstüne doğrudan görülenin ve kavranılanın dışına çıkıyoruz.

Bilgi kuramı asla ve asla –hangi türden olursa olsun- doğal bilim üzerine kurulamaz.

Bilgi, bilgi nesnesinden farklı bir şeydir; bilgi verilmiştir, ama bilgi nesnesi verilmemiştir, ancak yine de bilginin nesneyle bağlantı kurması, onu tanıması gerekmektedir.

Saf fenomenin görülmesinde nesne, bilginin, bilincin dışında değildir; saf bir biçimde görülenin mutlak kendi verilmişliği anlamında aynı zamanda verilmiştir.

Fenomen, bizim bilgi eleştirisinde boyun eğmemiz gereken yasaya her türlü aşkın olanla ilgili epkhe yasasına bağlıdır. Kişi olarak, dünyadaki şey olarak Ben ve bu kişinin yaşantısı olarak yaşantı, nesnel zaman içine yerleştirilmiştir: Bunların hepsi aşkındır ve bilgi-kavramsal açıdan sıfırdır.

İlkin bizim fenomenolojik indirgeme olarak adlandırmak istediğimiz indirgemeyle artık aşkın olandan hiçbir şey taşımayan bir mutlak verilmişliği elde ediyorum.

O halde fenomenolojik indirgeme yolunda, her psikolojik yaşantıya, kendi içkin özünü (tek tek alındığında) mutlak verilmişlik olarak ortaya koyan, saf bir fenomene karşılık gelir.

Bilimin araştırma alanını varsayması gibi, fenomenolojide de nesnelerin varolduğu varsayılmış, ama bu nesneler bir Ben’in içinde, bir zamanlı dünya içinde varsayılmamış, yalnız saf içkin bakışla kavranan mutşak verilmişlikler (olarak) varsayılmışlardır: Saf içkin olan burada, öncelikle fenomenolojik indirgemeyle belirlenmelidir: Ben bununla, aşkın olarak kastedileni değil, kendinde verilmiş olanı ve olduğu gibi verilmiş olanı kastediyorum.

Ama her türlü bilim, kendi başına varolan nesneleri ve bununla da aşkın olanı bulgulamaya götürmüyor mu?

Görmek, kendini vereni kavramak; hakiki görme, hakiki kendinde verilmişlik kesin anlamda söz konusu olduğunda ve bir verilmemiş olanı kasteden başka bir verilmişlik olmadığında, bu en son şeydir.

Bu mutlak apaçıklıktır, aşkın olan bir kastetmede, yani kastetmede, inanmada, hatta bir verilmemiş olanın dolambaçlı temellendirilmesinde, apaçık olmayan, sorunlu olan, hatta tamamen bilinmeyen bir mutlak verilmişliğin, kastetmenin, inanmanın kendine/kendi verilmişliğinin de saptanabilir olması bize yardımcı olmaz.

İndirgemeye uğratılmış bir fenomenin verilmişliği, mutlak ve kuşku taşımayan bir verilmişliktir.

Kavranması, daha kolay olan yalnızca tekliklerin değil, aynı zamanda geneliklerin, genel nesnelerin ve genel nesne durumlarının, mutlak kendinde verilmişliğe ulaşabileceğidir.

Bu bilgi, bir fenomenolojinin mümkünlüğü/imkânı için hayati önemdedir. Çünkü fenomenolojinin saf görmeyle yapılan düşünme ve mutlak verilmişlik çerçevesinde öz çözümlemesi ve öz araştırma olması, ona özgü bir niteliktir.

Bu zorunlu olarak onun öz niteliğidir; çünkü fenomenoloji, imkânları, bilginin imkânlarını değerlendirme imkânlarını aydınlatan, onları temellendiren hareketle aydınlatan bilim ve yöntem olmak ister; bu imkânlar genel olarak tartışmalı imkânlardır ve dolayısıyla onların araştırılması da genel öz araştırmasıdır.

Fenomenoloji görerek, aydınlatarak, anlam ayrımı yaparak yol alır. Fenomenoloji, karşılaştırır, ayrım yapar, bağlar, ilişkiye sokar, parçalara böler, öğelerine ayırır. Ama herşeyi saf görmeyle yapar.

Kuramlaştırmaz, matematikleştirmez; zira, tümdengelimli kuram anlamında hiçbir açıklamada bulunmaz.
Fenomenoloji, nesneleştirici bilimin başladığı yerde biter.

Yani fenomenoloji tamamen başka bir anlamda ve tamamen başka ödevleri, tamamen başka yöntemleri olan bir bilimdir.

En sıkı fenomenolojik indirgemenin sınırları içinde görme ve ideleştirme işlemi, sırf onun özelliğidir; bu, yöntem olarak, esasen bilgi eleştirisinin anlamına ve böylece her kıl eleştirisine ait olduğu kadarıyla, fenomenolojinin kendisine özgü felsefi yöntemdir.

Bilinç, gören bilinçtir.

Herşeyi aydınlatan tüm bağlılaşımların anlamını belirlemek için, teker teker tüm temel bilgi biçimlerinin ve bilmede tümüyle ya da kısmen verilmişlik kazanan nesnelerin temel biçimlerinin görme yöntemiyle aydınlatılması gerekmektedir.

Bilgi, Ben’in değişen yaşantılarına, değişen etkilenim ve eylemlerine göre değişen anlamla, nesneye ilişkindir.

Açık olmayan, bilginin aşkın olanla ilişkisidir.

İçkin olanın nasıl bilinebileceği anlaşılır bir şeydir; ama aşkın olanın nasıl bilindiği anlaşılır bir şey değildir.

Çeviren: Harun Tepe
Bilim ve Sanat Yayınları, 1997, Ankara