Ebül Vefa el-Bağdadi Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

Ebü’l-Vefâ Tâcü’l-ârifîn Seyyid Muhammed b. Muhammed Arîzel-Bağdâdî (Ö. 501/1107) Anadolu’daki bazı sosyal-dinî hareketlerde önemli rol oynayan  Vefâiyye tarikatının kurucusu.

417 (1026) yılında Irak’ın Kusan böl­gesinde doğdu. Hakkındaki bilgiler, dö­neminin veya sonrasının belli birkaç kay­nağındaki sınırlı kayıtlardan ibarettir. Ebü’l-Vefâ’ya dair asıl kaynak, Şehâbeddin Ahmed el-Vâsıtî’nin 773’te (1371) kaleme aldığı Tezkiretü’I-müttakîn ve tebşıratü’î-muktedîn adlı Arapça me-nâkıbnamedir. Menkıbe­lerle karışık bir biyografi niteliğindeki bu eserin Menâkıb-i Tâcü’l-âriiîn Seyyid Ebü’l-Vefâ adını taşıyan, mütercimi meç­hul Türkçe çevirilerinin yazma nüshala­rına oldukça sık rastlanması onun Anadolu’da iyi tanındığını gösterir.

Menâkıbnâmeye göre adı Muhammed b. Muhammed Arız olan Ebü’l-Vefâ Kürt asıllı olduğu sanılan bir ailenin çocuğu­dur. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağ­dat’ta yaptıktan sonra Buhara’ya git­miş, dinî ilimleri öğrenerek tekrar Bağ­dat’a dönmüş, burada Ebû Muhammed eş-Şünbükî’ye intisap etmiştir. Uzun sü­re hizmetinde bulunduğu şeyhi, kendi­sine karşı gösterdiği vefa ve sadakatin­den dolayı ona “Ebü’l-Vefâ” künyesini vermiştir. Menâkıbnâmede ayrıca onun İmam Zeynelâbidin soyundan bir seyyid olduğu da kaydedilir (vr. Ib-8b, 85b-88b).

Ebü”l-Vefâ, Ebû Muhammed eş-ŞünbükTnin vefatından sonra onun yerine geçti ve hemen her tabakadan pek çok sayıda mürid edindi. Bu durumun Abba­sî Halifesi Kâim-Biemrillâh’ı (1031-1075) endişeye sevkettiği ve halifenin, bir sey­yid olması dolayısıyla Ebü’l-Vefâ’nın İle­ride hilâfet makamına göz dikebileceğini düşündüğü rivayet edilir. Menâkıbnâ­meye göre halife bu endişeden kurtul­mak için şeyhi sapıklıkla suçlayarak bir ulemâ heyeti huzurunda yargılatıp ölü­me mahkûm ettirmeyi tasarlamış, fa­kat plan istenildiği gibi sonuçlanmamış, şeyh ulemâ önünde kendisine yönelti­len sorulara başarılı cevaplar vererek on­ları mahcup etmiştir.

Menâkıbnâmede anlatılan bazı olay­lar, Ebü’l-Vefâ’nın Ehl-i sünnet ilkeleri­ne pek uymayan bazı davranışlara sa­hip bulunduğunu göstermektedir. Eser­deki parçalardan birinde, halifenin şey­he bir mektupla birlikte bir şarap kade­hi gönderdiği; mektupta, kadın-erkek bir arada yaptığı âyinlerde şarap sunmak için kullanılmak üzere bu kadehin gön­derildiğinin yazıldığı hikâye edilir. Benzer bir olayın Ahmed Ye-sevî için de söz konusu olduğu bilinmek­tedir. Müridlerinin büyük bir çoğunluğunun konar göçer Türkmenler’den oluştuğu anlaşılan Ebü’l-Vefâ’nın bu tür âyinler yaptığından şüphe etme­mek gerekir. Ona nisbet edilen Vefâiyye tarikatının XIII. yüzyıl Anadolu’sun-daki en güçlü temsilcisi olan ve Babaî isyanı diye bilinen büyük sosyal ayaklan­mayı gerçekleştiren (1240) Baba İlyas’ın da bu tür âyinler yaptığını bizzat toru­nu Elvan Çelebi nakletmektedir.

Ebü’l-Vefâ’nın gerçekten Kürt asıllı olduğunu kabul etmek biraz güçtür. Çün­kü menâkıbnâmede onun en ileri gelen halifelerinin hemen tamamının Boğa b. Batu, Muhammed et-Türkmânî, Turhan, Tekin vb. tipik Türk isimleri taşıdığı ve­ya onların Türkmen olduklarını göste­ren nisbeleri bulunduğu görülmektedir. Ayrıca o çağın Arap müelliflerinin, bölge­nin yerli halkı olan Kürtler’in göçebe bir hayat tarzı sürmeleri dolayısıyla, Türk­men zümreleri gibi oraya gelen bütün öteki konar göçer toplulukları da “Kürd” kelimesiyle niteledikleri bilinmektedir. Buna göre Ebü’l-Vefâ’nın bir Kürt şey­hi olması muhtemel bulunmakla bera­ber Türkmen şeyhi olması ihtimali da­ha güçlü gibi görünmektedir.

Şa’rânf nin, zamanında çok büyük bir şöhret sahibi olduğunu kaydettiği Ebü’l-Vefâ ömrünün bü­yük bir kısmını Bağdat’ta geçirmiş, bun­dan dolayı Bağdadî nisbesini almış ve 20 Rebîülevvel 501’de bura­da vefat etmiştir. Harîrîzâde’nin onun ölüm tarihini 495 (1101) olarak göster­mesi yanlıştır.

Ebü’l-Vefânın biri fıkha dair er-Risâle, diğeri tasavvufla ilgili Huîâşatut-tev-hîd fî kavâcidi’t- tasavvuf adlı iki ese­ri olduğu rivayet edilmektedir.

Vefâiyye tarikatının Irak ve Suriye Türk-menleri’nin yanı sıra Anadolu’daki Türk­menler arasında da oldukça yaygın ol­ması sebebiyle Ebü’l-Vefâ’nın tesiri Ana­dolu’ya kadar uzanmıştır. XIII. yüzyıl başlarındaki büyük Türkmen şeyhlerinden olup adı Bektaşî geleneği­ne de kansan meşhur Dede Garkın’ın da bir Yesevî şeyhi olması muhtemel bu­lunduğu gibi bir Vefâî şeyhi olması da­ha büyük bir ihtimal gibi görünmekte­dir. Nitekim XIV. yüzyıl başlarında Os­manlı Devleti’nin teşekkülü sırasında, bu devletin arazisinde yerleşmeye ge­len ve ilk Osmanlı hükümdarlarıyla ya­kın ilişkiler kuran Geyikli Baba gibi Rum abdallarının da Ebü’l-Vefâ kültüne bağ­lı bulunduklarını ilk Osmanlı vekâyi’nâmeleri kaydetmektedir. Ayrıca Ebü’l-Vefâ menâkibnâmesinin Türkçe çevirisinden, Os­man Gazi’nin kayınpederi Şeyh Edebâli’nin de Vefâiyye tarikatına mensup ol­duğu anlaşılmaktadır. Bu ise Vefâiyye tarikatının Osmanlı Devleti’nin kurulu­şundaki rolünü vurgulamak bakımından önemlidir.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi