Ebül Fazl Mahmud Efendi Medresesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ebül Fazl Mahmud Efendi Medresesi. İstanbul’da XVII. yüzyılda yaptırılan medrese.

1954’te yıktırılan medrese, eskiden şehrin Divanyolu olarak adlandırılan ana caddesi kenarında Şehzade Camii karşı­sında, günümüzde (1994) belediye sarayı olarak kullanılan binanın havuzu ve oto­parkına girişinin olduğu yerde bulunu­yordu.

Mehmed Süreyya’nın bildirdiğine gö­re medresenin kurucusu, 997’de (1588-89) doğan. İstanbul kadısı, Anadolu ka­zaskeri, Rumeli kazaskeri, Galata kadısı olduktan sonra reîsülulemâ unvanını alan ve 1063’te (1653) vefat eden Ebülfazl Mahmud Efendi’dir. Ebülfazl, Osmanlı tarihinin büyük ailelerinden Karaçelebi-zâdeler’e mensup olduğuna göre Şeyhü­lislâm Abdülaziz Efendi’nin yakınıdır.

Medresede yapım tarihini veren bir ki­tabe yoktu. Ayvansarâyî, Mahmud Efen­di’nin vefat ettiğinde Burmalı Mescid yakınında bulunan kendi dershanesine defnedildiğini bildirir. Medresenin inşaatının bitirilip 1056 yılı Şevvalinde öğretime açıl­dığı Şeyhrden öğrenilmektedir. Ebülfazl Mahmud Efen­di Medresesi 1894 zelzelesinde olduk­ça zarar görmüş. Direklerarası caddesi tramvay hatlarına yer açmak için genişletilirken medresenin cadde kenarında­ki kısmı dışında yer alan dükkânlar kal­dırılmıştır. 1914 yılında kadro dışı oldu­ğu belirtilen medresenin o sırada on bir hücresinin bulunduğu kaydedildiği gi­bi mevcut durumu da şu satırlarla ifa­de edilmekteydi: “Nısfından fazlası ve cadde tarafı kamilen münhedim ve ar­kada birkaç oda ile bir dershanesi kalmış İse de mesdûd ve mâil-i inhidam bir halde olduğundan iğretiye alınarak öylece muhafaza edildiği gibi müştemilât-ı sâiresinin ekser kısmı münhedim olduğu ve havlisi de bi’t-tabi’ daraldığı cihetle hâl-i hâzıriyle talebe iskânı teh­likeli ve medrese esasen çarşı mahallin­de bulunduğundan yeniden inşası da pek muvafık olmamak gerektir”.

Aynı kaynakta belirtildiğine göre 1918′-de yazılan bir başka notta ise medrese­nin harap haide bulunduğu ve bazı yok­sul kişiler tarafından işgal edilmiş oldu­ğu belirtilmektedir. Bazı eski fotoğraf­lar, bu medresenin cadde üzerindeki gi­riş cephesini ve içinde revaklarını gös­terir. Resimlerin çekildiği sırada dükkân­lar kalkmışsa da giriş cephesi kemerli kapısı İle henüz sağlam halde idi. Avlu fotoğrafında ise revakların sütunları ile ayakta olduğu görülür. 1930’dan son­raki yıllarda revakların bütün kubbe, ke­mer ve sütunları ortadan kalktığı gibi cadde üzerindeki gösterişli giriş ve du­var da yok olmuştu. Ebülfazl Mahmud Efendi Medresesi’nin ana caddedeki perişan hali gözleri rahatsız ettiğinden o sırada belediye tarafından istimlâk edil­mesi, hatta başka bir yere taşınması da teklif edilmiştir.

Yeni belediye sarayının medresenin yakınında inşası kararlaştırıldıktan sonra sarayın yükseleceği yerde olmaması­na rağmen 1954 yılı yazında medrese tamamen yıktırılmış, yıkımın durdurul­ması yolundaki yayınlardan rahatsız olan ilgililer, yok ettikleri binanın enkazını da ancak iki yıl sonra 19S6 Mayısında kaldırmışlardır.

Kare planlı olan medrese Bizans dev­rinden kalma bazı tonozların üzerine oturtulmuştu. Nitekim burada yapılan kazıda, 8-10 m. derinde bir Geç Roma sarayının mozaiklerle süslü döşemesi bulunmuştur. Medrese, muntazam iş­lenmiş kesme taş kaplama ile gösterişli bir görünüme sahipti. Bir iç avluyu, dört taraftan baklavalı başlıklı mermer sü­tunlara dayanan sivri kemerli revaklar çeviriyordu. Bu kubbeli revakların geri­sinde ise içten 3,10 x 3,10 m. ölçüsün­de ocaklı hücreler sıralanıyordu. Bunlar kubbe yerine aynalı tonozlarla örtülmüş­tü. Hücreler avluya bakan pencerelerden ışık alıyordu. Medreselerde girişi daima çözümlenmesi bir mesele olan köşe hücreleri, burada diğerlerinden daha uzun (3,10 x 4,70 m.) dikdörtgen biçiminde ya­pılmak suretiyle giriş çözümlenmişti. Tam eksen üzerinde ortada olan mescid-ders­hane, üstü kubbe ile örtülü büyük kare bir mekândı. Kubbe geçişleri köşe tromp­ları ile sağlanmıştı. Kasnaksız kubbenin başlangıcını mukarnaslı bir friz çemberi süslüyordu.

Medresenin banisi Mahmud Efendi’nin türbesi dershanenin yan cephesine bitişik olarak sonradan yapılmıştı. Silin­dir biçiminde basit bir taşın üstündeki kitabesinde şu ibare vardı: “Hüve’1-bâki Sâhibü11 -hayrat ve’l-hasenât sabı­kan Rumeli kâdîaskeri merhum ve mağ­furun leh Karaçelebizâde Ebülfazl Mah­mud Efendi rûhiyçün el-Fatiha 1063”. Medrese yıktınlırken sökülen bu mezar taşının Şehzade Camii hazîresine taşın­dığı söylenmişse de bütün aramalara rağmen bulunamamıştır.

Bu türbenin yanına, bir cephesindeki iki sıra pencereden ışık alan bir mekân daha eklenmiş, daha sonra buna bir de hol ilâve edilmişti. Bu kısmın bir sıbyan mektebi olduğu anlaşılmaktadır. Esa­sen önünden geçen sokak da Mahmud Efendi Mektebi sokağı olarak adlandı­rılmıştı.

Ebülfazl Mahmud Efendi Medresesi’­nin mescid-dershanesinin çok zengin biçimde bezenmiş olduğu bilhassa bina yıkılırken ortaya çıkmıştı. XIX. yüzyılda kubbeyi süsleyen malakâri tezyinatın üstü kalın bir sıva ve badana tabakası ile kaplanarak üzerine siyah ve gri renk­lerde kalem işi tezyinat yapılmıştı. Du­varların yukarı kısımları, trompların iç­leri ve kemerler beyaz, kırmızı, yeşil ma­lakâri tekniğinde süslemelere sahipti. Bütün kubbenin iç yüzeyini kaplayan bu süsleme, klasik dönem Türk sanatında pek az yerde kullanıldığından nâdir ve değerli bir örnekti. Dershanenin yıkı­lan kapısının üst kemerinin de mermer üzerine altın yaldızla işlenmiş nakışları vardı.

Medresenin bütünü ihya edilmese bi­le en azından yalnız dershane kısmı ko­runarak restore edilebilir ve muhteşem malakârî nakışları ile yaşatılabilirdi. Bu medresenin tamamıyla ortadan kaldırıl­ması gerek şehir tarihi gerekse Türk sa­natı bakımından büyük bir kayıptır.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi