Ebu Mansur Abbadi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

37

ABBADL, EBÛ MANSÛR
 
Kutbüddîn Emîr Ebü Mansûr el-Muzaffer b. Ebü Hüseyn Erdeşîr el-Abbâdî (ö. 547/1152) İranlı mutasavvıf, vaiz ve hatip.

491’de (1098) Sincâbâd’da doğdu. Babası, Gazzâlînin de vaazlarını takip ettiği, Emîr Abbâdî adıyla tanınan meş­hur vaiz Ebü’l-Hüseyin Erdeşîr b. Mansûr’dur (ö. 1103). Merv’de şöhrete ka­vuştuğu için “Vâiz-i Mervezî” diye meş­hur olan Abbâdî ilk tahsilini Merv’de yaptı. Tanınmış muhaddislerden hadis dersi aldı ve daha sonra hadis rivayet etti. Genellikle güvenilir bir hadis râvisi olarak kabul edilir. Fakat Abbâdî daha ziyade baba mesleği olan vaizlikle ün yaptı. Vaazlarında halkı coşturduğu için kendisine “Sultân-ı sühan”, “Hâce-i manâ”, “Allâme-i rüzgâr” gibi unvanlar verildi. Mevlânâ Celâleddin, Şems-i Tebrîzi’yi övmek için Abbâdî gibi bir ifade kudretine sahip olmayı arzuladığına gö­re, Abbâdi’nin bu sahadaki şöhretinin daha sonraki asır­larda da devam ettiği anlaşılmaktadır.

Abbâdî Merv’de şöhrete kavuştuktan sonra Sultan Sencer’in elçisi olarak Bağdat’a gitti. Halife Muktefî-Liemrillâh’ın güvenini kazandı. Üç yıl kadar kaldığı Bağdat’ta vaazlar vererek halk­tan büyük ilgi gördü. Halifenin elçisi olarak Merv’e, oradan da tekrar Bağ­dat’a döndü. Elçilik göreviyle gittiği Hûzistan’da 2 Rebîülevvel 547’de Asker Mükrem’de vefat et­ti. Cenazesi Bağdat’a getirilerek Cüneyd-i Bağdâdf nin bulunduğu Sunîziyye Mezarlığı naziresinde toprağa verildi.

Devrinde vaizliğin (müzekkirlik) çok rağbette olması, onun küçük yaştan iti­baren bu mesleğe ilgi duymasına sebep oldu. Serbest düşünmeyi ve fikirlerini rahat bir şekilde ifade etmeyi sevmesi onu mutasavvıflara yaklaştırmış, tasavvufî eserleri okuyup bunlardan fayda­lanmasını sağlamıştı. Eserleri tasavvufî düşünceye olan meylini ve bu konudaki bilgisinin derinliğini açık bir surette göstermekteyse de münasebet kurdu­ğu şeyh veya mutasavvıflar hakkında kaynaklarda herhangi bir kayıt yoktur. Sûfî tabakat kitaplarında kendisine yer verilmemesi, sûfîler nezdinde mutasav­vıf sayılmadığını gösterir. Talebesi Ebû Saîd es-Semânî hadis rivayeti hususun­da Abbâdînin itimada şayan olduğunu, ancak dînen doğru olmayan bazı hususları yapmakta mahzur görmediğini söyler. Nitekim Hamza b. Mekkî de Ab-bâdînin namaz konusunda ihmalkâr davrandığını nakleder ki, bütün bunlar onun dinî emirler karşısında pek has­sas olmadığını göstermektedir. Din adamlarının halk üzerindeki nüfuzları­nın kuvvetle hissedildiği bir dönemde yaşayan Abbâdî, hitabet gücüyle halkın güvenini kazandıktan sonra daha ser­best konuşmuş ve daha rahat hareket etmiştir. Onun bu davranışı devlet adamları yanında itibar kazanmasını sağlamışsa da Hanbelfler’in tenkidine uğramaktan kurtulamamıştır. Çünkü o. İslâm tarihinde, herhangi bir ilimde ih­tisas sahibi olmadan yalnız hitabet gücüyle büyük şöhret kazanan şahsi­yetlerden biridir.