Drina Köprüsü Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

74

Drina Köprüsü. Bosna -Hersek’te Vişegrad’da Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa adına Mimar Sinan’ın yaptığı köprü.

Köprü aslında Vişegrad veya banisi So­kullu Mehmed Paşa’nın adlarıyla tanın-maktaysa da 1960’tan sonra Yugoslav yazarı Jvo Andric’in romanı dolayısıyla ai-tından geçen akarsuyun adıyla şöhret bulmuştur. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa’nın vakfiyesinde (Millet Ktp., Ali Emî-rî, Tarih, nr. 933! anıldığı gibi evvelce biri menba, diğeri mansab tarafında bulu­nan iki manzum kitabede baninin adı ve yapım tarihi açık şekilde bildirilmiştir.

Halen tarih köşkü üzerinde yer alan bu iki kitabeden birincisinde köprünün hay­rat olarak Sokullu Mehmed Paşa tara­fından yaptırıldığı belirtildikten sonra, “Görüp itmamını Hâdî dedi ana târih / Bârekellah aceb cisr-i kebîr ü eltâf-sene 985 (1577-78)” mısraıyla inşa tarihi ve­rilmektedir. Metni daha değişik olan İkin­ci kitabenin tarih mısraı ise şöyledir: “De­di târihin Nihâdî her gören ede dua / Yaptı bu köprüyü su üzre Mehemmed Paşa-sene 985 (1577-78)”. Birinci kita­benin tarih mısraı değişik biçimlerde okunarak farklı şekillerde hesaplanmak­tadır. Bazı araştırmacılar bunun 979 (1571-72) olduğunu ileri sürerek bu ta­rihin inşaatın başlama, diğerinin ise bi­tiş tarihi olabileceğini kabul ederler. I ve II. Dünya savaşlarındaki saldırılarda ha­rap olup tamamen parçalandıkları belirtilen bu kitabeler, anlaşıldığına göre eski metinleri tesbit edilerek yeniden ta­şa işlenip birlikte kitabe köşküne yer­leştirilmiştir. Bu arada Mehmed Muje-zinovic, kitabelerden birincisinin tarihini 979 (1571 -72) olarak kabul edip taşa da böylece yazdırmıştır. Halbuki kitabele­rin bozuk kısımlarını Evliya Çelebi Seyalafrıdme’sinin çeşitli yazmalarmdaki me­tinlerle karşılaştıran Ekrem Hakkı Ay-verdi her iki kitabenin aynı tarihi verdi­ği sonucuna varmıştır.

Köprünün mimarı Hassa Başmiman Sinan’dır. Onun meydana getirdiği eser­lerin listesini veren Tezkiretü’l-ehniye’-de köprü anılmaktadır. Osmanlı hâki­miyeti döneminde Evliya Çelebi köprü­yü görmüş ve kitabelerini kısmen kay­detmiştir. Yüzyıllarca hizmet veren ve sağlamlığı ile çevrede yaşayanların ata sözlerine de giren köprü E. H. Ayverdİ’-nin işaret ettiğine göre 1664 ve 1875′-te tamir edilmiş. 1896’daki taşkında sa­dece korkulukları zarar görmüştür. Avus­turyalılar tarafından 1911’de yapılan bir tamirin arkasından I. Dünya Savaşı sıra­sında 1914-1915’te batıdaki üç ve dör­düncü ayaklarla birlikte üç kemeri tah­rip edilmiştir. Bir süre üzerine yapılan bir ahşap ilâveden geçilmiş, 1939’da köp­rünün yıkık kısımları ihya edilmiş, fakat II. Dünya Savaşı içinde 1943’te dört ayak ve beş kemer tekrar yıkılmıştır. Bunun üzerine 1949’da köprünün tamirine baş­lanmış ve 1952’de tamamlanmıştır. Dün­ya edebiyatında bir romanla tanınan köp­rü, bu yeni şöhretini İvo Andric’in 1945′-te yayımladığı Na Drini Cuprija {Drina Köprüsü) romanı ile kazanmıştır. 1961 yılında sahibine Nobel edebiyat ödülünü kazandıran roman Türkçe’ye de çevril­miştir.

Çok muntazam işlenmiş kesme taş­lardan yapılan köprünün bir ucu 90 de­recelik bir açı teşkil edecek şekilde kıvrıktır. Ortada, kademeli bir çıkma üzeri­ne oturan çift renkli geçmeli mermer­den kemeri olan kitabe köşkü bulunur. Burada üstte olan kitabe yazı karakteri bakımından inşa dönemine uymaktadır. Fakat alta kemerin içine yerleştirilmiş olan 979 (1571-72) tarihli ikinci kitabe buraya uymadıktan başka yazı biçimi itibariyle de çok yeni olduğunu gösterir. Kitabe köşkünün tam karşısında yine kademeli bir çıkma üzerinde bir dinlen­me sofası yer alır. Taş sedirli bu dinlen­me sofası, eski fotoğraflardan anlaşıl­dığına göre 1949-1952 restorasyonun­da ihya edilmiştir.

Akarsu üzerindeki esas köprü kısmı, Cevdet Çulpan tarafından verilen ölçü­lere göre 179 m. uzunluğunda olup on bir gözlüdür. Ortadaki büyük kemerler 14,79 m. ve 14,20 m. açıklıkta, diğerle­ri 11,50 m.-13,50 m. arasında değişen açıklıklardadır. Ayak kalınlığı ortalama 4 m. civarında olup yola bağlantıyı sağ­layan kıvrık kısım ise 120 m. uzunluğun­dadır. Köprünün masif taş levhalardan korkulukları vardır. Ayakların aralarında içleri dolu ikişer kör kemer bulunmak­tadır. Bunların aslında açık olarak dü­şünüldüğü ve taşkın gözleri oldukları ile­ri sürülürse de ilk yapımda cepheye ha­reketlilik kazandırmak için dolu olarak yapıldıkları da düşünülebilir.

Eski köprülerin pek çoğu için olduğu gibi Drina Köprüsü için de hepsi birbi­rine benzeyen birtakım efsaneler, halk söylentileri uydurulmuştur. Andric’in ro­manında köprünün mimarını Rade adın­da bir Bosnalı olarak göstermesi ilmî gerçeklere aykırıdır. Osmanlı Devleti’nin birçok yerinde hayratı olan Sokullu Meh-med Paşa’nın Drina suyu üzerindeki bu köprüsü, hakkında kaleme alınan bir ro­man ve Sokullu’nun Boşnak asıllı oluşu sayesinde yok olmaktan kurtulmuştur ve Avrupa’nın bu bölgesinde Türk mima­risinin asalet ve güzelliğini gözler önü­ne seren bir sanat abidesidir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi