Dinin Eğitim Kurumu ile İlişkisi

PAYLAŞ

Dinin Eğitim Kurumu ile İlişkisi

Şüphesiz burada da karşılıklı bir ilişki söz konusudur. Din eğitimi, eğitim dini et- kileyegelmiştir. Bu çerçevede bir temel kurum olarak din, diğer kurumların düzen, meşruiyet ve sürekliliğine katkıda bulunduğu gibi eğitim ile de yakından ilgilen­miştir. Büyük bir ihtimalle ilk formel eğitim, din kurumu tarafından gerçekleştiril­miştir. Çünkü eski Sümer, Eti, Mısır uygarlıklarında tapınakların aynı zamanda bi­rer eğitim kurumu görevi yerine getirdikleri bilinmektedir.

Yüzyıllar boyu toplumlar din tarafından eğitilip olgunlaştırılmışlardır. Bugün bi­le pek çok dinî alt kurum, genelde sekülerlik üstüne kurulu modern yapılarda bi­le eğitim işlevini yerine getirmeye devam etmektedir. Mesela cemaat olgusu, ortak ibadet şekilleri, öğüt verme, vaaz gibi eylemler birer dinî işlem oldukları kadar, ay­nı zamanda eğitim tarzlarıdır.

Eğitim dinin doğasında vardır. Özellikle yüksek tipli dinlerin en önemli olgula­rından birisi olan vahy bir bilgilendirme ve davranış kazandırma sürecidir. Din, Tanrı ekseninde işleyen bir sistemdir. İnsanın Tanrıyla ilk ilişki biçimi şüphesiz ona inanıp bağlanmadır. Bu inanma bilmeyi gerektirir. Bu açıdan bakıldığında özellikle yüksek tipli dinlerin önemli olgularından birisi olan vahiy, öncelikle inanç ve gereklerinin dayandırılacağı bir bilgilendirme işidir. Bunun ise bir eğitim işi olduğunda şüphe yoktur.

Burada belki daha önemli olan dinin insana planlı-bilinçli davranışlar kazan- dırmasıdır. Dinin önemli konularından birisinin insana ahlaki davranışlar kazandır­ma, bunun da sonuç olarak bir eğitme işi olduğu göz önüne getirilirse dinin eği­tim üzerindeki etkinliği görülmüş olur. Yani Tanrının insanlardan istediği şeyler kendisini insan ilişkilerinde gösterir ki eğitimin temel esprisi de budur.

İnsanlık, başından beri dinin kucağında yetişmiştir. Tarihsel geçmiş göz önüne getirildiğinde insanoğlunu dinden daha eğiten bir kurum bulmak mümkün değil­dir. Din kabaca var olan insanı kültürlendirip inceltmiştir.

Şüphesiz kurumsallaşmış bir eğitimin de din üzerinde önemli bir etkisi varola- gelmiştir. Dinin sistemli bir biçimde öğretilmesi eğitime bağlıdır. Bu etki bazen kendini daha ileri boyutlarda da göstermiş, belli eğitim yapılanmaları zaman için­de kendine has bir din anlayışını doğurmuştur. Batıda skolastik zihniyet, İslam dünyasında Medrese, bu eğitimsel din anlayışına verilebilecek örneklerdir.

Dünyanın hemen her yerinde çocukların velilerince dinî eğitimden geçirilmele­ri salt dindar bir nesil yetiştirmenin ötesinde ciddi bir sosyalleştirme çabasını ifade etmektedir. Bundan dolayıdır ki günümüzde “Kendim iyi bir din eğitimi almadım ama çocuklarımın dindar olmasını istiyorum” diyen pek çok kişiye rastlanmakta­dır. Bu kaygının temeli sıradan bir sosyalleşme sürecinin sonucuna duyulan gü­vensizlik ve bu sorunun din ile aşılabileceği düşüncesidir.

Bu düşünce sonuç olarak yanlış da değildir. Din, davranışların içselleştirilerek benimsenmesine katkıda bulunarak sosyalizasyon sağlayan bir kurumdur. Çünkü davranışlar ondan referans aldığı oranda daha bir benimsenmektedir.

Şüphesiz eğitim konusunda farklı dinler az çok değişik referans sistemlerini de gündeme getirmektedir. Yani farklı dinî yaklaşımlar, eğitim farklılıklarına neden olabilmektedir. Mesela Batıda Katolik ve Protestan sosyalleşmelerinin farklılık arz ettiği, uygulamaları ile yaşanan halk dindarlığı arasında bir açıklığın olduğu gözlen­miştir. Katolik eğitim uygulamaları cezalandırıcı ve yerleşme normlarının baskıyla yerine getirilmesine yönelik iken Protestan eğitim uygulamaları manevi cezalandı­rıcı ve normlarda hedeflenen karakterin özümsenmesine yöneliktir (Kehrer, 1992, 97). Hatta bu durum toplumsal farklılıklara göre değişmekte ve mesela İngiliz ve­ya Fransız Katolikliği veya Protestanlığına göre de az çok farklılık göstermektedir.

Günümüzde kurumlar arası ilişkilerde önemli sorunlardan birisi yer yer eş gü­dümün bozulmuş olmasıdır. Bu sorunla özellikle din-siyaset, din-eğitim kurumları arasındaki ilişkilerde karşılaşırız. Bu sorunun tipik örneklerinden birisi eğitim ve din arasındaki ilişkidir. Eğitimi seküler kılmak adına arada eş güdüm bozulmakta, yapay alanlar ve sınırlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki kurumlar arasında­ki fark yapay bir alan belirlemede değil, kendine özgü yaklaşımdadır.