DİNİ TECRÜBENİN İFADE ŞEKİLLERİ

DİNİ TECRÜBENİN İFADE ŞEKİLLERİ

Kutsalın tecrübesi şeklinde tanımlanan dinî tecrübe muhtelif şekil- lerde objektifleşerek türlü ifade tarzlarına bürünmektedir. Strük- türal Din Sosyolojisi, bir dinî tecrübede yer alan temel unsurların ne­ler olduklarım araştırmaktadır. Anlaşılan, dinî tecrübenin yapısal un­surları, aynı zamanda diyalektik olarak kendi zıtlarınm varlığım da ta- zammun ediyor. Buna göre, sosyo-kültürel bir ortamda vücut ve ha­yatiyete erişen bir dinî tecrübede yapısal olarak yer alan kutsal, inanç, ibadet, cemâat, rahip, kurban, ayin, mit, mistisizm, vb. tüm unsurlar, bunların karşıtları olan kutsalsızlık, inançsızlık, ibadetsizlik, cemâat- sizlik, ruhbansızlık, kurbansızlık, ayinsizlik, çilecisizlik vb. karşıt un­surlar, kategoriler veya formların varlığını da en azından potansiyel olarak gerektiriyor. Bu bakımdan da, anlaşılan dinî tecrübe, beşerî ve dünyevî ortamda, dinamik bir diyalektik karaktere sahip bulunuyor. Nitekim, tarihî ve sosyolojik olarak dinler ve dinî hayat, bir toplum ve kültür ortamında, çeşitli iç ve dış etkenler çerçevesinde bu yapısal unsurların dinamiğine göre şekilleniyor ve hattâ değişime uğrayarak yeni formlara yöneliyor. Bu bakımdan da, strüktüral din sosyolojisi açısından dinlerin ve dinî yaşayışların, bu unsurlar yahut kategorile­rin varlık, çeşitlilik ve dinamizmine göre tipolojik analizi bizi gayet il­ginç sonuçlara götürüyor. Burada, bu çerçevede, tarihen bildiğimiz dinlerin yahut dinî yaşayış formlarının dinamik tipolojik etüdüne gi­rişmek söz konusu değildir. Sadece, meselâ fenomenolojik açıdan, ta­rihî süreçte ‘kutsalın morfolojisi’ n\ inceleme konusu yapan M. Eli- ade’ın, li kutsal’m kipleri” (modülation)nı bize göstermiş bulunduğu­na işaretle,[1] dinî tecrübenin toplumsal ve sosyolojik perspektifte, te­mel anlatım formları üzerinde durmamızın, sistematik din sosyolojisi incelemeleri bakımından büyük önem taşıdığını belirtelim.

Modern sosyal antropolojinin en önemli kurucularından, araştır­malarını toplumsal yapının bilimsel ve sistematik incelenmesine yö­neltmiş ve bu amaçla toplumsal kurumlar ve onların en önemlilerin­den biri olarak din ve onun toplumla olan ilişkilerinin çözümlenmesi problemi üzerinde önemle durmuş bulunan A. R. Racdliffe-Brotvn (1881-1955), bir toplumsal davranış türü olarak dini, aşağıdaki şekil­de incelememiz gerektiğini ifade ediyor:

  1. Toplum hayatında bir dini anlamak için, onun oradaki etkileri­ni incelemek gerekir. Bu bakımdan toplum içerisinde din faaliyet ha­linde incelenmelidir.
  2. Bu çerçevede, dinî cemâate aidiyetin kişide meydana getirdiği duyguların incelenmesi çok büyük bir önem taşımaktadır. Aslında, din insanda, toplumsal dayanışmanın esasını teşkil eden, hem korku ve hem de saygıya dayalı, çift yönlü bir bağımlılık duygusu oluşturur. Bu bakımdan, bu duygunun incelenmesi, dinin hem sosyolojik, hem de sosyal psikolojik yönlerinin aydınlatılması bakımından önem arz et­mektedir.
  3. Aynı şekilde, dinî fiiller, ritüeller ve ayinlerin incelenmesi de önemlidir.
  4. Dinî inançlar ve dogmaların incelenmesi gerekir.
  5. Din ve dinî grup, cemâat, mezhep ve teşkilatlarla toplumsal yapı arasındaki ilişkileri inceleme konusu yapmalıdır. Bir din, içinde hayatiyet bulduğu toplumsal yapı ile doğrudan ilişkili olabileceği gi­bi, bir ölçüde ondan bağımsız bir varlık da gösterebilir. Bu bakımdan din, bir ölçüde toplumsal yapıyı destekleyici bir fonksiyon görebildi­ği gibi, belli bir ölçüde de onun dışında çalışan özerk bir mekanizma­ya da sahiptir.

Halbuki, Malinowski ve Durkheim gibi fonksiyonalistlerin dahil bulunduğu ekol, dinin toplum hayatında yapısal bir unsur olarak ye­rini aldığını ve bu çerçevede toplumsal yapıyı ve bütünleşmeyi destek­leyici ve istikrarı sağlayıcı bir fonksiyon gördüğünü düşünmekte, bu­nu yaparken de kültür ve toplumu ve tabii ki dini bir ölçüde birbirle- riyle özdeşleştirmektedirler. Radcliffe BrownTn yukarıdaki açıklama­ları ise bunların bir ölçüde birbirlerinden ayrı ve bağımsız varlıklar ol­duğunu göstermeye çalışıyor. Aynı şekilde, İslâmiyet ve özellikle de Endonezya ve Kuzey Afrika’da yaşanan Müslümanlık üzerine olan antropolojik çalışmaları ile tanınan Geertz’de, dinin ve onun ait oldu­ğu kültür sisteminin bir ölçüde toplumdan ve toplumsal yapıdan ba­ğımsız bir dinamiğe sahip bulunduğunu göstermiş bulunuyor. Geertz, bir semboller sistemi olarak kabul ettiği dinin, insana bir dünya görü­şü ve hayat anlayışı sağladığını ve bu şekli altında insan davranışları­nı yönlendirmek sûretiyle fonksiyon gördüğünü düşünüyor.[2]

Sosyologlar, dinî tecrübenin, bir insan yahut toplum hayatında ya da tarihî ve sosyo-kültürel ortamda büründüğü .ifade şekillerini çeşitli biçimlerde kategorize etmiş bulunuyorlar. Bu cümleden olarak, meselâ Ch. Glock, W. E. Gregory, R. R. Dynes, J. M. Yinger, T. E Hoult, J. Wach, G. Menshing ve G. Le Bras’m tasnifleri bulunmaktadır. Sosyo­logların dinî tecrübenin ifade şeklilerini tasniflerindeki farklılaşmanın, onların din tariflerinde temel aldıkları kriterlere sıkı sıkıya bağlı bulun­duğunu önemle belirtelim. Burada, dinî tecrübenin ifade şekilleri ya da bir başka deyişle dinî tecrübenin tezahürlerine sosyologların yaklaşım şemaları hususundaki farklı tasnifleri teker teker ele alacak değiliz. An­cak en önemlilerinden bazılarına işaret etmekle yetinelim:

[1] Bk.: M. Eliade, Traite d’Histoire des Religions, Paris: Payot. 1975.

[2] A.R. R. Brown, Structure and fonction in Primitive Society, Ne w York: Free Press, 1965, s. 177. Krş.: Ş. Mardin, Din ve İdeoloji, İstanbul, 1983, s. 39-50.