DİN VE SOSYAL BÜTÜNLEŞME

0
50

DİN VE SOSYAL BÜTÜNLEŞME

sosyoloji tarihi ile meşgul olanların dikkatini çeken önemli husus­lardan biri, toplumla ilgili en orijinal görüşlerin, sosyal olayların realitesinin insanlar üzerindeki nüfuzunu en güçlü bir şekilde hisset­tirdiği toplumsal çalkantı ve kriz dönemlerinde ortaya atıldığı vakıası­dır.[1] Hakikaten bu devrelerde insan düşüncesi ve hassasiyeti sosyal problemler ve özellikle bunlardan hayatî önemi haiz olanlar üzerinde daha da çok güçlü bir biçimde temerküz etmektedir.

Beşer hayatının, bilim ve teknik alanındaki büyük ilerlemeler, sa­nayileşme ve şehirleşmenin beraberinde sürüklediği hızlı sosyal, eko­nomik ve kültürel değişmelere sahne olduğu çağımızda ise, toplumla- rın karşı karşıya bulundukları en önemli meselelerden biri, hiç şüphe­siz sosyal bütünleşme problemidir. Gerçekten de, sanayi ihtilalinin ge­leneksel toplumlarm yaşayışında ve sosyal yapılarında meydana getir­diği büyük değişiklikler ve bunları müteakip ortaya çıkan toplumsal istikrarsızlık, çalkantılar ve çözülmeler, kendilerini toplumlarm bilim­sel incelemesine vermiş bulunan sosyologların dikkatini bütünleşme konusu üzerine çekmiş olup, Fransız Sosyoloji Ekolünün kurucusu E. Durkheim modern sosyologlar arasında sosyal bütünleşme konusu üzerine eğilme geleneğinin öncüsü olmuştur. Durkheim’den sonra pek çok sosyolog bütünleşme konusu üzerinde durmuştur ve halâ da durmaya devam etmektedir.

Maamafih, sosyal bütünleşme konusu, gerçekte hemen her devir­de toplumsal istikrar ve ahengin devamı açısından her toplum için önemli bir sorun olmuş ve bu bakımdan da düşünürlerin dikkatini üzerine çekmiştir. Nitekim, meselâ sosyoloji ilminin İslâm dünyasın­daki büyük öncüsü ve hattâ adını koymamakla birlikte gerçek kuru­cusu sayılabilecek olan XIV yüzyılın büyük mütefekkiri İbn Haldûn,[2] İçtimaî hayatın teşekkülü ve dinamizminin enerji kaynağı olarak te­lâkki ettiği “asabiyet” üzerinde önemle durmakla, sosyal bütünleşme problemine el atmada da öncülük etmiş bulunmaktadır.

Çeşitli faktörlerin rol aldığı karmaşık bir olay olan sosyal bütün­leşmenin din ile olan münasebetleri konusu ise, din ve toplumun kar­şılıklı ilişkileri, etki ve tepkilerini incelemeyi kendilerine konu edinmiş bulunan din sosyologlarının üzerinde önemle durdukları bir mevzu­dur. Öyle ki, XX. yüzyılın başlarında bağımsız bir bilim dalı olma im­kânına kavuşmuş bulunan din sosyolojisi, ilk dönemlerde kendini fel­sefî spekülasyonlar ve sosyografik tespitlerden tam anlamıyla kurtara- mamış olmakla birlikte, giderek sosyolojik problemlerle el atmaya yö­nelmiş ve işte bu meyanda din sosyologlarının üzerinde önemle dur­dukları meselelerden biri sosyal bütünleşmenin dinle İlişkileri konusu olmuştur. Nitekim, din sosyologlarının bu konunun araştırılmasına verdikleri önem, Polonya’da 5-6 Eylül 1959 da 130 kişinin iştirâkiyle düzenlenen 6. Milletlerarası Din Sosyolojisi Konferansının “Sosyal Bütünleşme ve Din” münasebetlerine tahsisi ile sonuçlanmıştır. Ülke­mizde ise, din sosyolojisi biliminin ilk ciddi temsilcisi olan Ziya Gö- kalp, sosyal bütünleşme ve din münasebetleri çerçevesinde özellikle milli bütünleşmede dinin rolü konusuna el atmada öncülük etmiştir.

Bununla birlikte, Din Sosyolojisi bakımından sosyal bütünleşme ve din münasebetleri konusunun tam anlamıyla halledilmiş olduğunu düşünmek de hatalı olacaktır. Meselâ, konu İslâmiyet ve özellikle bi­zim toplumumuz açısından, ampirik bir yaklaşımla ele alınmak üzere pek çok bakımlardan el değmemiş olarak ortada durmaktadır. Bu tür deneysel ve objektif Din Sosyolojisi çalışmalarını beklerken, burada konuyu, genel hatları ve temel meseleleri itibariyle göz önüne sermek istiyoruz. Ancak buna geçmeden önce sosyal bütünleşmeden ne anla­şıldığını açıklamamız gerekecektir.

[1] Bk.: G. Bouthoul, Historie de la Sociologie, Paris: PUF, 1967, s.5.

[2] Bu konuda daha geniş bilgi için bk.: Ü. Günay, “İslâm Dünyasnda Bir Din Sos­yolojisi Öncüsü. İbn Haldûn”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi,

  1. 6, 1986, s. 63-104.